51. HİBE (Bağış) KİTABI

149. Hibenin Rükünleri
150. Hibenin Şartları
151. Hibenin Çeşitleri
    1. Mal Hibesi
    2. Menfaat Hibesi
152. Hibe'nin Hükümleri

51. HİBE (Bağış) KİTABI

Bu bahse dair konuşmamız hibenin rükünleri, şartlan, çeşitleri ve hükümleri hakkındadır. Ancak biz, bunlarla ilgili olan meşhur mes'eleleri ele alacağız. 1


149. Hibenin Rükünleri

Hibenin rükünleri -hibe eden ve kendisine hibe edilen kimselerle hibe edilen şey olmak üzere- üçtür.
Ulema, kişinin hasta ve hacir altında değil iken kesin olarak maliki bulunduğu bir şeyi başkasına hibe edebildiğinde müttefik iseler de hasta, sefih ve müflis olan kimselerin hibelerinin caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Cumhur, hibeyi de vasiyyete kıyas ederek, «Hastanın -malının üçte birinden fazla olan miktarın- hibesi geçerli değildir» demiştir. Selef ile zahirîlerden birer cemaat ise, «Hastanın hibesi, ölümünden sonra ana malından çıkar» demişlerdir. Hastanın ölmeyip iyileştiği takdirde hasta iken yaptığı hibenin geçerli olduğunda ise ihtilaf yoktur.
Cumhurun dayanağı, îmrân b. Husayn'ın «Adamın biri öleceği sırada altı kölesini de aıatladı. Peygamber Efendimiz kendisine kölelerinin üçtebi-rini azatlayıp geri kalanlarını kölelikte bırakmasını emretti» 2 mealindeki hadisidir. Zahirîler de «Sağlık halinde hibenin cevazında ittifak bulunduğuna göre, hastalık halinde de -kitap veyahut sünnetten caiz olmadığına dair açık bir delil bulunmadıkça- caiz olması gerekir» demişlerdir. Zahirîlere göre yukarıda geçen hadis, vasiyete mahmuldür.
Cumhura göre, hacr (kısıtlama) konulan hastalıklar, korkutucu hastalıklardır, îmam Mâlik'e göre, iki saf arasında bulunma, hamilenin doğurmasının yakın oluşu ve dalgalı denizde yolculuk (ki bunda ihtilâf vardır) gibi korkunç haller de böyledir. Cumhura göre, müzmin hastalıklarda hacr konulamaz. Bunlar, "hacr" kitabında geçti.
Sefih ve müflis kimselere gelince: Bunların harcamalarına hacir konulmasının gerektiği görüşünde olanlar, hibelerinin geçersiz olduğunda ihtilaf etmemişlerdir.
Hibe edilen şeye gelince: Herhangi bir kimsenin, mülkü olması caiz olan şeyin hibe edilmesi de caizdir. Ulema, kişinin bütün malını yabancılara hibe edebildiğinde müttefik iseler de, malının hepsini çocuklarından sadece bazılarına hibe etmesinin veyahut bütün çocuklarını hibede eşit tutmasının caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Fukahanın cumhuru, mekruh olduğu görüşünde ise de «Şayet biri yaparsa geçerlidü» demişdir. Zahirîler ise,
«Malının hepisini bazı çocuklarına hibe etmek şöyle dursun, hibede hepsini eşit tutmamak dahi caiz değildir» demişlerdir. Zahirilerin dayanağı da Nu'man b. Beşir'in hadisidir. Deyim ve ifade şeklinde her ne kadar ihtilaf bulunuyorsa da, sıhhatında ittifak bulunan bu hadis mealen şöyledir: «Babam beni Peygamber Efendimiz'in yanına götürüp,
-'Benim bir kölem vardı. Onu şu oğluma verdim' dedi. Peygamber Efendimiz,
- 'Bunun gibi diğer çocuklarına da verdin mi?' diye sordu. Babam,
- 'Hayır', dedi Peygamber Efendimiz,
'O halde köleni geri al' buyurdu» 3.
İmam Mâlik, Buhâri ve Müslim'in üçü «Köleni geri al» tabirini rivayet etmekte müttefiktirler. Derler ki: Bu tabir, yapılan bu hibenin geçersiz olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bu hadisin bazı rivayetlerine göre, Peygamber Efendimiz
«Bu zulümdür» 4 buyurmuştur.
Cumhur ise «Kişinin, sağlığında bütün malını yabancılara verebildiğinde icma bulunduğuna göre, çocuklarına da verebilmesi öncelikle lazım gelir» diye ihticac etmişlerdir. Cumhur, aynca Hz. Ebû Bekir'in meşhur olayına da dayanmıştır. Hz. Ebû Bekir, Hz. Aişe'ye ĞÂBE denilen hurmalığının meyvasmdan yirmi yük hibe etmişti. Ancak vefat edeceği sırada kendisine, «Kızım biliyorsun ki insanlar arasında benden sonra senin kadar, zengin olmasını istediğim ve fakirlik çekmesi için üzüldüğüm kimse yoktur. Ben sana hurmalığımın meyvalanndan yirmi yük vermiştim. Eğer sen bu hurmaları daha önce kesip götürmüş olsaydın senin olurdu. Fakat bu gün artık varislerin malıdır» demiştir. Cumhur, «Yukarıdaki hadisten murad nedibtir. Çünkü bazı rivayetlerine göre Peygamber Efendimiz Beşir'e,
'Bütün çocuklarının aynı derecede sana iyi davranmalarını ve iyilik etmelerini istemez misin?' diye sormuş ve Beşir 'İsterim tabii' diye cevap verince ona
'Öyle ise buna, beni değil, başkasını şahit tut' buyurmuştur» 5 demektedir.
İmam Mâlik ise, kişinin bütün malını bazı çocuklarına vermesinin yasaklanmasından, nedibten çok, vücup anlaşıldığı görüşünde olduğu için, «Kişi, malının tamamını bazı çocuklarına hibe edemez» demiştir.
Buna göre ihtilafın sebebi, kıyas ile varid olan nehyin ifadesi arasında bulunan çelişmedir. Çünkü çoğunluğa göre emir, nasıl emredilen şeyin vacip olduğunu gösteriyorsa, nehiy de nehyedilen şeyin haram olduğunu göstermektedir. Sem'î delil ile kıyası telif etmek isteyenler, nehyi ya kerahete hamletmiş, ya da -İmam Mâlikin yaptığı gibi- bazı suretlere özgü kılmıştır. Kıyası benimsemiş olanlar arasında ise, kıyas ile hadisin uyumunu tahsis etmenin veyahut nehyi kerahete hamletmenin cevazında ihtilaf yoktur. Zahirîler ise, kıyas etmenin cevazını benimsemedikleri için, hadisi açık olan mânâsında bırakarak çocuklar arasında hibe eşitsizliğini caiz görmemişlerdir.
Kişinin ortaklı olan maundaki hissesini hibe etmesinin caiz olup olmadığında ihtilaf etmeleri de bu babtandır. İmam Mâlik, İmam Şafiî, İmam Ah-med ve Ebû Sevr, «Caizdir. Çünkü ortaklık malı satıldığı zaman alıcıya teslimi nasıl caiz ise, kendisine hibe edilen kimseye de teslimi caizdir» demişlerdir. İmam Ebû Hanife ise, «Ortaklık malı rehine bırakıldığı zaman nasıl rehine bırakılan hissenin yalnız olarak teslimi mümkün değilse, bu da öyledir» diyerek caiz görmemiştir.
Maliki mezhebinde, mahiyet veyahut miktarı bilinmeyen veyahut henüz yok olup sonradan var olacağı umulan, kısacası gararlı olduğu için şeriatta satışı caiz olmayan şeyleri hibe etmenin caiz olduğunda ihtilaf yoktur. İmam Şafiî ise, «Satışı caiz olan şeyin hibesi de caizdir. Satışı caiz olmayan şeyin hibesi de caiz değildir» demiştir. İmam Şafiî'ye göre -başkasında bulunan alacaklar ile rehinde bulunan mallar gibi- alıcıya teslimi mümkün olmayan bir şeyin hibesi caiz değildir.
Hibe akdine gelince: Bu akidde de bütün fukahaya göre «Sana hibe ettim», «Senin hibeni kabul ettim» gibi icab ve kabul şart olduğu gibi, kendisine hibe edilen kimsenin de kabul ve tesellüm edebilecek bir kimse olması şarttır. 6

150. Hibenin Şartları

Hibe'nin sıhhat şartlarına gelince: Bunların en meşhuru, hibe edilen şeyin hibe edildiği kimseye teslimidir. Bunun şart olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Süfyan Sevrî, îmam Şafiî ve Imam.Ebu Hanife'ye göre, hibenin sıhhat şartlarından biri hibe edilen şeyin hibe edildiği kimseye teslim edilmesidir. Şayet teslim edilmezse hibe, hibe eden kimseye lazım gelmez, îmam Mâlik ise, «Hibe, akid ile münakid olur ve -tıpkı satışta olduğu gibi-hibe eden kimse hibe ettiği şeyi hibe ettiği kimseye teslime zorlanır. Şayet o kimse, kendisine hibe edilen şeyi istemekte gevşeklik ederek, hibe eden kimse iflas edinceye veyahut hastalanmcaya kadar teslim almazsa hibe bozulur», İmam Mâlik'e göre eğer hibe eden kimse hibe ettiği şeyi teslim etmeden satarsa, eğer hibe edilen kimse durumu bildiği halde istemekte gevşeklik etmiş ise, kendisine, hibe edilen şeyin satış bedelinden başka bir şey düşmez. Ancak eğer satıldıktan hemen sonra istemeye kalkışırsa o zaman, hibe edilen şeyi bizzat alır. Şu halde îmam Mâlik'e göre teslim, hibenin sıhhati için değil, kesinleşmesi için, İmam Şafiî ile İmam Ebû Hanife'ye göre ise sıhhati için şarttır. îmam Ahmed ile Ebû Sevr ise, «Teslim, ne hibenin sıhhati, ne de kesinleşmesi için şart değildir» demişlerdir, ki Zahirîler de bu görüştedirler, îmam Ahmed'ten, tartılıp ölçülebilen şeylerde teslimin şart olduğunu söylediği de rivayet olunmuştur.
Buna göre, hibede teslimi şart görmeyenler hibeyi de satışa kıyas etmişlerdir. Bunlar ayrıca, «Bütün akidlerde asıl, teslimin -şart olduğunu gösteren bir delil bulunmadıkça- şart olmadığıdır» demişlerdir. Hibede teslimi şart görenler de, hem yukarıda geçen Hz. Ebû Bekir'in olayına hem de Hz. Ömer'den, söylediği rivayet olunan «Niçin bazı kimseler oğullarına mallarından birşey hibe ettikleri halde, o şeyi ellerinde tutarlar da eğer onlardan herhangi birinin oğlu ölür ve kendisi kalırsa 'Malımdır, elimdedir, kimseye vermemişimdir' der. Eğer kendisi ölür de oğlu kalırsa 'Ben bunu oğluma vermişimdir' der. Bu doğru bir davranış değildir. Çünkü kini herhangi bir kimseye bir şeyi verir de o şeyi elinde bırakıp o kimseye teslim etmezse, yaptığı bu hibe geçersizdir» sözüne dayanmışlardır. Derler ki: Hz. Ömer'in bu sözü, ashâb tarafından üzerinde icma' edilen bir şeydir. Zira hiçbir sahabînin Hz. Ömer'e, bunu söylediği için itiraz ettiği rivayet olunmamıştır.
İmam Mâlik ise, her ikisine, yani hem kıyasa, hem ashâbtan gelen bu rivayetlere dayanmış ve hibenin bir akid olma vasfına bakarak sıhhati için teslimin şart olmadığı ve ashâb'ın, kötü niyetleri önlemek için hibede teslimi şart koştuklarına bakarak kesinleşmesi için şart olduğu görüşünde bulunmak suretiyle kıyas ile rivayetleri telif etmiştir.
Fukahanm cumhuruna göre baba, velayeti altında bulunan küçük oğlu ile sefih olan büyük oğluna herhangi bir kimsenin hibe ettiği bir şeyi nasıl kendisi teslim alıyorsa, kendisinin de onlara hibe ettiği şeyi yine kendisi teslim alır. Ancak kendisinin onlara hibe ettiği şeyi teslim alması için, onlara hibe ederken halka duyurması ve buna şahit tutması kâfidir. Bu da alün ve gümüş olmayan ve paraya çevrilemeyen mallara mahsustur. Fukahaya göre bunun dayanağı da, İmam Mâlik'in îbn Şihâb tarikiyle Said b. el-Müsey-yeb'ten Hz. Osman'ın söylediğini rivayet ettiği «Kim henüz, kendisine verilen herhangi bir şeyi teslim alabilecek çağa gelmeyen çocuğuna bir şey verir ve ona o şeyi verdiğini halka duyurur ve buna şahit tutarsa, o şeyi elinden çi-karmasa bile çocuğun adına teslim almış sayılır» sözüdür. İmam Mâlik ile tabileri ise, «Eğer çocuğa hibe ettiği şey, içinde oturduğu bina veyahut elbise ise üstünden çıkarması şarttır. Çıkardıktan sonra da şayet bir daha giyerse hibe bozulur» demişlerdir. îmam Mâlik ile tabileri diğer şeylerde ise, cumhurun dediği gibi, yani «Çocuğa hibe ettiğini halka duyurup buna şahit tutması kâfidir» demişlerdir. Altın ve gümüş hakkında ise; İmam Mâlik'ten değişik rivayetler gelmiştir. Bir rivayete göre, «Yanmdan çıkanp başkasının eline sokmamışsa çocuğa hibe etmiş sayılmaz», bir rivayete göre «Eğer bir kaba koyarak, ağzım mühürler ve çocuğa hibe ettiğine dair şahit tutarsa kâfidir» demiştir.
İmam Mâlik'in tabileri arasında bu konuda vasinin de baba gibi olduğunda ihtilaf yoksa da, annenin baba gibi olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Îbnu'l-Kasım «Anne, baba yerine geçmez», îmam Mâlik'in tâbüerinden diğerleri ise «Geçer» demişlerdir, ki îmam Ebû Hanife de bu görüştedir, îmam Şafiî de «Babanın babası da baba yerine geçer» demiştir. İbnu'l-Vehb'e göre annenin annesi anne yerine, annenin kendisi de baba yerine geçer. 7

151. Hibenin Çeşitleri

Mal hibesi ve menfaat hibesi olmak üzere iki çeşit hibe vardır. 8

1. Mal Hibesi:

Mal hibesi de bir kısmı, karşılık gözetilerek yapılır, bir kısmı ile Allah rızası gözetilir, bir kısmı ile kuldan karşılık beklenir. Karşılıksız yapılan hibenin cevazında ihtilaf yoktur. İhtilaf ancak, bu hibenin ahkâmında edilmiştir. Karşılık gözetilerek yapılan hibenin cevazında ise ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik ile îmam Ebû Hanife, «Caizdir» demişlerse de, îmam Şafiî, îmam Dâvûd ve Ebû Sevr caiz görmemişlerdir.
Bu ihtilafın sebebi, bu hibe, bedeli meçhul bir satış mıdır, değil midir diye ihtilaf etmeleridir. «Bedeli meçhul bir satıştır» diyenler, «Gararlı olduğu için caiz olmayan satışlardandır» demişlerdir. «Bedeli meçhul bir satış değildir» diyenler ise, caiz görmüşlerdir. îmam Mâlik, herhalde bu hibede örf ve teamülü yani hibe edilen şeyin karşılığında aynı değerde olan bir şeyin verilegeldiği geleneğini, bunun pazarlık edildiği hükmünde görmüş olacak ki Mâlikîler, hibe eden kimse kendisine verilen karşılığa rıza göstermediği zaman caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Kimisi «Eğer kendisine, hibe ettiği şeyin değerinde bir şey verilirse kabul etmek zorundadır», kimisi «Hibenin sıhhati için kendisine verilen karşılığa razı olması şarttır» demiştir. Hz. Ömer -geleceği üzere- bu görüştedir. Buna göre eğer hibe eden kimse, kendisine verilen karşılığa razı olmazsa, anlaşılır ki geçerli bir satış akdi yapılmış değildir. îmam Mâlik'e göre karşılıklı hibe ancak, hibe edenle edilen kimseler anlaşmazlığa düştükleri, özellikle -fakirin zengine hibesi gibi-durum bunu gösterdiği zamanda olur. 9

2. Menfaat Hibesi:

Menfaat hibesine gelince: bu hibenin bir kısmı geçicidir, ki ona ariyet,
emanet ve benzeri isimler verilir. Bir kısmı da -bir kimsenin bir diğer kimseye «Ömrün boyunca benim falanca evimde otur» demesi gibi- kendisine hibe edilen kimsenin yaşadığı sürece diye şart koşulduğu hibelerdir, ki buna da UMRA denilir. Ulema bu ikinci çeşit menfaat hibesinin hükmü hakkında ihtilaf ederek, üç çeşit görüşte bulunmuşlardır. Bir görüşe göre, bu tür hibeler kesin olup, menfaaü hibe edilen şeyin mülkiyeti hibe edildiği kimseye geçmiş olur. imam Şâfîî, îmam Ebû Hanife, Süfyan Sevri, îmam Ahmed ve bir cemat bu görüştedirler, ikinci görüşe göre, koşulan şart gereğince kişiye hibe edilen malın menfaatından başka bir şey yoktur. Mal, kişinin ölümü ile tekrar sahibine, şayet sahibi Ölmüş ise sahibinin varislerine döner, imam Mâlik ile tabileri de buna katılır. Ancak imam Mâlik, «Eğer mal sahibi, malının menfaatim hibe ettiği kimseye 'Sağ kaldığın sürece sen, senden sonra da senin çocuk ve torunların falanca evimde oturun* derse, kişinin soyu tamamen yok olmadıkça mal, eski sahibine veyahut onun varislerine dönmez» demiştir. Üçüncü görüşe göre ise, eğer «Benim falanca evim sana ve senin çocuk ve torunlarına amadedir» derse, evin mülkiyeti hibe edildiği kimseye geçer. Fakat eğer hibe eden kimse çocuk ve torunları söylemezse, evin mülkiyeti, Ölümü ile tekrar kendisine döner. Bunu da İmam Dâvûd ile Ebû Sevr demişlerdir.
Bu ihtilafın sebebi, bu konuda varid olan rivayetlerin değişik olması ve şart ile uygulamanın rivayetlerle çelişmesidir. Zira bu konuda iki hadis rivayet olunmuştur. Sıhhatinde ittifak bulunan birinci hadis, imam Mâlik'in Câbir'den Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,
«Herhangi bir kişi, kendisi ile çocuk ve torunlarına, var oldukları müddetçe yararlanmaları kaydı ile bir şey hibe edilirse, hibe edilen şey hibe edildiği kimsenin malı olur ve hiçbir zaman hibe edene geri dönmez. Zira o şeyi hibe eden kimse öyle bir biçimde hibe etmiştir ki, kişi öldüğü zaman varislerine kalmış olur» 10 hadisidir. İkinci hadis de, Ebû Zübeyr'in Câbir'den Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,
«Ey Medineliler topluluğu! Mallarınızı elinizde tutun. Bir kimseye, ömrü boyunca kullanması kaydı ile vermeyin. Kim kendisine bir şey, sağ kaldığı sürece kullanması kaydı ile verilirse, o şey onun sağlığında da, ölümünde de onundur» 11 hadisidir. Bu hadis Câbir'den,
«Bir kimseye, sağ kaldığı sürece kullanması kaydı ile bir şey vermeyin. Kim kendisine bu şekilde bir şey verilirse o şey o kimsenin ölümü ile varislerine geçer» 12 şeklinde de rivayet olunmuştur. İşte görülüyor ki Ebû Zübeyr'in Câbir'den rivayet ettiği hadis, hibe edenin şartına uymamaktadır. Her ne kadar İmam Mâlik'in Câbir'den rivayet ettiği hadis de, hibe edenin şartına uymuyorsa da, görünüşte onun kadar aykırı değildir. Çünkü birinci hadisde çocuk ve torunların zikri hibenin kesin olarak yapıldığı zannını vermektedir. Hadisi şarta tercih edenler, Ebû Zübeyr ile İmam Mâlik'in Câbir'den rivayet ettikleri her iki hadisi de tutmuşlardır. Şartı tercih edenler ise, İmam Mâlik'in görüşüne kati imiş lardır. «Şartta çocuk ve torunlardan söz edilmediği zaman, hibe edilen şey tekrar eski sahibine döner. Fakat söz edildiği zaman dönmez» diyenler ise, birinci hadisin zahirini tutmuşlardır. Çünkü Ebû Zübeyr'in Câbir'den getirdiği hadisin rivayetinde ihtilaf vardır.
Kişinin «Sen yaşadığın sürece şu evimde oturma hakkını bağışladım» demesi haline gelince; cumhur -kişi her ne kadar şartta çocuk ve torunlardan sözetse bile- bu tabirin, edilen hibenin kesinliğini ifade etmediği görüşünde ise de, doğrusu her iki tabirden anlaşılan mânâ aynıdır ve çocuklarla torunlardan sözedilmesi ve edilmemesi hallari arasında -Zahirîlerin dediği gibi-fark vardır. 13

152. Hibe'nin Hükümleri

Ulemanın bu konuda meşhur olan meselelerinden biri, yapılan hibeden dönüş etmenin caiz olup olmadığı mes'elesidir. İmam Mâlik ile Medine ulemasının cumhuru, «Baba, çocuğuna hibe ettiği şeyi -çocuk evlenmedikçe veyahu yeni bir borç altına girmedikçe, kısacası başkasına verecekli bir duruma düşmedikçe- geri alabilir. Anne de -babanın sağlığında- çocuğuna verdiği şeyi geri alabilir» demişlerdir. İmam Mâlik'ten, «Anne, çocuğuna ettiği hibeden dönemez» dediği de rivayet olunmuştur. İmam Ahmed ile Zahiriler ise, «Hiçbir kimse hibesinden dönemez» demişlerdir. İmam Ebû Hanife de, «Kişinin, nikâhı düşmeyen akrabasına yaptığı hibeden başka, bütün hibelerden dönülebilir» demiştir. Allah rızası için yapılan ve sadaka diye anılan hibeden dönülemediğinde ise, bütün fukaha müttefiktirler.
Bu ihtilafın sebebi, bu konuda varid olan çelişmedir. Hibeden dönmenin caiz olmadığını söyleyenler, Peygamber Efendimizin,
«Hibesinden geri dönen kimse, kusan, sonra dönerek kustuğunu yiyen köpek gibidir» 14 hadisine dayanmışlardır. Ana babayı istisna edenler ise, Tavus'un Peygamber Efendimiz'den getirdiği,
«Babadan başka, hiçbir kimseye hibesinden geri dönmesi caiz değildir» 15 hadisi ile ihticac ve anayı babaya kıyas etmişlerdir, imam Şafiî, «Eğer Tâvus'un bu hadisi muttasıl senetli olsaydı onunla hükmederdim» demiştir. Başkaları da «Bu hadisin Muallim Hüseyin tarikiyle olan senedi muttasıldır. Hüseyin de güvenilir bir kimsedir» demişlerdir. «Kişinin nikâhı düşmeyen akrabasına yaptığı hibeden başka, bütün hibelerden dönülebilir» diyenler ise, İmam Mâlik'in Hz. Ömer'den söylediğini rivayet ettiği, «Kim birisine, yakın akrabası olduğu için veyahut sadaka niyetiyle bir şeyi hibe ederse, hibesinden geri dönemez ve kim karşılık umarak bir kimseye bir şey
hibe ederse, umduğunu bulamadığı zaman hibesinden geri dönebilir» mealindeki esere dayanmışlardır. Bunlar ayrıca, «Asıl şudur ki, bir kimse, bir diğer kimseye karşılıksız olarak bir şey verdiği zaman, o kimsenin ona karşılık vermek zorunda olduğuna hükmedilemez» demişlerdir.
Fukahamn cumhuru, bir kimse oğluna bir sadaka verdikten ve oğlu da sadakayı teslim aldıktan sonra ölürse, sadakanın miras yolu ile tekrar kendisine geri döndüğünde müttefiktirler. İmam Mâlik'in mürsel olarak rivayet ettiği hadisler arasında, «Medine'nin Hazrec kabilesinden bir kişi anne ve babasına sadaka olarak bir hurmalık verdikten sonra anne ve babası öldüler. Bunun üzerine Hazredi, durumu Peygamber Efendimiz'e sordu. Peygamber Efendimiz ona,
'Verdiğin sadaka ile sevap kazandın. Şimdi de sadakanı miras yolu ile tekrar al' buyurdu» 16 diye bir hadis bulunmaktadır. Ebû Dâvûd da Abdullah b. Büreyde tarikiyle Abdullah'ın babasından, «Kadının biri Peygamber Efendimiz'e gelerek,
- 'Anneme sadaka olarak bir cariye vermiştim. Şimdi de annem ölmüş ve kendisine verdiğim cariyeyi bırakmıştır' diye sordu. Peygamber Efendimiz,
-'Annene onu vermekle sana sevap hasıl olmuştur. Şimdi de miras yolu ile tekrar sana geri döndü' diye cevap verdi» 17 mealinde bir hadis kaydetmektedir.
Zahirîler de Peygamber Efendimiz'in Hz. Ömer'e -sadaka olarak verdiği atı kastederek,
«Sakın onu satın alma. Zira hibesinden dönen kimse, kustuktan sonra dönüp kusmuğunu yiyen köpeğe benzer» 18 diye buyurduğu hadisteki umuma dayanarak -ki bu hadis ittifakla sahihtir- «Hiç kimseye, hibe ettiği şeyi geri alması caiz değildir» demişlerdir.
(Kadı -îbn Rüşd- diyor ki): Hibeden dönüş yapmak iyi bir huy değildir. Şeriat sahibi,
«Ben ancak ahlâkî üstünlükleri tamamlamak için gönderilmiş bir Peygamberim» 19buyurmaktadır.
Bu konuda da bu kadarı kâfidir. 20


1 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/102.
2 Müslim, Eymân, 27/12, no: 56.
3 Mâlik, Akdiye, 36/33, no: 39, Buhârî, Hibe, 51/12, no: 2586; Müslim, Hibât, 24/3, no: 1623.
4 Buhârî, Şehâdât, 52/9, no: 2650.
5 Müsüm, Hibât, 24/3, no: 1623; Ebû Dâvûd, Buyu1,17/85, no: 3542.

6 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/105-107.
7 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/109-110.
8 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/111.
9 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/111.
10 Mâlik, Akdiye, 36/37, no: 43; Buhârf, Jtfte, 51/32, ne- 2625; Müslim, Hibât, 24/4, no: 1625.
11 Müslim, Hibâu 24/4, no: 1625.
12 Ebû Dâvûd, Buyu', 17/88, no: 3556.
13 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/111-113.
14 Buhârî, Hibe, 51/14, no: 2589,2622.
15 Nesaî, 6/268; AbdürTezzak, 9/16, no: 16536.
16 Mâlik, Ahdiye, 36/41, no: 54.
17 Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 12/12, no: 2877.
18 Buhârî, Hibe, 51/30, no: 2623; Müslim, llibât, 24/1, no: 1620.
19 Mâlik, Husnul-Hulh, 47/1, no: 8.
20 İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/115-116.