17 SAYD (Avlanma) KİTABI 2

67. Avlanmanın Hükmü ve Avlanabilen Hayvanlar 2

68 Av Âletleri ve Hayvanları 2

1. Dayanaklar: 2

2. Av Aletleri: 3

3. Avcı Hayvanlar: 3

69. Avın Şer'î Kesimi ve Şartlan. 5

70. Avcının Şartlan. 7


17 SAYD (Avlanma) KİTABI

 

Bu bahsin ana mes'eleleri de yine dört babta toplanmaktadır.

1- Avlanmanın hükmü nedir ve hangi hayvanlar avlanabilir?,

2- Avlamak ne ile olur?,

3- Avlann şer'î kesimi nasıldır ve şartlan nelerdir?,

4- Kimlerin avı helâldir, kimlerin değildir? [1]

 

67. Avlanmanın Hükmü ve Avlanabilen Hayvanlar

 

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede,

"Size deniz avı ile yemeği -size ve yolculara geçimlik olsun diye-helâl kılındı. Kara avı ise -ihramda bulunduğunuz sürece- size haram­dır" [2] ve bir başka âyette deniz

"İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsi­ buyurduğu için,[3] cumhur avlanmanın mubah olduğunu benimser.

Ulema her ne kadar yasaklamadan sonra gelen emirler İbaha'yı mı, yok­sa -emirde asıl vücub olduğu için- vücubu mu ifade eder diye ihtilâf etmişler­se de, bu âyetteki yasaklamadan sonra avlanma emrinin ibaha için olduğun­da müttefiktirler. Nasıl ki, "Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah4ın fadlından rızkını/j arayın" [4] âyet-i kerimesindeki emrin ibahe için olduğunda mütte­fiktirler. Çünkü bu âyetteki emir de yasaklamadan sonradır.

îmam Mâlik «Lüzumsuz ve aşın olan avlanmalar mekruhtur» demiştir. İmam Mâlik'in sonradan gelen tabileri de avlanmanın hükmü hakkında tafsi­latta bulunmuşlardır. Onlara göre -özet olarak- avlanmak kimine vacib, ki­mine mendub, kimine haram ve kimine mekruhtur. Fakat bu, mes'eleyi kıyas yönünden derinleştirmek ve şeriatte mantuk olan asıllardan uzaklaşmak ol­duğu için bu kitabımıza uygun değildir. Çünkü bu kitaptan maksadımız, mantuk olan veyahut mantuka yakın bulunan mes'eleleri ele almaktır.

Hangi hayvanların avlanabildiğine gelince: Ulema, deniz hayvanlanndan hepsinin ve kara hayvanlarından da eti yenen yabani hayvanların avlana-bildiğinde müttefiktirler. Fakat yabanîleşip kaçan ve bu yüzden kesilmesine imkân bulunmayan ehlî hayvanların avlanmasında ihtilâf etmişlerdir.

İmam Mâlik «Ehlî hayvanlar -zebih ve nahr olmak üzere- hangi kesim şekline tabi iseler o şekilde kesilmezlerse etleri helâl olamaz» demiştir, imam Ebû Hanife ile imam Şâfıi ise, «Yabanîleşip kaçan ve yakalanamayan deveyi de -yabanî avlar gibi- öldürmek caizdir» demişlerdir. Bu ihtilâfın s e b e b i, bu hususta varid olan hadisin usul ile çelişmesidir. Çünkü usule gö­re ancak yabanî hayvanlar avlanabilirler, ehlî hayvanlar kesilmeden yene-mezler.

Halbuki Rafı' b. Hadic'ten rivayet olunduğuna göre bir gün kafileden devenin biri kaçmış da bir çok atlılar onu yakalamak için arkasından atlarını koşturmuşlarsa da ona yetişememişlerdir. Bunun için birisi ona bir ok atarak onu yere yıkmıştır. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s) Efendimiz,

«Şu ehli hayvanların -yabanî hayvanlar gibi- yabanîlesenleri vardır. Bunlardan hangisi kaçıp yakalanamazsa ona böyle yapın» [5] buyurmuştur. Bu hadis sahihtir. Bunun için bu görüşü tutmak daha evlâdır. Çünkü bunun usuldan müstesna olması uygun değildir. Kaldıki, bu bâbta bunun da bir usul olduğunu söylemek mümkündür. Zira bazı hayvanları -kesmek yerine- onla­rı vurmanın caiz olması, o hayvanların yabanî oldukları için değil, diri olarak yakalanamadıkları içindir. Şu halde eğer bir ehlî hayvan da bu durumda olur­sa onu da vurmanın caiz olması lâzım gelir ve o zaman hadis ile usul çelişmiş olmazlar. [6]

 

68 Av Âletleri ve Hayvanları

 

1. Dayanaklar:

 

Bu mevzu hakkında iki âyet ile iki hadis bulunmaktadır. Âyetlerin bi­rincisi,

"Ey iman etmiş olanlar, Allah, elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle sizi deneyecektir ki gıyabında kimin kendisinden kork­tuğunu ortaya koysun" [7] âyet-i kerimesidir. ikincisi de,

"De ki: Size temiz olan şeylerin hepsi helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların da si­zin için tuttuklarından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın" [8] âyet-i kerimesidir. Hadislerden biri, Adî b. Hatem'in, Rasûlullah (s.a.s)'ın kendisi­ne,

«Alıştırılan köpeklerini -Allah'ın adını anarak- kışkırtıp ava saldığın zaman sana tuttuklarını ye. Eğer köpek (avı) yemişse sen yeme. Zira o za­man kendisi için tutmuş olmasından korkuyorum. Eğer başka köpekler de senin köpeklerinle beraber bulunurlarsa yine de yeme.' Zira sen kendi köpe-

ğini salarken Allah'ın adını zikretmişsin, başkaları için zikretmemişsin» [9] buyurduğuna dair hadisidir. Bu hadiste, Adî'nin Peygamber Efendimiz'e, Mi'rad denilen ok ile öldürülen avın hükmünün sorulduğu ve Peygamber'in (s.a.s) kendisine,

«Eğer ok yanlamasına ava de-ğerse avı yeme. Çünkü o av sopa ile öldürülmüş sayılır» dediği bildirilmek­tedir. Bu bahsin meselelerinden çoğunun dayanağı bu hadistir. İkincisi de Ebû Salebe el-Huşenf nin hadisidir. Bu hadiste de Peygamber (s'.a.s) Efendi­miz, «Yay'ınla avladığını -Allah'ın adını andıktan sonra- ye ve alıştırılan köpeğinle de avladığını -Allah'ın adını andıktan sonra- ye. Alıştırılmamış olan köpeğinle avladığını ise, eğer daha canlı iken yetişip kesersen ye» [10]diye buyurmuştur. Bü her iki hadis de sıhhatli hadis ravileri tarafından riva­yet olunmuştur. [11]

 

2. Av Aletleri:

 

Avlanma aletleri ise, iki kısım olup bir kısmı ile avlamanın mutlaka caiz olduğunda ittifak edilmiş, bir kısmı ile de caiz olup olmadığında ve nasıl ol­ması gerektiğinde ihtilâf edilmiştir ki bunlar da -avcı hayvanlar, sivri aletler ve ağır aletler olmak üzere- üç kısımdır. Mızrak, kilınç, ok ve bunlar gibi siv­ri ve kesici aletlerle avlanmanın caiz olduğunda ittifak edilmiştir. Çünkü bunlarla avlanmanın caiz olduğu hakkında, gerek Kur'an'da ve gerek hadiste nass vardır. Ancak -yukarıda da geçtiği üzere- eğer kesici alet diş, tırnak veya kemikten yapılmışsa onunla ehlî hayvanlan kesmenin cevazında nasıl ihtilâf edilmişse, avlanmanın da cevazında ihtilâf edilmiştir. Bunu yukarıda söyle­diğimiz için bir daha tekrarında mânâ yoktur. Mi'rad denilen ok veya taş gibi ağır aletlerle avlanmanın cevazında ise ihtilâf edilmiştir.

Ulemadan kimisi, bunlarla avlanmayı -hiçbir şart koşmadan- caiz gör­müştür. Kimisi «Eğer hayvan daha canlı iken yetişilip kesilirse caizdir, yok­sa değildir», kimisi de «Eğer alet ağırlığı ile hayvanı öldürürse caiz değildir, fakat sivri ucu ile hayvanın bir yerini yırtarsa caizdir» demiştir, islâm fukahası olan İmam Ebû Hanife, İmam Mâlik, imam Şafii, İmam Ahmed, Süfyan Sevrî ve başkaları bu görüştedirler. Zira bunlara göre hayvanlan, keskin ol­mayan aletlerle kesmek caiz değildir.

Bu ihtilâfın sebebi, gerek bu mevzuda olan kaidelerin birbirleri ile ve gerek hadisin bu kaidelerle çelişmesidir. Zira bir yerine vurularak öldürü­len hayvanın haram olduğu, Kur'an ve icma' ile sabit bir kaidedir. Avı da vu­rarak öldürmenin, av için kesim sayıldığı, keza bir kaidedir. Bu kaideyi ava mahsus görüp vurularak öldürülen hayvanın haram olma hükmünün avda cari olmadığını söyleyenler, «Hangi aletle olursa olsun avlanmak caizdir» demişlerdir. Aletler arasında hüküm ayrımını yapanlar ise, yukanda geçen Adî b. Hatem'in hadisine dayanmışlardır ki doğrusu da budur. [12]

 

3. Avcı Hayvanlar:

 

Avcı hayvanlara gelince: Bunlar hakkındaki ittifak ve ihtilâfın bir kısmı hayvanın nev'ine, bir kısmı da hayvanda koşulan birtakım şartlara ilişkin­dir.

Nev'inde ittifak ettikleri hayvan -kara olan cinsinden başka- bütün kö­peklerdir. Zira kara köpekle avlanmayı bir cemaat mekruh addetmiştir ki Ha­san Basrî, ibrahim en-Nehaî ve Katâde bunlardandırlar.

imam Ahmed de «Kapkara olan köpekle avlanmanın caiz olduğunu söyleyen bir kimseyi ben işitmedim» demiştir, tshak da buna katılır. Cumhur ise, kara köpekle -eğer avcılığa alıştınlmışsa- avlanmanın cevazını benim­ser. Bu ihtilâfın sebebi, âyet-i kerimedeki umumun kıyas ile çelişmesi­dir. Zira

  "Alıştırılıp öğrettiğiniz avcı hayvanların yakaladıklarını yiyin" [13] âyet-i kelimesindeki umum, bu hükümde bütün köpeklerin aynı olduğunu göstermektedir. Peygamber (s.a.s) Efendi-miz'in kapkara olan köpekleri beslemeyi yasak etmesi [14] ise -yasaklamanın yasak edilen şeyin fasid olduğuna delalet ettiğini söyleyenlere göre- onunla avlanmanın caiz olmamasını*gerektirmektedir.

Nev'inde ihtilâf ettikleri hayvanlar ise, köpekten başka diğer avcı hay­vanlarla kuşlardır. Kimisi «Avcılığa alıştınlmış bütün hayvanlarla, hatta -Ibn Şaban'in dediği gibi- kedi ile bile avlanmak caizdir» demiştir, imam Mâlik ile tabileri ve bütün memleket fukahası bu görüştedirler.

Ibn Abbas'tan da «Avcılığa alıştınlabilen bütün avcı hayvanlar, avlama aleti olabilirler» diye söylediği rivayet olunmuştur.

Kimisi de «Köpekten başka, hiçbir hayvan ile -ne atmaca ile, ne de şahin kuşu ile- av avlanamaz. Meğer canlı olarak yetişilip kesilirse» demiştir. Bun­lardan kimisi, avcı kuşlardan yalnız atmaca'yı istisna edip, 'Onunla avlanmak caizdir' demiştir. Bu ihtilâfın iki sebebi vardır. Biri diğer avcı hayvanları da köpeğe kıyas etmekte ihtilâf etmeleridir. Zira âyet-i kerimede geçen MÜKELLİBIN kelimesi mastanmn köpek talimi mânâsında olduğu zannolunmaktadır. Halbuki bu kelime nasıl bu mânâda kullanılıyorsa mut­lak talim mânâsında da kullanılmaktadır. Hatta âyette geçen

"Avcı hayvanlar" [15] kelimesindeki umum bu mânâda oldu­ğunu göstermektedir. Buna göre ihtilâfın birinci sebebi MÜKELLÎBÎN ke­limesinin müşterek olmasıdır. İkinci sebeb de, avcı hayvanın, avı, sahibi için tutması şart mıdır, değil midir ve eğer şartsa, bu özellik köpekten başka diğer avcı hayvanlarda da var mıdır, yok mudur diye ihtilâf etmeleridir. «Diğer hayvanlar köpeğe kıyas edilemezler ve mükellibin kelimesi KELB (köpek) isminden müştak olup köpek talimi mânâsmdadır» veyahut «diğer hayvan­larda, avı, sahibi için tutmak özelliği yoktur. Halbuki avcı hayvanda bu vas­fın bulunması şarttır» diyenler, «Köpekten başka hayvanlarla avlanmak caiz değildir» demişlerdir. Diğer hayvanları da köpeğe kıyas eden ve 'Avı, sahibi için tutmak şart değildir' diyenler ise, «Diğer hayvanlarla da -eğer alıştınla-bilirlerse- avlanmak caizdiry demişlerdir.

Diğer hayvanlardan yalnız atmaca'yı istisna edenler ise, Adî b. Ha-tem'den -Rasûlullah (s.a.s)'a atmaca ile avlanmanın hükmünü sordum. Bana,

«Senin için tuttuğunu ye» [16] buyurdu- mea­linde rivayet olunan hadise dayanmışlardır. Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiş­tir.

Avcılığa alıştırılmayan hayvanlarla avlanmanın caiz olmadığında ise ihtilâf yoktur. Zira metinleri yukarıda gççen âyet ve hadislerde,

Ve buyurularak, bunun şart olduğu bildiril­miştir. Fakat alıştırmanın keyfiyet ve şartlarında ihtilâf etmişlerdir. Kimisi alıştırmak üç çeşittir. Biri, hayvanı çağırdığın zaman hayvanın gelmesidir, biri, onu ava saldığın zaman ava gitmesidir. Biri de, onu geri döndürmek için işaret ettiğin zaman geri dönmesidir. Köpekte bu her üç çeşidin de bulunma­sının şart olduğunda ihtilâf etmemişlerdir. Fakat diğer hayvanlarda son çeşi-

din şart olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.

Kimisi -köpekte olduğu gibi- bunu diğer hayvanlarda da şart koşmuş ki­misi bunu yalnız köpekte şart görmüştür. îmam Mâlik hem köpekte, hem di­ğer hayvanlarda bu her üçünün de şart olduğunu benimser. îmam Mâlik'in tabilerinden îbn Habib ise, 'Atmaca kuşu gibi diğer hayvanlardan bu son alış­tırma çeşidini kabul edemeyenlerde bu, şart değildir' demiştir.

îmam Mâlik «îster köpek, ister diğer hayvanlar olsun, avcı hayvanların yakaladıklarım yememeleri şart değildir» demiştir. Kimisi, bunu diğer hay­vanlarda şart görmemiş, fakat köpekte şart koşmuştur. Kimisi de bunu bütün hayvanlarda şart görmüştür. Cumhur ise, «Atmaca ile şahin'in avladıklarını -kendileri yeseler bile- yemek caizdir. Çünkü bunların ava kışkırtılması an­cak avın etini yemeleri ile mümkün olur» demiştir. Şu halde bu ihtilâf, biri, hayvanın geri dönmesi için işaret edildiği zaman, geri dönmesi, biri de, tuttu­ğu avın etini yememesi şart mıdır değil midir diye iki mevzudadır. Hayvanın tuttuğu avı yememesinin şart olup olmadığındaki ihtilâfın s ebebiiki şeydir. Biri, bu hususta hadislerin birbirleriyle çelişmesidir, biri de, hayvan tuttuğunu yerse, sahibi için tutmuş olur mu, olmaz mı diye ihtilâf etmeleridir. Hadislerden biri yukarıda geçen Adî b. Hatem'in hadisidir ki bu hadiste Pey­gamber (s.a.s) Efendimiz,

«Eğer köpek yemişse sen yeme. Zira o zaman, kendisi için tutmuş olma­sından korkuyorum» buyurmuştur. Bununla çelişen hadis de Ebû Sa'lebe el-Huşenî'nin hadisidir. Bu hadiste ise Ebu Sa'lebe «Rasûl-i Ekrem (s.a.s):

. «Avcılığa alıştırılmış köpeğini -Allah'ın adını anarak- ava saldığın za­man, tuttuğunu ye» buyurdu. Kendisine 'Ya Rasûlallah, tuttuğundan yese bile mi?' diye sordum. Rasûl-i Ekrem (s.a.s)

'Evet, yese bile' diye cevap verdi» [17]demektedir. Bunun için bu iki hadisi Adî b. Hatem'in hadisini mendubluğa, Ebû Sa'lebe'nin hadi­sini de cevaza hamletmek suretiyle -telif edenler, «Hayvanın tuttuğunu ye­memesi şart değildir» demişlerdir. Sıhhatinde ittifak edildiği için Adî b. Ha­tem'in hadisini tercih edenler ise, «Hayvanın tuttuğu avdan yememesi şart-ür» demişlerdir. Zira öteki hadisin sıhhatinde ihtilâf edilmiştir. Bunun için­dir ki Buhârî ile Müslim onu almamışlardır. îmam Şâfîi, îmam Ebû Hanife, îmam Ahmed, îshak ve Süfyan Sevrî bu görüştedirler ve bu görüş îbn Ab-bas'tan da rivayet olunmuştur. îmam Mâlik, Said b. Mâlik, îbn Ömer ve Süleyman ise, hayvanın tuttuğunu yemesinde sakınca görmemişlerdir. Mâliki mezhebinin müteahhirîn (sonraki) uleması, «Hayvanın tuttuğunu yemesi, onu sahibi için tutmadığının delili değildir ve sahibi için tutması da şart de­ğildir. Çünkü köpeğin ne maksatla tuttuğu bilinemez. Bazan sahibi için tutar da, kendisi yer. Bazan kendisi için tutar da, yemeyip sahibine bırakır» demiş­lerdir. Halbuki bu, hem hadisin nassma, hem de

"Sizin için tuttuklarından yiyin" âyet-i kerimesinin zahirine muhaliftir. Kaldı ki, köpeğin sahibi için avı tutup tutmadığım bilmek mümkündür. Nitekim Peygamber (s.a.s) Efendimiz, «Eğer köpek yemişse sen yeme. Çünkü eğer o yemisse, korkarım ki kendisi için tut­muş olsun» buyurmuştur. Hayvanın geri dönmesi için işaret edildiği zaman dönmesinin şart olup olmadığı hakkındaki ihtilâfları ise, -bu hususta di­ğer hayvanları köpeğe kıyas etmekte ihtilâf etmelerinden başka- bir sebep yoktur. Zira sahibinin işareti ile geri dönmeyen köpeğe -ittifakla- alıştırılmış köpek denilemez. Diğer hayvanlara da -eğer dönmezlerse- alıştırılmış» de­nilip denilmediğinde tereddüt vardır ki ihtilâfın sebebi budur. [18]

 

69.  Avın Şer'î Kesimi ve Şartlan

 

Ulema, avın şer'î kesiminin onu vurarak öldürmek olduğunda müttefik iseler de, bunun için gerekli olan şartlarda bir hayli ihtilâf etmişlerdir. Fakat bu ihtilâflara yol açan sebepleri incelediğimizde, bu şartların -avlanma âleti ile avcıda koşulan şartlardan başka- sekiz şart olduğunu görürüz ki iki tanesi av olan ile av olmayan hayvanlar arasında müşterektir. Altı tanesi de ava mahsustur. Müşterek olan şartlar besmele ile niyettir. Ava mahsus olan şart­lar da şunlardır;

1- Avın yanma varıldığı zaman, onun daha ölmemiş ve öldürücü bir ya­ra da almamış olduğu görülürse onu -ehlî hayvanlar gibi- kesmek lâzımdır. Aksi taktirde murdar olur. Öldürücü yara alan avlar ise -eğer canlı olarak yetiştirilirlerse- onları kesmek her ne kadar müstehab ise de, şart değildir.

2- Avın avlanması, avcının fiil ve teşebbüsü neticesi olacaktır. -Tuzağa düşen veyahut başıboş köpekler tarafından yakalanan avlar gibi- avcının fiil ve teşebbüsü ile yakalanmayan avlar, eğer daha canlı iken yetişilip boğazlan­mazlarsa murdardırlar.

3- Avcılığa alıştırılmış av köpeği ile birlikte alıştırılmamış köpekler bu­lunmayacaktır. Eğer alıştırılmamış köpekler bulunursa av daha canlı iken onu kesmek lâzımdır. Yoksa murdar olur.

4- Avın, avcı tarafından vurulan veyahut yakalattırılan avın kendisi ol­duğu, kesin olarak bilinecektir. Eğer kesin olarak bu bilinmezse, av murdar­dır. Meselâ: Ava gözü ile görmediği bir yerden silah atan ve avm bulunduğu yere varınca, Öldüğünü gören bir kimse bu avın kendisi tarafından vuruldu­ğunu kesin olarak bilmediği için murdardır.

5- Ava silah atarken veyahut köpek salarken avı diri olarak yakalayıp kesmeye gücü yetmeyecektir. Eğer onu yakalayıp kesmeğe gücü yettiği hal­de bunu yapmayıp ona silah atar veyahut köpek salarsa av murdardır.

6- Av, köpeğin korku veyahut çarpmasından ölmeyecek, yani eğer öl­müşse köpek onu öldürmüş olacak. Eğer av, korkudan veyahut köpeğin ona çarpmasından ölürse murdardır.

Ulemanın şart olup olmadığında ihtilâf ettikleri, işte bu altı şarttır. Bun­lardan, şart olduğunda ittifak ettikleri bazılarının bazı avlarda yerine gelip gelmediğinde ihtilâf etmişlerdir. Meselâ Malikîler, avın avcının fiili neticesinde avlanmış olmasının şart olduğunda müttefiktirler. Fakat bu şartın, ken­diliğinden ava giden ve daha ava yetişmemişken sahibi tarafından ava gitme­si için kışkırtılan köpeğin tuttuğu avı yemek caiz midir, değil midir diye ih­tilâf etmişlerdir. Çünkü bu avın, avcının fiili neticesinde avlanıp avlanmadı­ğında tereddüt vardır. Canlı olarak yetişilen ve öldürücü bir yara almadığı görülen avı kesmenin şart olduğunda ittifak eden İmam Ebû Hanife ile İmam Mâlik'in, bu durumda olup da köpeğin pençesinden kurtarıldıktan sonra da­ha onu kesmeğe fırsat bulmadan avcının elinde ölen avın etini yemenin caiz olup olmadığında ihtilâf etmeleri de bu kabildendir.

İmam Ebû Hanife, «Caiz değildir. Çünkü bu adam ava canlı olarak ye­tiştiği halde onu kesmediği için kusur etmiş sayılır» demiştir.

İmam Mâlik ise, «Caizdir. Çünkü adam onu kesmeye fırsat bulmadığı için kesmemiştir. Şu halde bu da, canlı olarak yetişilmeyen avın hükmünde­dir» demiştir.

Şimdi de, avlanma aleti ile avcıda şart olanlarla birlikte sekiz tane olan bu şartların hangisinde ittifak, hangisinde ihtilâf ettiklerini ve ihtilâf sebep­leri ile bu ihtilâflardan doğan bazı meşhur mes'eleleri anlatmağa çalışa­lım:

Hayvanları keserken, besmele çekmekle niyet getirmek şart mıdır değil midir diye edilen ihtilâf ile bu ihtilâfın sebebi yukarıda -Zebîhalar bah­sinde- geçti.

Ancak burada şunu söylemek lâzımdır ki: Eğer niyet şart olursa, avcı ta­rafından ava gitmesi için kışkırtılan köpek daha ava yetişmemişken bir başka köpek tarafından yakalanıp öldürülen avın eti haram olur. Çünkü avcı o baş­ka köpeğin bu avı öldürmesini kasdetmemiştir ki bu, ona şer'î kesim sayılmış olsun. Bunun içindir ki İmam Mâlik buna haram demiştir. Çünkü ona göre . kesimde niyet şarttır.

İmam Ebû Hanife, İmam Şafii, İmam Ahmed ve Ebû Sevr ise niyetin şart olduğunu benimsemiş olmadıkları için, «Caizdir ve bu avın eti yenir» demişlerdir. Mâlikîlerin kendi aralarında, bir ormanın içinde veyahut bir te­pe arkasında olduğu için görülmeyen bir ava silah sıkmanın veyahut av kö­peğini göndermenin caiz olup olmadığı hakkındaki ihtilâfları da, Mâliki mezhebinde kesimde niyetin şart olduğu içindir. Çünkü buradaki kasıt, bil­gisizlikle karışık bir kasıt olduğu için ona kasıt denilir mi, denilmez mi diye tereddüt edilmektedir.

Avın şer'î kesimine has olan diğer altı şarta gelince:

Bunların birincisi yanma varıldığı zaman, ölmediği gibi ağır bir yara da, almadığı görülen avı kesmektir. Cumhur bunun şr t olduğunu benimsemiş olup, «Eğer kesilmezse eti haramdır» demiştir. Çünkü Adî b. Hatem'in hadi­sine dair rivayetlerin birinde «Peygamber (s.a.s) Efendimiz kendisine,

«Eğer daha canlı iken ona yetişirsen onu kes» [19]diye bir ziyade bulunmaktadır. İbrahim en-Nehaî, «Daha canlı iken ona yetiştiğin zaman eğer sende bıçak yoksa onu öldürene kadar köpekleri kışkırt» demiştir ki, Hasan Basrî de bu görüştedir. Zira,

"Avcı hayvanların size tuttuklarından yiyin" âyet-i kerimesi âmm'dır. İmam-Mâlik de bu şartı benimsemiş olduğu içindir ki, «Köpeğini kışkırtıp ava gönderen avcının köpeğin arkasından he­men gitmesi lâzımdır. Şayet üşenip hemen gitmez ve gittiği zaman ağır bir yara almadığı halde öldüğünü görürse o av haramdır. Çünkü eğer kusur et­meyip hemen gitse idi canlı olarak avı yakalardı» demiştir.

İkinci şart da, avın avcının fiili neticesinde avlanmış olmasıdır. İmam Mâlik, İmam Şafii ve cumhur bu şarü benimsemiş oldukları içindir ki, «Tu­zağa düşen ve tuzakta bulunan sivri bir şeye saplanıp ölen av haramdır» de­mişlerdir. Çünkü bu av, avcının fiili neticesinde avlanmamışür. Hasan Basrî ise bu şarü benimsemiş olmadığı için, 'Helâldir' demiştir. İmam Mâlik yine bu şartı benimsemiş olduğu içindir ki: «Eğer bir kimse av köpeğini kışkırtıp ava gönderirse ve köpek de gittikten sonra, önce bir başka şeyle meşgul olur, sonra avı yakalayıp öldürürse bu av haramdır» demiştir. Çünkü bu av da, av­cının fiili neticesinde avlanmamıştır.

Üçüncü şart da talimli av köpeğinin beraberinde talimsiz köpeklerin bulunmamasıdır. Kanaatimce bu şartta icma1 vardır. Çünkü bu durumda avın hangi köpek tarafından yakalandığı bilinemez.

Dördüncü şart da, avcının avın, kendisi tarafından vurulan veyahut ya­kalattırılan avın aynısı olduğunu kesin olarak bilmesidir. Ulema, bu şartı da benimsemiş oldukları içindir ki, avcının gözünden kaybolduktan sonra düşüp ölen veyahut öldürülen avın hükmünde ihtilâf etmişlerdir, İmam Mâlik, «Eğer gözünün önünden kaybolduktan sonra düşen veyahut yakalanan avını aynı günde bulursan ve attığın ok hâlâ kendisinde duruyor veyahut saldığın köpekten onda bir alâmet bulunuyorsa onu yemende bir sakınca yoktur. Fa­kat eğer onu aynı günde bulmayıp üzerinden bir gece geçtikten sonra görür­sen onu yemek mekruhtur» demiştir. Süfyan Sevrî de, bu durumda olan avı yemenin kerahetini benimser.

Abdülvehhab ise, «Aynı günde bulunmayan av eğer avcı hayvanlar ta­rafından avlanmışsa yenemez ve eğer ona ok atılarak avlanırsa onu yiyebil­menin cevazında ihtilâf vardır» demiştir. îbn Mâcişûn da, «Av, vurulması hayvanın ölümüne sebep olan bir yerinden vurulmuşsa ertesi gün bile bulun­sa -ister avcı hayvan tarafından, ister ok atılarak öldürülmüş olsun- yenebi­lir» demiştir, İmam Mâlik'ten yazılı olarak nakledilen fetvalarda ise «Eğer

üzerinden bir gece geçtikten sonra bulunsa, yarası neresinde olursa olsun her iki surette de eti yenemez» diye nakledilmiştir. îmam Şâfıi de, «Kıyas, göz­den kaybolduktan sonra ölen veya tutulan avı yemenin caiz olmadığını ge­rektirmektedir» demiştir. îmam Ebû Hanife de, «Gözden kayboluncaya ka­dar köpek tarafından kovalanan ve sonra ölü olarak bulunan avın eti -eğer kö­pek onun ardından aynlmamişsa- helâldir, aynlmışsa mekruhtur» demiştir Bu ihtilâfın sebebiiki şeydir, biri bu avın -gözden kaybolduktan sonra öldüğü için onun- hakkında ortaya çıkan tereddüttür. Biri de bu husus hakkında varid olan hadisle arasındaki çelişmedir. Zira Müslim, Nesâî, Tir-mizî ve Ebû Dâvûd, Ebû Sa'lebe'den Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in, avını üç gün sonra bulan adama,

«Kokmadıkça yiyebilirsin» [20]buyurduğunu rivayet et­mektedirler. Müslim de, Ebû Sa'lebe'den Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,

«Attığın okun isabeti ile yaralanan av, eğer gözünden kaybolduktan sonra düşerse -aynı günde bulunmuş olmak şartı ile- onu ye» [21] buyurduğu­nu rivayet etmektedir. Adî b, Hatem'in hadisinde de Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,

«Onda okunu bulduğun ve bir yırtıcı hayvanın izini bulamadığın ve okunla öldüğüne inandığın zaman, ye» [22] buyurduğu rivayet olunmuş­tur.

Ok veyahut köpekten yara aldıktan sonra suya veyahut uçurumdan dü­şen avın hükmünde ihtilâf etmeleri de bu kabildendir.

İmam Mâlik, «Bu avın eti yenemez. Çünkü aldığı yaradan mı, yoksa su­da boğularak veyahut uçurumdan düştüğü için mi öldüğü bilinemez. Meğer öldürücü bir yerinden yaralanmış olup yüzde yüz ondan dolayı Öldüğü bilin­se, ancak o zaman yenebilir» demiştir ki cumhur da buna katılır. îmam Ebû Hanife de, 'Öldürücü bir yerniden yaralanmış olan av, eğer suya düşerse eti yenmez, fakat yüksek yerden düşenin eti yenir' demiştir. Ata ise «îster suya, ister uçurumdan düşmüş olsun eti yenemez. Çünkü her ne kadar öldürücü bir yerinden yaralanmış ise de, daha can vermemişken düşmüş olabilir ki, o za­man ya suda boğularak, ya da uçurumdan düşmekle ölmüş olur» demiştir.

Köpeğin çarpmasından ölen avın hükmüne gelince: îbn Kasım bunu da.

ağır aletin yanlaması ile öldürülen ava kıyas ederek, «Haramdır» demiştir. Eşheb ise «Helâldir, çünkü

"Avcı hayvanlarınızın size tuttukların­dan yiyin" âyet-i kerimesi âmm'dır» demiştir. Korkudan ölen avın ise, mur­dar olduğunda mezhep uleması ihtilâf etmemişlerdir.

Avcının ava silah atarken veyahut köpek salarken onu elle tutup kesme­ye gücü yetmemesinin şart olduğunda da -benim bildiğime göre- ihtilâf yok­tur. Avı elle tutmak da ancak, av, ya tuzağa düştüğü, ya bir şeye saplandığı veyahut aülan silahın isabeti ile bir kanat veya bacağı kırıldığı zaman müm­kün olur. Bu mevzuda birçok mes'eleler vardır ki o mes'elelerde avı diri ola­rak tutmanın mümkün olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir. Meselâ köpekler tarafından kovalanıp bir çukura düşürülen avın eti yenir mi, yenmez mi diye Mâlikî uleması arasında ihtilâf vardır. Atılan silahla veyahut köpekler tara­fından bir uzvu koparılan avın hükmünde de ihtilâf etmişlerdir.

Kimisi «Kopan uzuv haramdır, fakat avın kendisi helâldir», kimisi «Her ikisi de helâldir», kimisi de «Kopan uzuv öldürücü uzuvlardan ise ikisi de helâldir, değilse avın kendisi helâldir, fakat kopan uzuv helâl değildir» demiştir ki îmam Mâlik'in sözünden de, bu anlaşılmaktadır. Avın ikiye bö­lünmesi halinde, tam iki eşit parçaya mı, yoksa birinin diğerinden büyük iki parçaya mı bölünmesi hakkındaki ihtilâf da bununla ilgilidir. Bu ihtilâfın sebebi, Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in,

 «Hayvan canlı iken ondan ke­silen herhangi bir parça murdardır» [23] hadisindeki umum ile,

"Avci hayvanların size tuttuklarından yiyin".[24] ve,               

"Eliniz ve mızraklarınızın ulaştığı avlar" [25] âyet-i kerimelerinin umumları arasında bulunan çelişmedir. Avı vurarak öldürmenin av için şer'an kesim sayıldığına dair hükmü mutlak görenler, ha­disi ehlî hayvanlara hamledip, gerek avın, gerek avdan kopan parçanın helâl olduğunu söylemişlerdir. Hadisi, ehlî ve yabanî hayvanların ikisine de ham­ledip mezkûr hükmün ıtlakından (kayıtsız oluşundan) istisna mahiyetinde görenler de, «Av helâldir, fakat ondan kopan parça haramdır» demişlerdir. Hadisteki «Can» kelimesinden Hayat-ı Müstekırre (süren hayat) mânâsını anlayanlar ise, kopan parçanın öldürücü bir uzuv olup olmadığı hailen ara­sında hüküm ayırımı yapmışlardır. [26]

 

70.  Avcının Şartlan

 

Hayvanın etini yiyebilmek için kesende şart olup zebihalar (hayvan ke­simi) bahsinde geçen vasıflann hepsi avcıda da şarttır. Orada şart olduğunda ittifak edilenler ittifakla avcıda da şarttır. Orada şart olduğunda ihtilâf edi­lenler hakkında, burda da ihtilâf edilmiştir. Ancak bunlardan fazla olarak av­cıda bir başka vasıf daha şarttır ki, o da avcının ihramda olmamasıdır.

Zira Cenâb-ı Hak,

"Kara avı ise ihramda bu­lunduğunuz sürece size haram kılınmıştır" [27] buyurmuştur. Bunun için eğer bir ihramîı avlanırsa, öldürdüğü avın etini ihramda olmayan kimse yiye­bilir mi, yiyemez mi diye ihtilâf etmişlerdir.

îmam Mâlik, (îhramlımn öldürdüğü av, murdar olup ihramda olanlar yiyemediği gibi, ihramda olmayanlar da yiyemezler' demiştir. îmam Ebû Hanife, İmam Şafii ve Ebû Sevr ise 'İhramda olmayanlar için helâldir» demişlerdir.

Bu ihtilâfın sebebi, yasak etme, yasaklanan şeyin fasid olduğunu gerektirir mi, gerektirmez mi diye ihtilâf etmeleridir. Zira ihramda olan kim­senin av öldürmesi, hırsız veya soyguncunun çaldığı veya gasbettiği hayva­nı kesmesi gibidir.

Bu mevzudan olmak üzere, mecusîlerin talim görmüş köpeği ile avlan­manın caiz olup olmadığı mes'elesinde de ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, «Caizdir. Çünkü muteber olan, av aleti değil, avcıdır demiştir. İmam Şâfıi, îmam Ebû Hanife ve diğerleri de bu görüştedirler. Câbir b. Abdullah, Hasan, Atâ, Mücâhid ve Süfyan Sevrî ise;

"Avcı hayvanlardan alıştırıp öğrettiğiniz" [28] âyet-i kelimesindeki hi-tab mü'minleredir diyerek mecusîlerin köpeği ile avlanmayı mekruh gör­müşlerdir.

Bu kitaptan maksadımız için bu bahisten bu kadan kâfidir. Doğruyu bulmaya basan veren Cenâb-ı Allah'tır. [29]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/363.

[2] Mâide, 5y96.

[3] Mâide, 5/2.                                  

[4] Cum'a,62/lO.

[5] Buhârî, Zebâih, 72/15, no: 5498.

[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/365-366.

[7] Mâide, 5/94.

[8] Mâide, 5/4.

[9] Buhârî, Zebâih, 72/1, no: 5475.

[10] Buhârî, Zebâih* 72/4, no: 5478.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/267-368.

[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/368-369.

[13] Mâidc, 5/4.

[14] Ebû Dâvûd, Sâyd, 11/1, no: 2845.

[15] Mâide, 5/4.

[16] Tirmizî, Sayd, 16/3, no: 1467.

[17] Ebû Dâvûd, Sayd, 11/2, no: 2852.

 

[18] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/369-372.

[19] Müslim, Sayd, 34/1, no: 1929.

[20] Müslim, Sayd, 34/2, no: 1931; Ebû Dâvûd, Sayd, 11/4, no: 2861; Nesâî, 7/194. Hadis1, Tirmizî'de yoktur.                                    

[21] Müslim, Sayd, 34/2, no: 1931.

[22] Tirmizî, Sayd, 16/4, no: 1468.

 

[23] Ebû Dâvûd; Sayd, 11/3, no: 2858.

[24] Mâide, 5/4.

[25] Mâide, 5/94.

[26] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/373-377.

[27] Mâide, 5/96

[28] Mâide,5/4.

[29] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/379-380.