29. HIYAR (Seçimlilik Şartıyla) SATIŞI KİTABI

105. Seçimlilik Şartıyla Satış
    1. Hükmü
    2. Süresi
    3. Peşinlik Şartı
    4. Seçimlilik Süresinde Malın Zarar Görmesi
    5. Seçimlik Hakkının Mirasçılara Geçmesi
    6. Seçimlilik Hakkının Sahipleri

 



29. HIYAR (Seçimlilik Şartıyla) SATIŞI KİTABI

105. Seçimlilik Şartıyla Satış

Bu sansa dair olan bahsimiz -Bu satış caiz midir, değil midir? Caiz ise ne kadar bir süre ile muhayyerlik (seçimlilik) şart koşulabilir? Bu satışta peşin-lik şart koşulabilir mi? Muhayyerlik şart koşulduğu süre içinde mal bir zarara uğrarsa, zarar kime aittir? Şart koşulan muhayyerlik, adamın ölümü ile varislerine geçer mi? Kimin muhayyerliği şart koşulabilir, kimin koşulamaz? Bu yetkiyi kullanmada hangi fiiller söz yerine geçer? diye- yedi konudan ibarettir. 1

1. Hükmü:

Süfyan Sevrî, îbn Şibrime ve Zahirîlerden bir cemaat dışında, bütün fu-kaha bu satışın cevazını benimser. Delilleri de, Habban b. Münkiz'in hadisi ile Abdulah Ibn Ömer'den rivayet olunan hadistir. Zira rivayet olunduğuna göre Habban satışlarda aldandığından yakınmış da, Peygamber Efendimiz ona,
«Üç güne kadar satışı kabul veya feshetmekte serbestsin» 2buyurdu. Ibn Ömer'den rivayet olunun hadise göre de Peygamber Efendimiz,
«Satıcı ile alıcı birbirlerinden ayrılmadıkça satışı kabul veya bozmakta serbesttirler. Ancak Hıyar satışı bu hükmün dışındadır» 3buyurmuştur.
Caiz olmadığını söyleyenler de, «Muhayyerlikte garar vardır. Ayrıca -Kitap, sıhhatli sünnet veyahut icma'dan muhayyerlik şartı ile yapılan satışın cevazını gösteren bir delil bulunmadıkça- satışta asıl kesinliktir. Habban'in hadisi de ya sahih değil veyahut -eğer sahih ise- Habban'a mahsustur. Çünkü rivayete göre satışlarda aldandığından yakınması üzerine Peygamber Efendimiz kendisine üç güne kadar muhayyerlik vermiştir. İbn Ömer'in hadisindeki 'Hıyar satışı bu hükmün dışındadır' sözü,
«Meğer ki; biri, alış-verişdeki arkadaşına (Satışı kabul veyahut bozmaktan birini seç) desin mânâsında-dır. Nitekim hadis, bu şekilde de varit olmuştur» demişlerdir. 4

2. Süresi:

Muhayyerlik şartı ile yapılan satışın cevazını benimsemiş olanlar muhayyerlik süresi hakkında ihtilaf etmişlerdir
imam Mâlik'e göre muhayyerlik için belli bir süre yoktur. Bu süre ihtiyaca göre değişir. Bu da satılan malın durumuna göredir. Mesela: Mal, elbise veya benzeri şeyler olduğu zaman iki günlük bir süre kâfidir. Cariye olduğu zaman beş gün veya bir hafta, ev ve benzeri şeylerde de ancak bir ay kâfi gelir. Demek oluyor ki îmam Mâlik'e göre ihtiyaçtan fazla olan uzun süre caiz değildir, imam Şafiî ile imam Ebû Hanife de, «Muhayyerlik süresinin en uzunu üç gündür. Üç günden fazla caiz değildir» demişlerdir, imam Ahmed, imam Ebû Yusuf ve imam Muhammed b. Hasan ise, «Muhayyerlik için ne kadar süre şart koşulsa, caizdir» demişlerdir. Süfyan Sevrî, îbn Cinnî ve bir cemaat da, «Muhayyerlik için süre şart değildir. Muhayyerlik şart koşulduğu zaman taraflar hiçbir süreye tabi değillerdir. Ne zaman isterlerse satışı feshedebilirler» demişlerdir.
imam Mâlik de «Süresiz muhayyerlik şartı caizdir. Fakat hakim, malın cinsine göre bir süre tayin eder» demiştir, imam Ebû Hanife ile imam Şafiî ise «Süresiz muhayyerlik şartı hiçbir suretle caiz değildir ve eğer şart koşulsa, satış fesada gider» demişlerdir. Ancak bu iki imam, süresiz muhayyerlik şartının koşulduğu zaman, eğer taraflar üç gün içinde satışı kesinleştirecek olurlarsa satış sahih olur mu, olmaz mı diye ihtilaf etmişlerdir, imam Ebû Hanife, «Üç gün içinde satışı kesinleştirdikleri takdirde satış sahihleşir. Aksi takdirde satış fasittir» demiştir. îmam Şafiî ise, «Satış akdi anında süresiz muhayyerlik şartını koştukları için, üç gün içinde satışı kesinleştirseler bile satış fasittir» demiştir, işte fukahanın muhayyerlik süresi hakkındaki ihtilafları budur. Yani süresiz muhayyerlik şartı caiz midir, yoksa belli bir süre gerekir mi? Şayet gerekiyorsa ne kadardır? Süresiz muhayyerlik şartının caiz olmadığı zaman, caiz olmaması için üç gün içinde satışı kesinleştirmemiş olmak şart mıdır, yoksa üç gün içinde bu olsa bile, yine de satış fasit midir? Delillerine gelince: Muhayyerlik şartını caîz görmeyenlerin delillerini yukarıda gördük. Üç günden fazla muhayyerlik şartını caiz görmeyenler de, «Çünkü asıl, muhayyerlik şartının caiz olmamasıdır. Ancak Habban b. Münkiz veyahut Münkiz b. Habban'ın hadisinde Peygamber Efendimiz'in kendisine 'Üç güne kadar muhayyersin' buyurduğu varit olduğu için üç güne kadar cevazı, -yaş hurmanın ağacında iken ölçekle tahmin edilerek kuru hurma ile satışının yasak edilmesinden, bir bahçeden muayyen bir ağacın istisnası gibi-ana kaidelerden istisna edilen ruhsatlardandır. Nitekim,
'Her kimki, satmak istediği hayvanın sütünü çok olduğu sanılsın diye sütü sağılmayıp göğsünde biriktirilen bir hayvanı satın alırsa (onu geri vermemekte) üç güne kadar muhayyerdir' 5 hadisinde de muhayyerlik süresi üç gün ile sınırlandırılmıştır» demişlerdir. Mâlikîler de «Muhayyerlik şartını koşmanın hikmeti, alıcıya malı beğenip beğenmemek için imkân vermektir. Şu haİde muhayyerlik süresi, satılan malın cinsine göre değişmelidir» demişlerdir. Mâlikîlere göre nass, sanki bu manayı ifade etmek için varit olup kendisinden umum murad olan hâss kabilindendir. 6

3. Peşinlik Şartı:

Bu satışın Bey' ile Selem'den hangisine girdiği malum olmadığı için, îmam Mâlik ile tabilerine göre bu satışta peşinlik şartı caiz değildir. Fakat bu zayıf bir sebeptir. 7

4. Seçimlilik Süresinde Malın Zarar Görmesi:

Muhayyerlik süresi içinde malın uğradığı zararın kime ait olduğu konusuna gelince: Ulema bunda da ihtilaf etmişlerdir
imam Mâlik ile tabileri, Evzâî ve Leys b. Sa'd, «Muhayyerliği ister satıcı ile alıcının ikisi de, ister yalnız biri şart koşmuş olsun, muhayyerlik süresi içinde malın uğradığı zarar satıcıya aittir. Alıcı için bir şey yoktur» demişlerdir. Kimisi de «îmam Mâlik'in mezhebine göre eğer mal, satıcının elinde ziyana uğrarsa, ziyanın satıcıya ait olduğunda ihtilaf yoktur. Fakat eğer alıcının elinde ziyana uğrarsa o zaman, Rehin ve Ariye'nin hükmüne tabidir. Yani eğer ziyana uğraması alıcının ihmalinden ileri gelirse, ziyan alıcıya, onun ihmalinden ileri gelmezse satıcıya aittir» demiştir. îmam Ebû Hanife de, «Eğer muhayyerliği her ikisi veyahut yalnız satıcı şan koşmuş ise, mal satıcınındır ve dolayısıyla ziyan ona aittir. Eğer yalnız alıcı şart koşmuş ise o zaman mal, her ne kadar satıcının mülkiyetinden çıkmış ise de, alıcının da mülkiyetine girmeyip ortada kalmıştır» demiştir. Kimisi de îmam Ebû Hani-fe'den «Bu durumda, alıcının satıcıya satış bedelini vermesi gerekir» dediğini rivayet etmiştir. Bu ise, İmam Ebû Hanife'nin, malın alıcının mülkiyetine girdiği görüşünde olduğunu gösterir. İmam Şafiî'den de bu hususta iki kavi rivayet olunmuştur. En meşhurları -muhayyerlik şartı kimin tarafından koşulmuş olursa olsun- ziyanın alıcıya ait olduğu yolundadır.
Her hal-u kârda ziyanın satıcıya ait olduğu görüşünde olanların dayanağı şudur; Satıcı alıcıya, «Sana sattım» dediği halde alıcı ona «Satın aldım» demediği zaman nasıl satış akdi kesinlik kazanmıyorsa, muhayyerlik şartı ile yapılan satış akdi de kesin olmadığı için onunla mal, satıcının mülkiyetinden çıkmış olmaz.
Ziyanın alıcıya ait olduğunu söyleyenler ise, muhayyerlik şartı ile yapılan satış akdini de, kesin olan satış akdine kıyas etmişlerdir. Halbuki bu kıyas -bir ihtilaf konusunu bir ittifak konusuna edilen kıyas olduğu için- zayıftır.
Taraflardan yalnız biri şart koşup da diğeri şart koşmadığı zaman, ziyanın şart koşana ait olduğunu söyleyenlere gelince: Çünkü eğer bu şarü koşan satıcı ise, malı kendi mülkiyetinde tutmuş olur. Eğer alıcı ise, mal satıcının mülkiyetinden çıktığı için onun mülkiyetine girmiş olması gerekir.
«Muhayyerliği yalnız alıcı şart koştuğu zaman, mal satıcının mülkiyetinden çıkar da, alıcının mülkiyetine girmez» diyenler de, «Çünkü satıcı, malı kesin olarak verdiği için mal onun mülkiyetinden çıkar. Alıcı ise, kesin olarak almadığı için mal onun mülkiyetine girmez» demişlerdir. Fakat -ziyanın satıcı ile alıcıdan birine ait olduğunu söylemek zorunda olduğumuz halde-bu görüşe göre herhangi bir şeyle hükmetmek mümkün değildir.
Bu ihtilaf, «Muhayyerlik, satışı bozabilmek için mi, yoksa kesinleştirmek için mi şart koşulur?» diye edilen ihtilafa dayanır. «Bozabilmek için koşulur» diyecek olursak, malın satıcının uhdesinden çıktığına hükmetmiş oluruz, ki o zaman ziyanın alıcıya ait olması lazım gelir. «Kesinleştirmek için koşulur» desek, ziyan satıcıya ait olur. 8

5. Seçimlik Hakkının Mirasçılara Geçmesi:

îmam Mâlik, îmam Şafiî ve bu iki imamın tabileri, «Muhayyerlik şartını koşan taraflardan biri yetkisini kullanmadan ölürse, onun bu yetkisi varislerine geçer. Varisleri de tıpkı onun gibi satışı bozmak veyahut kesinleştirmekte muhayyerdirler» demişlerdir. îmam Ebû Hanife ile tabileri ise, «Muhayyerlik şartını koşan kimsenin ölümü ile onun bu yetkisi varislerine geçmez ve satış kesinleşmiş olur» demişlerdir.
İmam Ebû Hanife'ye göre, şuf a hakkını isteyip istememe, kişiye başkası tarafından vasiyyet edilen bir malı kabul edip etmeme ve îkâle muhayyerliği de varislere geçmez. Fakat malda bir kusur bulunmasıyla malı geri verme; henüz taksim edilmeyen ganimet malında pay sahibi olma, rehin veya kıyas isteğinde bulunma muhayyerliğinin varislere geçmesi hususunda İmam Ebû Hanife, îmam Mâlik ile îmam Şafiî'nin görüşlerine katılmıştır. îmam Mâlik de, babanın çocuğuna hibe ettiği şeyi ondan geri alma muhayyerliğinin varislere geçmediği hususunda îmam Ebû Hanife'nin görüşüne -katılmıştır. İmam Mâlik'e göre kitabet, boşama ve liân muhayyerliği de böyledir. Boşama muhayyerliğinin manası şudur: Herhangi biri, bir kimseye «Kanını boşama yetkisini sana verdim. İstediğin zaman onu boşayabilirsin» dedikten sonra adam ölürse, kendisine verilen bu yetki -îmam Mâlik'e göre-varislerine kalmaz. İmam Şafiî de, îmam Ebû Hanife'nin bu görüşlerine katıldığı gibi -îmam Mâlik'ten fazla olarak -îkâle ve kabul muhayyerliğinin de varislere geçmediği hususunda İmam Ebû Hanife'nin görüşüne katılmıştır.
Mâlikîlerle Şâfiîler delil olarak, «Kişinin malı, kişinin ölümüyle nasıl varislerine kalıyorsa, kişinin sahip olduğu yetkilerin de -aksini gösteren bir delil bulunmadıkça- varislerine kalması lazım gelir» demişlerdir. Hanefîler ise, «Mal ile yetki, başka başka'şeylerdir. Yetkinin de -mal gibi- varislere kaldığını gösteren bir delil bulunmadıkça, yetkinin varislere kalmaması la-. zım gelir» demişlerdir.
Şu halde bu iki cemaat arasındaki görüş ayrılığının konusu, yetkilerin de mal gibi olup olmadığı hususudur. Her bir cemaat bu hususta, karşı tarafın kabul etmediği şeyi kabul ettiği şeye kıyas etmek suretiyle ihticac etmişlerdir. Mâlikîlerle Şâfiîler, îmam Ebû Hanife'ye, «Sen kusurlu görülen malı sahibine geri verme yetkisinin varislere kaldığını kabul ediyorsun. Bu o demektir ki, bu yetki -varislere kalması bakımından- mal gibidir. Şu halde diğer yetkilerin de varislere kalması lazım gelir» derler. Hanefîler de onlara, «Siz, babanın çocuğuna hibe ettiği şeyi ondan geri alma yetkisinin varislere kalmadığını kabul ediyorsunuz. Bu ise, o demektir ki yetki, varislere kalması bakımından mal gibi değildir» diye delil getirirler. Kısacası: Her bir taraf, yetkiler arasında gördüğü farkı diğer tarafa karşı hüccet olarak göstermektedirler. Mesela: Mâlikîler, «Babanın çocuğuna hibe ettiği şeyi ondan geri almaya yetkili oluşu, baba olduğu içindir. Babanın varislerinde ise bu vasıf bulunmadığı için bu yetki kendilerine kalmaz» derler. îşte bu konuda aralarındaki ihtilafın sebebi budur. 9

6. Seçimlilik Hakkının Sahipleri:

Alıcı ile satıcının muhayyerliği şart koşulabildiğinde ihtilaf yoktur. Fakat satışla ilgili bulunmayan yabancının (üçüncü kişinin) muhayyerliği şart koşulduğu zaman satış caiz midir, değil midir, diye ihtilaf etmişlerdir.
İmam Mâlik, «Yabancının da muhayyerliği şart koşulabilir. Böyle bir şey vaki olduğu zaman satış caizdir» demiştir. İmam Şafiî de iki kavlinden birinde, «Eğer muhayyerliği şart koşulan satıc1 veyahut alıcı, kendisine vekâlet vermemişse yabancının muhayyerliği caiz değildir» demiştir. Bu kavle göre İmam Şafiî, satıcı ile alıcıdan başka bir kimsenin muhayyerliğini caiz görmemiştir, ki İmam Ahmed de buna katılır. İmam Şafiî diğer kavlinde ise, İmam Mâlik gibi söylemiştir. İmam Ebû Hanife de İmam Mâlik gibi düşünür.
Mâliki uleması, satıcı ile alıcının ikisi bir yabancıya muhayyerlik verdikleri zaman o yabancının, satışı kabul etmekle bozmak arasında muhayyer olduğunda ve alıcı ile satıcının, onun söz ve isteğine uymak zorunda olduklarında müttefiktirler. Fakat satıcı ile alıcıdan yalnız birinin, yabancıya muhayyerlik verdiği zaman, eğer yabancı ile kendisine muhayyerliği veren kimse ihtilaf ederlerse hangisinin sözü muteberdir diye ihtilaf etmişlerdir.
Kimisi «Muhayyerliği ister satıcı, ister alıcı vermiş olsun, muhayyerliği veren kimse eğer yabancı ile ihtilafa düşerse -satışı kabul etmekte de bozmakta da- yabancının sözü muteberdir» demiştir. Yabancıya muhayyerlik vermenin ona danışmak demek olduğunu söyleyenler ise bunun tersini söylemişlerdir. Kimisi de satıcı ile alıcı arasında ayırım yaparak, «Eğer yabancıya muhayyerliği satıcı vermiş ise kendisinin, eğer alıcı vermiş ise yabancının sözü muteberdir» demiştir. Kimisi de «Yabancı ile kendisine muhayyerliği veren kimseden hangisi satışı kabul etmek istiyorsa, onun sözü muteberdir. Bu duruma göre eğer yabancı satışı bozmak, kendisine muhayyerlik veren satıcı da kabul etmek isterse -alıcı da yabancıya uysa bile- satıcının sözü, eğer yabancı satışı kabul etmek, kendisine muhayyerliği veren alıcı da bozmak isterse -satıcı da alıcıya uysa bile- yabancının sözü muteberdir» demiştir. Kimisi de bu hususta satıcı ile alıcı arasında ayırım yaparak, «Eğer muhayyerliği satıcı şart koşmuş ise, satışı kabul etmek isteyenin, eğer alıcı koşmuş ise, yabancının sözü muteberdir» demiştir. İmam Mâlik'ten yazılı olarak gelen rivayet de bu yoldadır. Fakat bu görüşlerin hepsi zayıftır.
Ulema -belirsiz veyahut muhayyerlik süresinin üç günden fazla olmasını caiz görmeyenlere göre üç günden fazla bir süreyi veyahut uzak bir yerde oturan bir kimsenin muhayyerliğini şart koşmak gibi- koşulması caiz olmayan bir muhayyerliği şart koşup da, bu şartından vazgeçen kimsenin saüşı hakkında da ihtilaf etmişlerdir.
İmam Mâlik ile İmam Şafiî, «Kişi koştuğu şarttan vazgeçse dahi satış fasittir», İmam Ebû Hanife ise «Koştuğu şarttan vazgeçmesi halinde satış sahih olur» demişlerdir.
Şu halde bu ihtilâf, fasit olan bir şartın koşulması yüzünden olan satışın fesadı, satış akdine de geçer mi, yoksa akid bizatihi sahih olup fesat yalnız şartta mıdır diye edilen ihtilafla ilgilidir. «Akde de geçer» diyenler, «Kişi, koştuğu şarttan vazgeçse bile satış fasittir», «Akde geçmez» diyenler de, «Koştuğu şarttan vazgeçmesi halinde -akit sağlam kaldığı için- satış sahihtir» demişlerdir. 10



1 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/285.
2 İbnu'l-Cârûd, Müntekâ, no: 567; Dârakutnî, 3/54; Hâkim, 2/22; Beyhâkî, 5/273.
3 Buhârî, no: 2109; Müslim, Buyâ\ 21/10, no: 1531; Ebû Dâvûd, Buyu', 17/53, no: 3454.
4 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/285-286.
5 Müslim, Buyu', 21/7, no: 1524; Ebû Dâvhd, Buyû\ 7/48, no: 3444.
6 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/286-287.
7 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/287.
8 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/287-288.
9 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/288-289.
10 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/289-291.