48. ARİYET (İğreti Alma) KİTABI 2

144. Ariyetin Rükünler 2

145. Âriyet'in Hükümleri 2

1. Ariyetin Sorumluluğu: 2

2. Ağaç Dikme ve Bina Yapma: 3

3. Kom§ulukMükellefiyeti: 3


48. ARİYET (İğreti Alma) KİTABI

 

ARİYET: Başkasına iğreti olarak verilen şey demektir. Bu bahse ilişkin konuşmamız ARİYET'in rükün ve hükümleri hakkındadır. [1]

 

144. Ariyetin Rükünler

 

Ariyet'in rükünleri -vermek, veren, alan verilen şey ve akit olmak üzere-beştir.

Ariyet vermek sünnet olup, iyi ve sevaplı bir davranıştır. Eskilerden ki­misi, ariyet vermemenin ağır bir günah olduğunu söylemiştir.

Abdullah b. Abbas ile Abdullah b. Mes'ûd (r.a.)'dan da, "Onlar, eğreti olarak basit şeyleri dahi vermezler" [2] âyeti kerimesini yorumlarken "Bu âyet-i kerimede, eğreti olarak vermeyenleri yerilen basit şeyler, -balta, bakraç, ip ve çömlek gibi- halkın birbirlerine eğreti olarak verdikleri şeylerdir» dedikleri rivayet olunmuştur.

Ariyet veren kimseye gelince: Vermek istediği şeyin ya sahibi ya da ki­racısı olması şarttır. Eğer ne sahibi, ne de kiracısı ise, onu başkasına ariyet olarak veremez.

En sıhhatli olan görüşe göre, bir kimsenin başkasından ariyet olarak al­dığı şeyi ariyet olarak vermesi caiz değildir.

Ariyet olarak verilen şeye gelince:

Fukahaya göre -ev, tarla, hayvan ve benzeri- menfaati, onu ariyet olarak isteyen kimseye mubah olan her şey ariyet olarak verilebilir. Bunun içindir ki, cariyeyi -onunla cinsî münasebette bulunmak üzere- herhangi bir kimse­ye ariyet olarak vermek caiz değildir. Cariyeyi başkasına, çalıştırmak için de ariyet olarak vermek mekruhtur. Meğer kendisine verilen kimse cariyenin mahremi olsun.

Ariyet verme akdi ise, ariyet sahibinin, herhangi bir kimsenin ariyeti kullanmasına izin verdiğini bildiren deyim demektir.

imam Şafiî ile îmam Ebû Hanife'ye göre ariyet verme akdi, feshi caiz olmayan akitlerden olmayıp her zaman bozulabilen bir akittir. Yani ariyetin sahibi istediği zaman ariyetini geri isteyebilir.

İmam Mâlik ise, kendisinden gelen meşhur rivayete göre, «Ariyeti alan kimse henüz onu hiç kullanmamışken sahibi onu geri isteyemez. Ariyeti alan kimse, eğer belli bir süreyi şart koşmuş ise şart koştuğu süreyi beklemesi, şart koşmamış ise, halk o tür ariyetler için ne kadar bekliyorsa o kadar müddet

beklemesi gerekir» demiştir.

Bu ihtilafın sebebi de, ariyet verme akdinde, feshi caiz olan ve olma­yan akitlerin ikisinde de benzerlik bulunmasıdır. [3]

 

145. Âriyet'in Hükümleri

 

1. Ariyetin Sorumluluğu:

 

Ariyetin hükümleri ise çokturlar. En meşhurları şudur: Ariyet, alanının elinde zayi olduğu zaman kendisi zâmin midir, değil midir?

Kimisi «Kusuru bulunmaksızın zayi olduğuna dair şahit bulunsa bile, kendisi zâmindir» demiştir, ki Eşheb ile İmam Şâfıî bu görüştedirler, imam Mâlik'ten gelen iki rivayetten biri de bu yoldadır. Kimisi de bunun tersini söylemiştir. Yani zayi olduğuna dair şahit bulunsun, bulunmasın, kendisi zâmin değildir. Bunu da diyen İmam Ebû Hanife'dir. Kimisi de «Eğer ariyet, zayi olması gizli kalmayan şeylerden ise ve zayi olduğuna dair şahit bulun­muyorsa, zâmindir. Ariyet, zayi olduğu zaman herkes tarafından bilinen şeylerden ise veyahut zayi olduğuna dair şahit bulunuyorsa, zâmin değildir» demiştir. Bu da tmam Mâlik'in meşhur olan görüşüdür. Ibnu'l-Kasım ile imam Mâlik'in tâbilerinden çoğunluk bu görüştedirler.

Bu ihtilafın sebebi, bu konuda varit olan hadisler arasında bulunan çelişmedir. Zira sıhhati sabit olan hadiste geldiğine göre Peygamber Efendi­miz Safvan b. Ümeyye'ye,

 «Herhangi bir şeyi alan kimse, ariyetin zayi olmasından sorumludur ve ödemesi gereken bir ariyettir» [4] buyurmuştur. Bir rivayete göre Efendimiz,

«Zayi olduğu zaman bedelinin ödenmesi gereken bir âriyyettir» [5] demiştir. Peygamber Efendimiz'in ayrıca,

«Başkasından ariyet olarak herhangi bir şeyi alan kimse, ariyetin zayi olmasından sorumlu değildir» [6] diye buyurduğu da rivayet olunmuştur. Bu hadisi öteki hadise tercih ederek bu hadi­si tutanlar, ariyet alan kimseyi ariyetin zayi olmasından sorumlu tutmamış­tır. Safvan b. Ümeyye'nin hadisini tutanlar ise onu sorumlu tutmuşlardır .

Hadisleri telif etme yolunu tutanlar da, ariyetin zayi olduğu zaman gizli kalıp kalmaması halleri arasında ayırım yaparak zayi olması gizli kalan ari­yetin zayi olmasından onu sorumlu tutmuş, zayi olması gizli kalmayan ariye­tin zayi olmasından sorumlu tutmamışlardır. Ne var ki, Safvan b. Ümey­ye'nin hadisi sahih iken, ariyeti alan

kimsenin ariyetin zayi olmasından so­rumlu olmadığını bildiren hadis meşhur değildir. Ariyeti alan kimsenin ariyetin zayi olmasından sorumlu olmadığını söyleyenler, ayrıca ariyeti, Ve-dia'ya kıyas etmişlerdir. Ariyetle Vedia'yi birbirinden ayıranlar da, «Ve-dia'nın menfaati sahibine aittir. Ariyet ise, kullanılmak üzere alındığı için menfaati onu alana aittir» demişlerdir. İmam Şâfıî, kiradaki malın zayi olma­sı halinde kiracının zâmin olmadığı görüşünde îmanı Ebû Hanife ile imam Mâlik'e uyduğu halde, burada uymaz. Halbuki ariyetin zayi olması halinde onu alanın zâmin olma sebebi maldan menfaat görmesi ise, kiracı da kirası altındaki maldan menfaat görmektedir.

Ulema, mal sahibinin zâmin olmayı şart koştuğu zaman da, ariyet iste­yenin zâmin olup olmadığında ihtilaf ederek, kimisi «Zâmin olur» kimisi «Zâmin olmaz ve şart bâtıldır» demiştir. [7]

 

2. Ağaç Dikme ve Bina Yapma:

 

imam Mâlik ile İmam Şafiî, kişinin ariyet olarak aldığı tarlada ağaç dik-' tikten veyahut bina yaptıktan sonra ariyet müddetinin bitmesi halinde ihtilaf etmişlerdir, imam Mâlik «Tarla sahibi muhayyerdir, isterse adamı ağaçlan- sökmeye veyahut binasını yıkmaya zorlar, isterse ağaçlara, sökülmüş ve­yahut binaya, yıkılmış olarak kıymet takdir eder de, ona bina veyahut ağaçla­rının kıymetini verir» demiştir. İmam Mâlik'e göre, biten ariyet müddeti ister şart koşulmuş, ister örf ve âdete göre tayin edilmiş olsun, hüküm aynıdır, imam Şafiî de «Eğer adama tarlayı âriye olarak verirken, onda ağaç dikme- * meyi veyahut bina yapmamayı şart koşmamış ise onu ağaçlan sökmeye ve­yahut binayı yıkmaya zorlayamaz. Ancak üç hal arasında muhayyerdir, is­terse ağaçlan veyahut binayı olduğu gibi bırakır da, kirasını verir, isterse za-rannı ödemek şartı ile söker, isterse bedelini vererek temellük eder. Tarla sa­hibi bu üç durumdan hangisini seçerse, diğeri kabule mecburdur. Şayet hiç­birini kabul etmezse, o zaman bina veyahut ağaçlarını sökmeye zorlanır» de­miştir, imam Şafiî'ye göre, eğer zararını ödemeden onu bina veyahut ağaçla-nnı sökmeye zorlarsa ona zulüm etmiş olur. imam Mâlik ise «Tarla sahibi, tarlasında ağaç dikilmemesini veyahut bina yapılmamasını şart koşmasa da, örf ve teamüle göre kimse, başkasından emanet olarak aldığı tarlada ağaç dikmez veyahut bina yapmaz» demiştir. İmam Mâlik'e göre, eğer başkasından herhangi bir şeyi emanet olarak alan bir kimse, o şeyi, kıymetini izin ve­rildiği şekilden daha aşağıya düşüren bir biçimde kullanırsa, kıymetinden eksilen miktan ödemek zorunda olur. [8]

 

3. Kom§ulukMükellefiyeti:

 

Ulemanın -bir kimsenin, komşusundan duvan üzerine ağaçlannın başı­nı koymak için izin istemesi gibi- mal sahibine bir zaran bulunmadığı halde, yapan için içinde maslahat bulunan tekliflerin hükmünde ihtilaf etmeleri de bu bâbîandır. İmam Mâlik ile İmam Ebû Hanife, «Mal sahibi kabule zorlana­maz. Çünkü hiçbir kimse, herhangi bir malını başkasına ariyet olarak ver­mek zorunda değildir» demişlerdir. İmam Şafiî, İmam Ahmed, Ebû Sevr, imam Dâvûd ve hadis ulemasının tümü, «Zorlanır» demişlerdir. Delilleri de, İmam Mâlik'in tbn Şihâb'dan İbn Şihâb'ın A'rac'dan, A'rac'ın da Ebû Hürey-re (r.a.)'den Peygamber Efendimizin buyurduğunu rivayet ettiği,

«Herhangi biriniz komşusunu, duvarına bir mıh çakmaktan menetme­sin» [9] hadisidir. Ebû Hüreyre (r.a.) bu hadisi naklettikten sonra kendisini dinleyenlere, «Niçin kulak asmıyorsunuz? Vallahi size söylemekten hiç geri durmayacağım» demiştir. Bunlar aynca Hz. Ömer (r.a.) ile Muhammed b. Mesleme arasında geçen olay ile de ihticac etmişlerdir. İmam Mâlik'in Mu^ vatta'da anlattığı bu olayın rivayet şekli şöyledir:

«Dahhak b. Kays adında bir zat, tarlasına Muhammed b. Mesleme'nin bahçesi içinden su götürmek istedi. Muhammed buna mani oldu. Dahhak ona, 'Senin bunda kânn var, zarann yoktur. Çünkü sen devamlı olarak bu su­dan yararlanacaksın' dedi. Muhammed yine kabul etmedi. Bunun üzerine Dahhak durumu Hz. Ömer'e arzetmek zorunda kaldı. Hz. Ömer de Muham­med b. Mesleme'yi çağırtıp kendisine, Dahhak'a su yolu vermesini emretti. Muhammed:

-'Hayır, vermem', dedi. Hz. Ömer,

-'Bunda kardeşinin kân var, senin de zarann yoktur. Mani olma', dedi.' Muhammed,

-'Hayır1, vermem' dedi. Hz, Ömer bu sefer,

-'Allah'a yemin ederim ki, eğer tarlasına su götürmek için senin karnın­dan başka bir yol bulamazsa, suyu senin karnın üzerinden geçirecektik, dedi ve Dahhak'a, suyu Muhammed'in bahçesi içinden geçirmesini emretti. Muhammed de yaptı.

Amr b. Yahya da babasından şunu şöyle dediğini rivayet etmiştir.

«Abdurrahman b. Avf in bir su harkı, dedemin bahçesi içinden geçiyor­du. Abdurrahman, harkı bahçenin bir başka kenarına almak istedi. Bahçe sa­hibi kabul etmedi. Bunun üzerine Abdurrahman, Hz. Ömer'e şikâyet etti. Hz. Ömer Abdurrahman'in lehinde hükmetti»

İmam Şafiî, îmam Mâlik'i -bu hadis ve olayları kendi Muvatta'ına aldığı halde, onları tutmadığı için- kınamıştır, imam Mâlik ile îmam Ebû Hani-fe'nin dayanağı da, Peygamber Efendimiz'in,

«Müslüman kişinin malı, gönül rızası ile olmazsa helâl olamaz» [10]ha­disidir. Diğer grup ise «Bu hadisteki umum, yukarıda geçen hadis ve olaylar­la -Özellikle Ebû Hüreyre'nin hadisi ile- tahsis edilmiştir» demişlerdir. İmam Mâlik'e göre ise yukarıda geçen hadis ve olayların hepsi nedbe mahmuldür­ler. Çünkü ona göre, bir hadisin bir diğer hadisi tahsis etmesi ile nedbe ham-ledilmesinin ikisi de mümkün olduğu zaman, hadisi nedbe hamletmek daha evladır. Zira âmm olan bir delili hâss olan bir delile hamletmek, ancak ikisi arasında çelişme bulunduğu ve telifleri de mümkün olmadığı zaman, vacip­tir. Asbağ da Îbnu'l-Kasım'dan, «Hz. Ömer'in Abdurrahman b. Avf lehine verdiği hükme uyulur. Fakat Muhammed b. Mesleme aleyhine verdiği hük­me uyulmaz. Çünkü başkasının mülkünde esasında var olan bir su harkının yerini değiştirmek, varolmayan bir su harkını yeni açmaktan kolaydır» dedi­ğini rivayet etmiştir.

Bizim gayemiz için bu kadan kâfidir. [11]

 

 



[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/75.

[2] Mâûn, 107/7.

[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/77-78.

[4] Beyhâkî, 6/89; Hâkim, 2/47.

[5] Ebû Dâvûd.5ıo>a\ 17/90, no: 3562.

[6] Dârakutnî, 3/41, no: 168.

 

[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/79-80.

[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/80-81.

[9] Müslim, Musâkât, 22/29, no: 1609; Ebû Dâvûd, Akdiye, 18/31, no: 3634.

 

[10] Dârakutnî, 3/26, no: 9393; Beyhâkî, 6/100.

[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/81-82.