ISTILAHLAR.. 2


ISTILAHLAR

 

Kitap ismi zikredilmeden parantez içinde görülen varak numaralan el-Bidâye, Laleli ktp. 2271 numaralı nüshaya aittir. el-Kifâye de aynı mecmua içindedir. Diğer kaynaklar için Giriş kısmının 47. dipnotuna bakınız.

 

Adl: Her şeyi kendi yerine koymak.

İfrat ve tefrite (iki aşın uca) kaçmadan ortada ve dengede oK mak. Eşitlik ve denklik. Ztddı: ZULÜM.

Ailahı güzef olmayanı yapmaktan ve gerekeni yapmamaktan tenzîh etmek (Mu'tezile ve Şfaya göre). [1]

Ahad, Vâhid: Allanın srfatlanndan. Bir, tek, yal-nz, benzeri, dengi ve ortağı olmayan. AHAD: Allahın zâtı için kullanılır. Başka bir varlığa srfat olarak kullanılamaz. [2]

Vâhid: Allahın sıfatlan için kullanılır. Allah zâtında ahaddır: şerîk ve inkısam (bölünme) kabul et­mez. Sıfatlarında vâhiddir; tektir, benzeri yoktur (el-Kifâye 10a - 10b). [3]

Akıl: Düşünmek veya duyu vasıtalarıyla idrak etmek suretiyle bilinmesi mümkün olan şeyleri bilme ve anlama kud­reti (EhM sünnete göre). İyiyi kötüden ayırdetme kudreti (Mu'teziye göre). [4]

Akis: Bir kazıyyenin mahmulünü (yüklemini) mevzu1 (konu), mevzû'unu da mahmul yapmaya denir: «Var olan her şey görülür, görülen her şey vardır» gibi. Akis şekline çevrilmemiş bir kazıyye tard halinde bulunur. [5]

Aklî Ve Manevî Mucize: Her asırdaki akıl sahibi insanlara hitâbedip katiyet ve devamlılık vasfı taşıyan mu'cize ki Kur'ân-ı kerîmdir. [6]

Âlem: Allahtan başka mevcûd olan her şey (109 b). [7]

Âlimlerimiz: Mâtürîdiyye ulemâsı kasdolunmuştur. [8]

Allah: Varlığı kendinden olan ve kemal sıfatlarını kendinde toplayan, hakîkî ma'budun özel ismi. Islâmın tanıttığı tek Tanrı. (Bu sebeple cemi' olarak kullanılamaz.) [9]

Araz, Ayn: Araz: Var oluşu, ancak kendisini taşıyan başka bir varlıkla hlssedilebiien, kendi başına boşlukta yertutamıyanşey. Ayn; Kendi başına boşlukta yer tutan ve arazlara konu teşkileden (arazları taşıyan) şey.

Cisimlerin rengi, şekli, tadı, kokusu... birer arazdır, bunlara ko­nu teşkH eden madde ise ayn'dır (109b). [10]

ARŞ : Çardak, çatı. Taht. Mülk, saltanat.

Bütün cisimlerden büyük olan ve bazılarına göre cisim olarak tasavvur edilebilen şey.

«insanlar Allahın arş'ını sadece ismiyle bilirler, hakikatini idrak edemezler. Allanın arşı avamın tahayyül ettiği gibi olamaz» Mufredât-ı Râğıb). [11]

ASHÂB-İ ZEVAHİR: bk. Zevahir ulemâsı. [12]

ASLAH : (Allah hakkında muhal olan)

En uygun, en yarayışlı. Kullara ait bir fili yaratırken veya dine dair bir hüküm emrederken, Allah taâlâyı, kendisine veya mahlûkata râci bir maslahatın, bir menfaatin bu fiil veya em­re icbar ve ilzam etmesi. [13]

AYN  :bk.Araz. [14]

AYNİYYET, ĞAYRİYYET, TEGAYÖR: İkilşeyden biri diğerinin tıpkısı ise. biri olmadan diğeri tasavvur edilemezse aralarında ayniyyet, aksi takdirde gayriyyet vardır! denilir.   [15]                                                                                   

BAKAA : Sebat, devam. Sonu olmamak. Eski hal üzere devam. Geleceğe doğru, sonsuz olarak, sürmek. Zıddı: [16]

 

BÂTIL : Boş, yanlış, çürük, devamsız.Zatında sebat ve hakikat bulunmayan. Temelden bozuk. HAKK'ın zıddı. [17]

 

BÂTINİYYE : Şaya mensubiyet iddia eden, fakatİslâm müelliflerince İslâm dışı kabul edilen fırka. Naslann zahirî ve bâtınî mânâlan bulunduğunu, zahirin kabuk teşkil ederek asıl maksûd olan mânânın bâtın olduğunu söylerler. Bâtınî mâ­nâlan ancak kendilerince kabul edilen Ma'sûm imamlar bilir. Çeşitli İslâm memleketlerinde değişik adlar almışlardır. Bâtınly-yenin, aslında Allah'ı ve mukaddesatı inkâr ettikleri, nefsin arzu ettiği şeyleri mubah gördükleri kabul edilir. [18]

 

BEDÎHÎ İLİM : Düşünmeden, delile başvurmadan İlk bakışta meydana gelen bilgi (108b). [19]

 

BERÂHİME : Brahmanlar. İslâm müelliflerine görebu Hind telâkkisinde kâinatın hudûsu ve Allah'ın birliği kabul edilmekle beraber nübüvvet inkâr edilir. Bu sebeple de tenkh de tâbi' tutulur. (Asıl Brahmanizmde nübüvvetin inkâr edilme­diği ileri sürülmektedir, bk. İslâm Ans. BRAHMANLAR).

 

BİD'AT : Sonradan icadedilen şey.

İTİKADDA: Dini vaz' edenin emrine aykın olarak -ve kendine göre bir delile istinad ettirerek - icad edilen şey. [20]

 

CÂIZ : Olması, bulunması düşünülebilen. (125b) Olma­ması zorunlu olmayan. Olması da olmaması da eşit olan. bk. Mümkin. [21]

 

CEBR : Mecburiyet, zorlama. İrâde ve ihtiyarın zıddı. [22]

 

CEBRİYYE : Kulun hiç bir fiil, irâde ve kudrete sahip bulunmayıp yalnızca ilâhî fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kabul edenler. En meşhur kolu Cehmiyyedir. [23]

 

CEHMİYYE : Cehm b. Safvân'ın (ölm. 128/754) görüş­lerini benimseyenler. Allah'ın sıfatlarını, ru'yetuliahı ve kulun İrâ­desini inkâr ederler. Cennet ile cehennemin -sakinleriyle bir­likte- fânîoiduQunu kabul ederler. [24]

 

CEVHER : Boşlukta bizzat yer tutan ve vartıömı bizzat hissetiren şey. Asıl, madde. Mukabili: 'ARAZ. [25]

 

CEVHER-I FERD : bk. Cüz1-! iâ yetecezzâ [26]

 

CEVR : Bk.Zulüm. [27]

 

CİHET : Yon'taraf- Blr clsrnin etrafından başladığıdüşünülen uzantılar. [28]

 

CİSİM: İki veya daha fazla cevherden meydana gelen şey. (109b) Üç boyutu olan şey. (Mutezileye göre). [29]

 

CÖZ-İLÂ YETECEZZÂ, CEVHERİ FERD Hiç bir şekilde parçalara aynlamıyan, hatta daha küçük par çalara aynlabileceöi tasavvur biie edilemiyen cevher, bk. Cevher. [30]

 

DEHRİYYE : Zaman (dehr) ile maddenin ebedîliğini benimseyenler. Allah'ı ve âhiret gününü inkâr ederler. Onlarc göre kâinat kadîm olup tabiat kanunlarına veya feleklerin devrine tâbidir. [31]

 

DELÎL : Mürşid, rehber, kılavuz. Bir şey hakkında müsbet veya menfi bir hüküm vermeye götüren şey. Hüccet[32]

 

DIRÂRİYYE : Dırâr b. Amr"a mensûb olanlar. Küi< ait istitâatın fiilden önce ve fiil ile beraber bulunduğunu iddk ederier. Allah'ın sübûtî sıfatlarını seibî mânâlarla izah ederier. Şehristânî Dırâriyyeyi Cebriyyeden saymıştır (el-Mi!el, 1/86). [33]

 

EBED : Sonu olmayan, sonu düşünülemiyen gelece zaman. Mukabili: EZEL[34]

 

ECEL : Tayin edilmiş gelecek zaman. Allah taâlâ nez-dinde malûm olan. her canlının hayatının sona ereceği zaman. [35]

 

EFLÂKİYYE : Allah'ı inkâr edip kâinatın yaratılış ve idare edilişini kadîm telâkki ettikleri yedi yıldıza bağlayanlar (Yedi felek: Zühal, Müşteri, Merih, Zühre, Utarid, Güneş, Ay). Müneccime. [36]

 

EHL-İ ADL : Mu'tezile fırkasının kendisine verdiği bir isim. Onların «ad!» prensibi İçin «Mu'tezile» maddesine bakine. [37]

 

EHL-I HADÎS  : Hadis âlimleri. Selefiyye de kasdedi[38]

 

EHL-İ HADÎS KELÂMC1LARI: bk. Muhaddis kelâmcılar. [39]

 

EHL-I HAK : Hakka tâbi' olanlar, doğru yolda bulunan­lar. Müellif, «Ehl-i hak» terimi ile umumiyetle Ehl-i sünneti (Sele­fiyye' Eş'ariyye ve Mâtürîdiyyeyl) kasdeder. Bazan da «Ehl-i kıble» mânâsına alarak «EhH bid"at»e de şâmii kılar. [40]

 

EHL-İ KIBLE : Kâ'beye müteveccihen namaz kıl­manın farzıyyetini kabul edenler. Bu ifadeye Ehl-i sünnetten başka İslâm dairesinin dışına çıkmamış Ehi-i bid'at de dâhildir, bk. EhM millet. [41]

 

EHL-İ MİLLET : İslâm dini müsntesibleri. islâm dininin remzi sayılan, Kâ'beye müteveccihen namaz kıl­manın farzıyyetini benimseyenler müslüman sayılır, Bununla birlikte Allah'ın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed'in nübüvve­tine inanmaları, Islâmiyyetin son ve değişmez din olduğunu, onun getirdiği kesin hükümlerin meşruiyetini de benimsemeleri şarttır (bk. Bağdadî, ei-Fark, s. 12-14,230-233). [42]

 

EHL-I SÜNNET VE'L-CEMÂAT : Rasûlüllah (s.a.) ile ashab cemâatinin Akâid sahasında takîbettikieri yolu (sünneti) izleyenler Müellif Sâbûnî, »EhH sünnet» terimiyle Selefiyye (Ehl-i sünnet-i hâssa), Eş'ariyye ve Mâtürîdiyyeyi kasdeder. Abdüikadir el-Bağdadîye göre EhH sünneti şu sekiz zümre teşkil eder: 1) Ehl| bid'atın hatalannı irtikâb etmiyen kelâm âlimleri; 2) Sevrî EvzâTı Dâvûd-i zahirî dâhil büyük fakîhler ve mensûblan; 3) Muhad-disler; 4) EhH bld'ate meyi etmiyen Sarf-Nahiv, lügat ve ede-f biyat âlimleri; 5) EhH sünnetten ayrılmayan kıraat imamları ile müfessirler; 6) Müteşerri1 sofiyye; 7) EhH sünnet yolundan ayrıt-mayan müslüman mücâhidler; 8) EhH sünnet akîdesinin yayıl­dığı memleket ehâlisi (el-Fark, s. 313-318). EhH sünnetin ittifak ettiği Akaid meselelerini Eş'arî 32 maddede (Makaaiât, s. 277-284), İsferâyînî47 maddede (et-Tabsîr, s. 91-113), Bağdadîde 15 maddede (el-Fark, s. 323-324) toplamıştır. [43]

 

EKAANÎM : Uknûm'un cem'i. Asıl, esas. Hristiyanlarca Allah mefhûmunun teşekkül ettiği üç srfat: Allah td âlâdan ibaret olan zât (Baba), İsa'dan ibaret olan İlim (Oğır ve Meryem'den İbaret bulunan Hayat (Zevce). [44]

 

EKVÂN: bk. Kevn. [45]

 

ESMÂ-İ HUSNÂ : En güzel isimler. Nas ile sâbtt ilâhî isimler. Allah taâlö hakkında sıfat sıygasıyla vârid olan hayy, âlim gibi kelimelere verilen husûsî ad. [46]

 

EŞ'ARİYYE : Ehl-i sünnetin büyük Akaid mezhep­lerinden biri. Ebû'l-Hasan el-Eş'arîye (ölm. 324/936) mensûb olanlar. Eş'âri, Akaid meselelerinde Mu'teziieden ayrılarak Se­lefe yaklaşmış, fakat bu sahada «kelâm» metodunu benimse­miştir. Mu'tezileyi başarılı bir şekilde tenkid ederek EhH sünnet ilm-i kelâmının kurucularından olmuştur.  [47]

 

EŞYANIN HAKİKATİ : Bir şeyin hakikati:

Var olması mümkin olan bir varlığı diğerlerinden ayırt eden kendine has özelliği, mâhiyeti. İnsan için «İdrak sahibi olmatj» gibi. Çünkü insan bunsuz düşünülemez. Fakat - meselâ- «gülmek, yazı yazmak» özellikleri de insana aitse de insan bunlar olmadan tasavvur edilebilir. Bu sebeple «gülmek, yazmak» insanın hakîkattndan (mâhiyetinden) değildir, bk. HAKİKAT, ŞEY1. [48]

 

EZEL Başlangıcı olmayan geçmiş zaman. Zamanın maziye doğru sonsuz olarak devamı. Mukabili: EBED. [49]

 

FÂSIK : ilâhî emirlerin dışına çıkan. Büyük günah işle­yen veya küçük günahları devamlı irtikâp eden müslüman. [50]

 

FELÂSİFE: bk. Filozoflar. [51]

 

FİİL : Eylem. Yapmak, İşlemek.

ALLAHA İZAFE EDİLDİĞİNDE : Varolması aklen mümkün oian bir şeyf var etmesi, icâdetmesi (halk) KULA İZAFE EDİLDİĞİNDE : Mümkinin meydana gelmesi, için âlet ve vâsrtaya başvurarak iş yapması (kesb). (el-K^fâye, 62b.) [52]

 

Fİ'Lİ SIFATLAR Allanın, zıdlarıyia^da vasıflan­ması câfe olan sıfatlan : Rıdâ, ihya', imâte... (bk. tercüme, 1. bölüm, 39. dipnotu). [53]

 

FİLOZOFLAR: Başta Fârâbî ile ibni Stnâ olmak üzere İslâm filozofları kasdedilir. Felâsife, Allah'ın sübûtî sıfatlan, âlemin hudûsu ve haşr-i cismânî gibi meselelerde EhM sünne­te muhalif kalmıştır. [54]

 

FUDAYÜYYE : Havâricin tâfîfırklarından biri. Is-met-i enbiyâ hakkında kabulü mümkün olmıyan görüşleri var­dır. Havâricin bir kolu olan Ezânka'nın da benzer görüşleri mevcuddur (bk. Şehristânî, el-Milel, 1/22; aynca bk. Eş'arî, Ma-kaalât,s. 112). [55]

 

GAYRİYYET: bk. Ayniyyet. [56]

 

GULÂT-IREVÂF1Z : «Revâfe» burada «Şfa» mânâsına kullanılmıştır, Gulât, Şîaya intisabettiklerl halde görüşlerinde İslâm dairesinin dışına çıkan müfritlerdir. Hz. Alî ile kabul ettikleri diğer Imamlan tannlaştırırlar, teşbîh, tecsîm ve hulule inanırlar. İlâhî yasakları mubah addederler. Çeşitli kollan vardır. [57]

 

HABER : Doğruya da yalana da İhtimali bulunan ve bir hüküm ifade eden söz. [58]

 

HABERÎ MU'ClZE : bk. Mu'cizöt-ı haberiyye. [59]

 

HABER-IMÖTEVÂTİR : Yalan söylemekte birleşmele­rini akltn kabul etmiyeceği bir kalabalığın verdiği haber (108b). [60]

 

HABER-I SÂDIK Gerçeğe uygun olan (vakıa[61]

 

HAD : Tanıtma, sınırlandırma. Bir şeyi, bütün lüzumlu nok­talarını içine alacak ve onu başka şeylerden ayırt edecek şe­kilde tanrrmak, anlatmak. Ta'rîf. [62]

 

HADES, HUDÛS Yaratılmış olmak. Yokken sonradan var olmak (Zömanî hudûs). Varlığı kendinden olma mak. Var olmak için başkasına muhtaç olmak (Zatî hudûs). (109b, 116a) Zıddı: KIDEM. [63]

 

HAKAAİK-I EŞYA: bk. Eşyanın hakikati. [64]

 

HAK : Allanın isimlerinden : Hikmete uygun icâdeden. Doğru, dürüst, gerçek. Gerçeğe uygunluk, doğruluk. Sabit, vukuu muhakkak. Vâcib. gerekli, lâyık. Vakiin, hariçte meydana gelen hâdisenin itikada uygunluğu. Zıddı: BÂTIL.

Bir şeye bizzat olduğu gibi, doğru olarak inanmak: "Falanın cennet ve cehennem hakkındaki itikadı haktır" gibi. Hikmete uygun oian şey. Gerektiği zaman, gerektiği kadar, gerektiği şekilde sarf edilen söz, yapılan iş. [65]

 

HAKÎKAT, MÂHİYET: Gerçeklik, asıl.

Bir şeyi diğer varlıklardan ayıran, kendine has gerçekliği ve varlığı. [66]

 

HALEF : Sonra gelen öümler.Kelâm tarihinde GazzâîTye kadar olan âlimlere Mutekaddlmîn, GazzafTden itibaren ge­lenlere de Müteahhlrîn denir. «Halef» kelimesi müellif tarafın­dan «Seief»ln mukabili olarak kullanılmıştır. Buna göre Ehl-i sün­net kelâmcılan demek olur. [67]

 

HALK : Allanın, mümklni, aslı ve modeli olmadan ve bir alet kullanmadan var etmesi. Kendi kudret ve ihtiyarı olma­dan kulda Allah tarafından bazı hareketlerin yaratılması: Titre­me hastalısına kapılan adamın titremesi gibi (124a). KUIA İZAFE EDİLİNCE : (Bir işi yapmadan önce) ölçümiemek, takdir ve tahmin etmek. [68]

 

HANBELÎLER : Gerek Akaid, gerek Fıkıh sahasında İmam Ahmet b. Hanbel'e (öim. 241/855) tâbi' olanlar. Hanbe-lîler Akaidde umîmiyetle SelefTdir, [69]

 

HAREKET : Bir mekândan başka bir mekâna, bir durumdan başka bir duruma geçmek. İki ayn mekânda iki ay­rı zamanda bulunmak (110a). [70]

 

HAŞVİYYE : Allah'a srfat nisbet etmekte ifrata düşüp ona cisim izafe edenler. Nasiann zahirini bile yanlış ve kaba bir anlayışla tefsir ederler. (Haşeviyye de telaffuz edilir). [71]

 

HAVÂRİC : Meşru' devlet reislerine isyan edenlere verilen umûmî addır. İslâm tarihinde ilkin tefrika çıkaran, Hz. AITnin ordusundan baş çekip ayrılan Havâricdir. Müellifin mak­sudu da bunlar ve bü'âhare ayrıldıkları çeşitli kollardır. Havâric, Hz. Osman ile Hz. Alîyi, Cennet vak'asına katılan ashabı. Ha­kem hâdisesine rızâ gösterenleri ittifakla tekfir edenler. Günah işleyeni tekfir etmek ve gayr-ı âdil devlet reisine karşı çıkmanınvücûbuna da çoğunlukla hükmederler. Bir çok kollara aynlı lar. [72]

 

HIRİSTİYANLAR (Müfredl: Nasrânî) : Benî İsrail pey­gamberlerine inanıp nübüvvetin Hz. İsâ İle son bulduğunu ka­bul edenler. EhH Kitabın en büyük zümresidir. Allah'ın birliği ve Hz. Muhammed'in nübüvveti gibi mevzularda bâtıl akidelere sahib oldukları İçin Kelâm kitaplarında tenkîde tâbi" tutulurlar. [73]

 

HİZLAN : Yardımı terk etme. Yardımı beklenenin yardı­mını terk etmesi. Kudretin ma'siyete harcanması. Kudretin hay­ra uygun olmayışı. Allahın ma'siyet için kula kudret vermesi. Zıddı: TEVFÎK. [74]

 

HİDÂYET, HÜDÂ : Doğru yola kılavuzluk. Allah taâlânın kulda iman ve tâatı (ihtidâ'yı) yaratması (Ehl Sünnete göre).

Allahın hakkı beyan etmesi, matlûba kılavuzluk etmesi. (Mutezileye göre). (128a). Allah'ın matlûba götüren yoia kıla­vuzluk etmesi, selâmet yolunu göstermesi (Eş'arîlere göre). Eş'arîlerin ilk iki ta'rifi de kabul ettikleri söylenir. Râğıb'a göre (el-Mufredât, s. 538 vd.) Allah'ın insanlara hidâyeti dört nevidir:

1. Bütün insanlara akıi, zekâ, zarurî bazı bilgiler lütfetmesi.

2. Peygamberleri ve kitapları vâsitasiyle insanları hakka da'vet etmesi.                                                                              

3. Doğru yolda olanlara verdiği tevfîk.

4. Âhirette cennete iletmesi. Zıddı: Idlâi. [75]

 

HİKMET : İşin ve sözün en güzeli, en sağlamı. Neticesi iye ve güzel olan iş (Mâtürîdîlere göre) Bilerek ve düşünerek yapılan iş (Eş'arîlere göre). Failine veya başkasına faydalı olan şey (Mu'tezileye göre) Zıddı :SEFEH. (122b). Her şeyi yerli yerine koymak, en uygun şekilde yapmak, [76]

 

HİLÂFET : bk.lmâmet[77]

 

HİSSÎ MUCİZE : bk. Mu'cizot-ı hissiyye [78]

 

HÜCCET  : Delil. HUDÛS: bk. Hades[79]

 

HULUL  : Nüfuz etmek, girmek. İki şeyin bir şeymiş gibi[80]

 

HÜSÜN : Güzel ve iyi oluş. Bir şeyin tab'a uygun, ke­mal sıfatlarını hâiz ve övülmeye lâyık olması. Zıddı: KUBUH. [81]

 

HÜDÂ : bk. Hidâyet[82]

 

HÜKÜM : Bir şeyi müsbet veya menfî olarak başka, bir şeye isnad etmek, bağlamak. Bir şey için, «şöyledir» veya «şöyle değildir» demek. [83]

 

IDLÂL : Saptırmak, doğru yoldan çıkarmak.

Allah taâlânın kulda dalâleti yaratması. (EhM Sünnete göre). Dalâleti kendinde halk eden kulu Allanın «sapık» diye isimlen­dirmesi veya sapıklıkla hükmetmesi. (Mu'tezileye göre) Zıddı: HİDÂYET. [84]

 

İSMET : Korumak. Günah İşlemeye gücü yeten bir kim­seyi günahtan ve mertebesini düşürecek şeyleri yapmaktan Allahın koruması. Lütuf. Tevfîk. [85]

 

IZTIRÂR : Mecbur oluş. Dilediğini yapma, dilemedi­ğini yapmama kudretine sahib olmayış. Yapması da yapma­ması da kendi isteğine bağlı olmama. İRÂDE ve İHTİYAR'ın zıddı. [86]

 

İBÂHIYYE : Kulların, kötülüklerden kaçınmaya ve emrolunanlan yapmaya kudreti olmadıını söyliyen, kadın ve servet ortakiıgını benimseyen ve tasavvuf perdesi altında gizlenen zümre. Başta Hasan Sabbâh (Ölm. 518/1124) olmak cd re Bâtınlyye müntesibierl bunlardandır, bk. Bâtıniyye, Mukan[87]

 

İBÂZIYYE : Havâric fırkasının başlıca kollarından biri! Abdullah b. Ibâz'a (ölm. 86/705?) tâbi' olmuşlar ve ona nisbe le anılmışlardır. Ibaziyyeye göre kendilerinden olmayan EhH kıble kafirdir, müşrik değildir Mürtekib-i kebîre muvahhiddir, fa kat mü'min olmayıp «nankör» mânâsına kâfir sayılır. [88]

 

ÎCÂD : Var etmek. Bir şeyi yokken var etmek. Geçmiş bir benzeri ve modeli bulunmayan şeyi var etmek. [89]

 

İHTİYAR : Seçme, tercih etme. İsterse yapma, isteme se yapmama kudreti. Yapması da yapmaması da kendi iste ğine bağlı oluş. [90]

 

İKTİSÂBÎİLİM : Bilgi sebeplerine başvurarak] kendi İrâdemizle kazandığımız bilgi (108b) [91]

 

İLÂH : Tanrı, ma'bud. Aslında hak olsun olmasın, her türlü ma'bud için vaz' olunmuştur. Fakat giderek ma'bud kîkîde kullanılmıştır. İbâdete müstahak vâcibulvücûd. [92]

 

İLHAM : Normal bilgi vâsıtalarına baş vurmadan sanın kalbine Allah tarafından doğdurulan bilgi.   [93]              

 

İLİM : Bilme, biliş, bilgi. Aklın ve duyuların mevzuuna giren her şeyin (mezkûr'un) tanınmasını sağlıyan nitelik (Mûtürtdîler göre).

Mânâları (duyularla bilinenlerin dışında her şeyi) doğru olar birbirinden ayırdetme niteliği. [94]

 

İLM-f BEDÎHÎ : bk. Bedîhîiiim. [95]

 

İLM-IIKTİSÂBÎ : bk. İktisabı ilim [96]

 

İLMİ-! İSTİDLALİ: bk. İstidlâfı ilim. [97]

 

İLM-İ ZARURÎ: bk. Zarurî ilim. [98]

 

İMAM : bk. İmamet[99]

 

İMAMET, HİLÂFET : İslâm devlet reisliği.

İnsanların gerek dine, gerek dünyaya ait ihtiyaçlarını karşıla­yan, haklarını koruyan ve asayişi sağlayan, her ferdin İtaat et­meye mecbur olduğu riyaset. 8u riyasete getirilen kimseye İMAM ve HALÎFE denir. [100]

 

İMÂMİYYE  : Uz. Afi taraftarları mânâsına gelen

Şia'nın bir koludur. Evvelâ Zeyneiâbidîn'in oğlu Zeyd'i imam ka­bul ettikleri halde sonra onu terkederek kendilerine çeşitli imamlar aradılar, muhtelif guruplara ayrıldılar. İçlerinde Oniki imamı benimseyenler de vardır (Isnâaşeriyye). Bugünkü Şiilerin çoğu bunlardandır. Imamiyyeye göre her devirde imam var­dır, imamlar nassan sabittir ve ma'sûmdur. [101]

 

İMAN : İnanma, inanç, tasdik. Muhammed aleyhisse-lâmı. Allah tarafından getirdiği katiyetle bilinen hususlarda, kalben, şüphe götürmiyecek bir tarzda, tasdik etme, doğrula­ma. [102]

 

İMKÂN : Var olması da yok olması da düşünülebilir ol­mak. Var olması da yok olması da zorunlu olmamak, bk. MÜMKİN. [103]

 

İRÂDE, MEŞÎET: Dileme, isteme.

Bir şeyin yapılmasına da yapılmamasına da muktedir olan canlının bunlardan birini tâhsîs etmesi ve zamanlardan biriİçinde olmasına veya olmamasına kendi İsteğiyle hükmetmesi Cebir ve ıztırann (mecburiyet ve zorla oluşun) zıddı. Mümkine istediği zamanda ve İstediği şekilde tesir edebilme (116a).  [104]

 

İSİM-MÖSEMMÂ-TESMİYE İSlM : Bir mâ­nânın karşılığına konulan ve bütün kelime çeşitlerini içine alan

müfred lafa.

MÜSEMMÂ: İsmin, karşılığına konulduğu mânâ. TESMİYE: İsim vermek, ad koymak, bir mânanın karşılığına onu anlatacak bir isim koymak. Bir şeyin adını söylemek. [105]

 

İSLÂM : Boyun eğme, itaat.

1. İmanla eş mânâda (Hanefîlere göre).

2. Kalben tasdik mevcûd olmadığı halde dil ile ikrar ve boa zahirî amelleri ifa etmek (imanın dûnundaki derece).

3. Kalben tasdik, dil ile ikrar etmek, fi'len amelleri yerine getW mek ve Allahm bütün hükümlerine boyun eğmek (İmanın feV kindeki derece), bk. İMAN. [106]

 

İSTİDLAL : Bir şeyi isbat etmek için delil ileri sürmek[107]

 

İSTİDLÂLÎIÜM: Düşünerek, delile başvlidelile bakmak.rarak elde edilen bilgi (108b). [108]

 

İSTİTÂAT : Güç. Gücü yetme, yapabilme. 

1. Kendi isteğiyle yapma veya yapmama gücü, niteliği. Kuv ^'vet, kudret, takat, vüs.

2.Gücü kullanacak vâsıta ve âletlerin ârealardan salim İş yapacak durumda bulunuşu (el-Kifâye, 54b). [109]

 

İTİKAD : inanma, gönülden bağlanma. Zihnin katv yetie verdiği hüküm. (Bu hüküm bozan şüphe kabul edebilir,'[110]

 

KADESRİYE : Kaderi inkâr edenler. Olmuş ve ola­cak bütün hâdise ve eşyanın ezelî olan ilm-i ilâhîde mevcûd

olup yazılı bulunduğunu kabul etmiyenler; ki '«ara ait fiillerin Al­lah'ın yaratmasıyla değil kulun icadıyla meydana geldiğini id­dia edenler. Çoğu zaman Mu'tezile ile birleştirilir, fakat Kade-riyye Mutezileden önce zuhur etmiştir. [111]

 

KADER VE KAZA; KADER : Allanın, olacak her şeyin ne zaman ve ne şekilde olacağını, ezelde tesbit ve tayin etmesi (127a- 127b).

KAZA: Ezelde takdir ve tayin edilen şeylerin zamanı gelince, ezelde takdîr edildiği şekilde, Allah tarafından meydana geti-riimesi (Mâtürîdîlere göre). Önce kader, sonra kaza. Eş'arîler, Mâtürîdîlere nisbetle, kadere kaza, kazaya kader mâ­nâsı verirler. Bazı âlimler ikisi arasında bir fark gözetmez. [112]

 

KÂHİN : Gaybdan haber verme iddiasında bulu­nan kimse. Özellikle geçmişe ait, bilinmiyen şeyleri bildiğini sa­nan kimse. [113]

 

KAZIYYE : Hüküm. Hükmün ifâdesi.

Söyleyeni için «doğrudur» veya «yalancıdır» denebilecek (bir hüküm ifâde eden) söz. Haber, Tasdîk. [114]

 

KEBÎRE  : Büyük günah. Cezası büyük günah.

Dünya ve âhirette cezayı gerektirdiği katî delil ile sabit olan yasak iş, haram. Savapla günah karşılaştırıldığında: Savap fazla ise ona denk günah silinir. Bu türlü günah sağîredir. Şa­yet günah fazla ise dengi savap yanar. Bu günah da kebîre­dir (Mu'tezile).

«Bazıları, işlenmesiyle insanın Allaha âsî olduğu her günah ke­bîredir, demiştir. Bazısı da, insanın devamlı işlediği günah kebî­re, istiğfar ettiği de sağîredir der. Hakikat şu ki sağîre de kebîre de izafî isimlerdir, bizzat ta'rîf edilemezler. Nitekim savaplar da Öyledir. Daha büyüğü ile karşiiaştınlan her günah sağîredir. Şa­yet aynı günah kendinden küçüğü ile mukayese ediiirse kebî­re sayılır. Mutlak kebîre küfürdür, çünkü ondan büyük günah

yoktur, diğerleri ona nisbetle küçük günah sayılır» (el-Bİdâye, • 130a). bk. er-Râğıb, el-Mufredât. SCR maddesi). [115]

 

KELÂMCILAR: bk. Mütekkellimîn[116]

 

KELÂM-I NEFSÎ : İçten konuşma. Sesin ve herflerin yardımıyla söylenen söz (kelâm-ı lafzî) cinsinden olmayan, fa­kat ses ve harflerle ifâde edilen sözün belirtmek İstediği asıl mânâ. Allah'ın zatî kelâmı. [117]

 

KERAMET : Peygamberlik iddiasında bulunmayan dine bağlı kimsede (veli'de) görülen tabiatüstü hâdise (el-Kifaye,46b). [118]

KERRÂMİYYE  : Muhammed b.Kerrâm'a (ölm. 255, 869) tâbi' olanlar. Allah'a cisim ve mekân izafe ederler. Onun hadislere mahal teşkil ettiğini kabul ederler. Kalbin tasdiki ol­maksızın bile imanın sahîh olabileceğini savunurlar. [119]

 

KESB : Yapmak, elde etmek. Kulun fi'li. Mümkinin meydana gelmesi için kulun âlet ve vâsrraya başvurarak iş yapması. Kulun kudret ve irâdesi de karışarak Allah'ın onda bazı hareketleri meydana getirmesi. Bütün İhtiyarî hareketler miz gibi (124a), [120]

 

KEVN : Olmak, oluş. Bir anda ve hemen olmak. Varlı vucûd. [121]

 

KEZİB : Yalan. Haberin vakıa uygun olmayışı. Söylene sözün kendisinden bahsedilene uygun olmayışı. Zıddı: [122]SIDK.

 

KIDEM Varlığın başlangıcı olmamak. (Zamânî kıderrfc (109b).                                                                                 

Varlığı başkasından olmamak. (Zatî kıdem). (116a). Zıddı :HADES,HUDUS. [123]

 

KUBUH : Çirkin ve nahoş oluş. Gözün ve gönlün hoşlanmayışı. Bir şeyin tab'a uygun kemal srfatını hâiz ve övül­meye lâyık olmayışı. Zıddı: HÜSÜN. [124]

 

KUDRET, KUVVET, TAKAT, VÜS: Güç. Güç yetme, yapabilme. Kendi iradesiyle birfi'li işleme veya terket-me niteliöi. bk. İSTİTÂAT. [125]

 

KUREYŞ  Mekke'nin fethine kadar Mekke şehir devletini idare eden ve Peygamber efendimizin de mensûb bulunduğu nüfuzlu kabile. [126]

 

KUVVET : bk. Kudret[127]

 

KÜFÜR : Örtme, hakkı örtme. Allanın varlığını veya birliği­ni, şeriatı veya peygamberliği inkâr. Her fırkaca ta'rff edilen imanın addı o fırkaya göre küfürdür. [128]

 

LEVH-I MAHFUZ : Korunmuş levha.

Allah'ın takaîr ettiği her şeyin yazılı bulunduğu, şekli bizce bilin­meyen ve her türlü tesirden korunmuş ana kütük. [129]

 

LÜTUF : Kulu tâata yaklaştıran ve ma'siyetten uzaklaştı­ran ilâhîfiil. Tevfîk, İsmet. [130]

 

MAÂNÎ SIFATLARI : Hayat, ilim, kudret gibi

masdar sıygasındakl kelimeler (Mu'teziie bu sıfatlan Allah'a nis-bet etmekten çekinir). [131]

 

MA'DÛM Yok, gaynmevcûd. Hâriçte (vâkı'de) ne bizzat, ne de başkasına bağlı olarak bulunmayan ma'lûm-l İlâhî (eMtimâd, 36b, Keşşâfu ıstılâhât, s. 1068). Varlığı ne her hangi bir kuvvetle, ne de duyularla hissedilebi-len ve akılla da düşünülemlyen (er-Râğıb, el-Müfredât). bk. MEVCÛD. [132]

 

MÂHİYET: bk. Hatikat. 196[133]

 

MALÛM : Bilinen. Bilinebilen. Bilinebilecek niteliğin­de olan.      [134]                                                          

 

MANEVÎ MUCİZE: bk. Aklî ve ma'nevîmu'clze.        [135]      

 

MA'NEVÎ SIFATLAR : Hayy. âlim, kaadir gibi sıyga bakımından da sıfat olan kelimeler (Mutezile bu sıfatlan Al­lah'a izafe eder. Tercümenin 1. bölüm, 8. dipnotuna bakınız). [136]

 

MASIYET : Boyun eğmeme. Dînen yasak edilen bir şe­yin bilerek ve kasden yapılması. [137]

 

MECÛSÎLER : Ateşe taparlar, Zerdüşt'ün dinine bağlanann lar. Kadîm olan iyilik tanrısı Hürmüz ve hadis olan kötülük tanrısı Ehrimen olmak üzere İki İlâh kabul ettiklerinden tevhîdi bozmuşlar ve Kelâm âlimlerinin tenkidlerine hedef teşkil etmişlerdir. [138]

 

MEKÂN : Yer, mahal. Cismin işgal ettiği düşünülen yer. MELÂHlDE:bk. MChide MEŞÎET: bk. İrâde[139]

 

MEVCÛD : Var. var olan. Hâriçte (vâkı'de) var olan malûm. İç veya dış duyulardan biriyle hissedilebilen ve­ya akılla idrak edilen şey. bk. MADÛM.  [140]

 

MİSL. MÜMÂSELET, TEMÂSÜL: Benzeme, benzeri ve dengi olma. İki şeyin, bünyelerini teşkil eden ana vasıflarında birleşmesi, birbirinin aynı olması (113a). İki şeyin mahiyet yönünden aynı olması. [141]

 

MİZAN : Kıyamette amellerin mıkdarlannı bildirecekolan ve keyfiyeti bizce meçhul bulunan, dünyadekilerle mu­kayese edllemiyen terazi (132a). [142]

 

MUÂRAZA : Ta'âruz mânâsında. Karşı tarafın delil getirerek isbat ettiği bir hükmü, başka bir delil İle ibtal etmek. Hasmın deliline değil, o delil ile isbat ettiği hükme itiraz ederek başka bir delil ile bozmak. [143]

 

MUATTiLA «Kıdem» mefhûmunu sadece zât-ı Bârî-ye tahsis etmek ve Allah'ın birliğini (tevhîdi) tam manâsıyla is­bat etmek gerekçesiyle Cenâb-ı Hakkı sıfatlardan tenzîh (ta'tîO edenler. Ma'bed el-Cuhenî (ölm. 80/699) ile Cehm b.  Safvân (ölm. 128/745) başta olmak üzere Mu'tezile, hatta İs­lâm fiiozofian muattıladan sayılır. Ancak filozoflar «feiâsife» adı altında tenkîde tâbi'tutulmuştur. [144]

 

MU'CİZÂT-I HABERİYYE  : Peygamber tarafından haber verilen, geçmişte vuku1 bulmuş ve kimsenin bilmediği hâdiselerle gelecekte vuku" bulacak hâdiseler. [145]

 

MU'CizAm HİSSlYYE : Peygamberin, devrindeki insanlara gösterdiği ve duyu organlarıyla hissedilen tabiatûstü hadiseler: Ay'ın yarılması; taşın, ağacın ve hayvanların konuş­ması gibi. [146]

 

MUCİZE : Kimsenin güç yetiremediği tabîatüstü hâ­dise. Peygamber olduğunu söyliyen kimsenin gösterdiği ve herkesi âciz bırakan, tabiat kanunlarına aykırı hâdise (119a). Hak peygamberin gösterdiği tabiatûstü hâdise. [147]

 

MU'CİZE-IAKÜYYE VE MA'NEVİYYE : bk. Akli ve manevî mucize[148]

 

MUHADDlS KELÂMCILAR : Hadis âlimlerin­den Akaid meseleleriyle meşgul olanlar. Bunlar umumiyetle Selefidir. [149]

 

MUHAKKİME : Havâricin iik zuhur eden zümresidir.

Sıffîn harbindeki «Hakem» hâdisesine nzâ göstermlyerek «Hüküm yalnız Allah'a aittir» demişler ve Hz. Aîî ordusundan af nlmışiardır. Hz. Osman, Alî ve Muaviyeyl, Cemel ve Stffîn vak'alarına katılanları, hakemleri ve onlara rızâ gösterenleri, ayrıca her günah işleyen mü'mini tekfir ederler. Halîfenin Ku-reyş'li olmasını şart koşmazlar. [150]

 

MUHAL,MÜMTENİ' : Olabilmesi, bulunabilmesi düşünülemiyen (125a). Vâcib de caiz (mümkin) de olmayan[151]

 

MUHRiKA : Tabiatûstü hâdise,Sahte peygamberin gösterdiği tabiatûstü hadise. [152]

 

MUKALÜD : Başkasına delilsiz uyan, inanan. Delil aramaksızın başkasının sözü ile fi'li ile amel eden. Aklî veya nakli bir delil aramadan başkasının sözüne veya fi'line -doğrudan inanarak - bağlanan. Ma'sum olmıyanm sözünü delilsiz kabul eden. [153]

 

MUKANNAİYYE : Horasan'lı Mukanna'a (ölm. 163/780) bağlı olanlar. Mâverâunnehir taraflarında faaliyet göstermiş, sapık Bâtıniyye ve Müşebbihe akidelerine sahip, aslında gayr-ı İslâmî bir fırka, Mukanna' haram ve farz tanımıyordu. Tanrılık iddiasında bulunmuştur. [154]

 

MU'TEZİLE : Hasan-i Basrînin (ölm. 110/728) tilmizlerin­den Vasıl b. Atâ'nın (ölm. 131/748) hocasını terk ederek (i'tizâD kurduğu Akaid mezhebine mensûb olanlar. Kaderiyye diye de anılırlar. Akaid sahasındaki görüşleri beş esasta (usûl-i ham­se) toplanır:

1) Menzile beyne'l-menzileteyn (Büyük günah işleyen kimse­nin dünyada iman ile küfür arasında bir yerde bulunduğu);

2) Tevhîd («Kadîm», Allah taâlânın zâtına nisbet edilen en önemli sıfat olup ondan başka müstakil ve kadîm mânâlar (sıfatlar) ona nisbet edilemez. Mu'tezile böylece tam manâsıyla bir tevhîd sağladıklarını kabul ederler. Fakat bunun yanında İlâhîsıfatların mühim bir kısmını (maânîsrfatlannı) inkâr etmiş olur­lar);

3) Adi (kul, kendi fiillerini kendine ait müstakil İrâde ile ya­par, Allah'ın bunda bir dahli yoktur. Aksi takdirde Cenâb-ı Hakkın insanları cezalandırması zulüm olurdu);

4) Va'd ve vcffd (Mû'minln mükâfatiandınlması (va'd),fâsıkm da cezalandırıl­ması (vaîd) Allah'a vâcibdir);

5) Emir bTI-ma'rûf nehy anl'I münkor (iyilik ve kötülük akıl yoluyla sabit olur. İyiliği emret­mek, kötülükten vazgeçirmeye çalışmak vâcibdir). Ehl-i sün­net kelâmcılannın en çok tenkîde tâbi1 tuttuğu bir fırkadır. [155]

 

MÖBTEDİ  Bid'at yolunu tutan. İtikadda EhH Sünnet-[156]

 

MÜCESSİME : Allah'a cisim izafe edenler. Sıfât-ı llâhiy-yeyi inkâr edenlere mukabil ona srfat nisbet ederken ifrata dü­şüp zât-ı ilâhiyyeye cisim ve mekân tzöfe edenler. Kerrâmiyye bunlardandır, bk. Müşebbihe. [157]

 

MÜLHIDE : Doğru yoldan çıkanlar, İslâm dininden ayrılanlar, münkirler. Islâmiyete intisab iddia ettikleri halde as­lında İslâm dışı oian Bâtıniyyenin Horasan yöresindeki adı. Me­tinde daha çok Bâtmiyye mânâsına kullanılmıştır. [158]

 

MÜMÂSELET:bk. Misi. [159]

 

MÜMKIn : Var olması da yok olması da düşünülebi-len. Var olması da yok olması da zorunlu olmayan, bk. Caiz. [160]

 

MÜMTENİ : bk. Muhal. [161]

 

MÜNAFIK : Kalbinde küfrü gizlediği halde müslüman görünen kimse. [162]

 

MÜNECCİM : Yıldızlardan hüküm çıkaran.

Gezegenlerin durumu ve hareket tarzından dünya olaylarınaait hüküm çıkaran. [163]

 

MÜNECCİME : Müneccimler; Yıldızların hareketine bakarak geleceğe dair hüküm çıkaranlar. Müneccime: Allah'ı İnkâr edip kâinatın yaratılış ve işleyişini k dîm telâkki ettikleri yedi yıldıza bağlayanlar, bk. Eflâkiyye. [164]

 

MÜRCİE : Günahkâr mü'mlnin azab olunmıyacağını umanlar veya ona alt bir hüküm vermeyip bunu âhlrete tehir edenler. Mutezileden sonra zuhur etmlştlr.Günahkâr mü'mlnin (fâstk) Iman-i kâmil sahibi bulunduğunu savunurlar. Ameli imandan cüz kabul etmiyen Eh W sünnet kelâmcılan. muhalif­leri tarafından Mürcleden addedilmiştir. Asıl Mürclenln bir kısmı Kaderiyyeden. bir kısmı Cebriyyedendlr. [165]

 

MÜSELÜSE : Teslisi benimseyen Hıristiyanlar. Allah mefhûmunun üç esastan teşekkül ettiğini kabul edenler.bk Ekaanîm. [166]

 

MÜSEMMÂ: bk. İsim. [167]

 

MÜŞEBBlHE : Höiikı mahlûka veya mahlûku Halika benzetenler. Muattılamn zıddı olarak Allah taâlâya sıfat t2âfe ederken aşırı gidip teşbihe düşenler. Zöt-ı İlahiyyeyi bile diğer zatlara teşbih edenler vardır. Bir kısmı Şîadan olmak üzere bazı kollan mevcuddur. Mukannaıyye bunlardandır. [168]

 

MÜTEKELLİMÎN : Kelâm âlimleri. Akaid meseleleri­ni «kelâm» metoduyla isbat ve izah etmeyi benimseyeler. Akaid sahasında nassı esas almakla beraber akla da ehem­miyet veren, akıl ile tearuz eden nassı aklın ışığı altında te'vTI edenler. Ehl-i sünnetin Eş'ariyye ve Mâtürîdiyy© mezhebleriyle Ehl-l bid'atten Mutezile fırkası gibi. [169]

 

MÜTEMEKKİN: bk. Temekkün:Ayırt ediiemiyecek şekilde keyfiyet biıkıaçıklanması güç olan veya mümkün olmayan âyetler. Mânası çeşitli İhtimaller taşıyan âyet. Aklen ve mantıkan izahı güç âyet. [170]

 

MÜTEVÂTİR: bk. Haber-i mütevâtir[171]

 

MÜTEVEUİDÂT  Zincirleme birbirini doğuran işler. Mutezileye göre kulun bizzat yaptığı bir işin tesiriyle meydana gelen ikinci iş ki bu, kulun vasıtalı olarak yapmış olduğu İştir, el'in hareketi sebebiyle anahtarın hareket etmesi gibi. Yine onlara göre fiillerin sonunda hâsıl olan neticeier de tamamen o fiillerin eseri olup müteveliiclât adını alır. bk. TEVLÎD. [172]

 

NAZAR : Düşünme, ilmî tefekkür. Bilinmeyeni elde et­mek için bilinenleri belli bir kaideye göre sıralama. [173]

 

NEBÎ: bk. Rasûl[174]

 

NECCÂRlYYE : Hüseyn b. Muhammed en-Neccâr'a (ölm. 230/844) bağlı olanlar. Ef âl-i ıbâd, va'd ve vaîd mevzuun­da EhM sünnete, srfât-ı maânîyi ve ru'yefullahı inkâr, halku'f-Kur'an'a kaail olma mevzularında da Mutezileye uymuşlardır. [175]

 

NEFİS : Kendi, zdt. Can. ruh. Asıl. Cevher.Allah'a izafe edilince : Zat.,    [176]

 

NEFSİ KELÂM : bk. Kelâm-ı nefsî[177]

 

RASÛL: NEBÎ:  : Elçi - Haberci: Peygamber.

Allah tarafından kendisine vahiy gelen kimse. Allanın emirleri­ni insanlara bildirmekle vazif fendinim iş insan, [178]

 

REVÂFIZ: «Râfizîler», aslında Zeyd b. AlTyi (ölm. 122/ 740) önce imam olarak kabul ettikten sonra Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'e sebbetmedigi için terkedenler. Fakat gerek müelli­fimiz, gerek diğer bazı âlimler bu kelimeyi «Şîa» mânâsına kultanırlar, bk. Şîa. [179]

 

RİZA: : Hoşnutluk. İtiraz etmeme. Allanın, savafjjj verecek şekilde bir şeyi murad etmesi. [180]

 

RIZIK : Yiyecek-lçecek.

Canlının gıdalandığı şey (Ehli Sünnete göre). Meşru' mülk olarak yenen şey (Mutezileye göre). [181]

 

SAADET : Hayra, ebedî kurtuluşa ermek için Allahın sana yardım etmesi. Zıddı: ŞAKAVET. [182]

 

SÂDIK HABER : bk. Haber-i Sâdık. [183]

 

SÂLİMİYYE: Hallâc-i Mansûr'un (Hüseyn b.Mansûr Hallâc. ölm. 309/922) hulul görüşünü benimseyen Muham­med b. Ahmed b. Sâiim el-Basrîye (Ölm. 350/961'den sonra mensûb olanlar. Teşbih ve hulul gibi gayr-ı İslâmî görüşlere -hibdirler. [184]

 

Sânî( Sefeh Yok olanı var eöen, icad eden. Maharetle yaf[185]

 

SELEF : İlk âlimler. Akaid meselelerinde nasda vârid olanı - müteşâbihâtı ile birlikte - aynen kabul edip teşbîh ve tecsî-me düşmemekle beraber te'vîle de gitmeyen EhM sünnet-i hâssaya Selefiyye denilmiştir. Rasûlüllah (s.a.) ile ashâb-ı kira­mın Akaidde takîbettikleri yolu doğrudan doğruya izleyenler. [186]

 

Seneviyye : İyiliğin yaratıcısı Nur ve kötülüğün yaratıcı­sı Zulmet olmak üzere iki kadim tanrıya inananlar. İçlerinde te­nasühü da benimseyenler vardır. [187]

 

Sıdk : Doğruluk. Haberin veya hükmün vakıa uygunluğu. Söylenen sözün, söyliyenin içindekine ve kendisinden dilene uygunluğu. Zıddı: KEZİB. [188]

 

Sıfat : Kendi başına boşlukta yer tutamıyan. zatın bazı hallerini açıklayan şey. bk. Zat. [189]

 

Sıfât-I Fi'üyye: bk. Fit srfatlar [190]

 

SIFÂT-IZÂTİYYE: bk. Zatî sıfatlar. [191]

 

SIRAT: Köprü.

Cehennem üzerinde kurulmuş, cennet ehlinin geçebileceği, fakat cehnnemliklerin geçemeylp üzerinden ateşe düşeceği köprü. [192]

 

SİHİR Büyü. Tabiat İçinde hadiseleri meydana geti­ren şartlar olmaksızın, elcabukluğu, aldatma veya bilinmiyen sebepler yardımıyla iş yapmak, hadise ve netice meydana getirmek. Kötü kimselerin hususî bazı işlemlerle meydana getir­dikleri ve göze harikulade görünen hususlar. [193]

 

SİHİRBAZLAR : Büyü yapanlar, bk. Sihir. [194]

 

SÛFASTÂİYYE Milâddan önce beşinci asırda Eski Yunanda zuhur edip eşyanın hakikatinin sabit olmadığı veya olsa bile insan bilgisinin buna ulaşamıyacağınt İddia edenler. Sofistler. isJamî kaynaklarda indiyye, inâdiyye ve lâedriyye ol­mak üzere üç gurupta mütalâa ve tenkid olunur, [195]

 

SURET : Varlıkların hissedilen veya tasavvur edilen şekli. Bir şeyi diğerlerinden ayıran, onu hissetmeye veya dü­şünmeye yarayan, kendisine has şekil Özelliği. [196]

 

SÖKÜN : Hareketsizlik. Hareket edebilen bir şeyin hard-ket halinde olmayışı. Aynı mekânda İki an İçinde bulunmak. (110a). [197]

 

SÜMENÎYYE Kâinatın kıdemine ve tenâsüha inanon, beş duyudan başka bilgi kabul etmlyen putperest Hirfj İnanışına bağlananlar. [198]

 

ŞAKAVET: Ebedî kurtuluşa erdirecek İlâhî yardır^ dan mahrum oluş. Zıddı: SAADET. [199]

 

ŞEFAAT : Yardım dileme, af dileme. Günahkâr bir kimsenin affını Allahtan niyaz etme.

 Şüphe, tereddüt. Aksiyle birlikte İki ihtimalin eşftlik derecesinde bulunduğu (bazılarına göre bir tarafın biraz farklı bulunduğu fakat ağır basamadığı) bilgi. [200]

 

ŞEY : Var olan, var olması mümkün olan (mevcûd ve mümkln).  [201]                                                       

 

ŞİA : Hz. AH taraftartan. Resûlüllah (s.a.) İn vefatından sonra devlet reisliğinin (İmametin) Hz. Alî ve evlâdına nas ile ait ve sabit olduğunu, buna muhalif olarak vuku bulan her şe­yin zulüm sayıldığını, Imamlann rna'sûm olduğunu kabul eder­ler. İmamları tesbit etmekte bir çok ihtilâflara düşmüşlerdir. Akaid meselelerinde bir kısmı Ehl-l sünnete, bir kısmı Müşebbl-heye, çoğu da Mutezileye uyar. Bazı İslâm dışı zümreler Şîa-dan olmadıktan halde onlara Intlsab İddiasında bulunmuşlar­dır (Gulât-ı Bâtıniyye gibi). Bir çok kollara ayrılırlar.  [202]            

 

TÂAT : Boyun eğme.

Allah'ın emrine uygunluk (Ehl-l Sünnete göre). Allah'ın irâdesine uygunluk (Mutezileye göre.) [203]

 

TABİATÇILAR : Kâinatın yaratılış ve

işleyişini yine tabiatla veya onun bazı özellikleriyle izaha çalışıp maddenin ezeliyetini benimseyen materyalesitler[204]

 

TA'DÎL : Adl'e nisbet etmek. Adalet sahibi olduğunu söy­lemek. (122a) bk. ADL TAKAT :bk. Kudret[205]

 

TAKVA : Korkulacak şeylerden korunma.

İlâhî emirlere sarılmak ve yasaklardan kaçınmak suretiyle gü­nahlardan korunma. [206]

 

TA'RİF : bk. Had[207]

 

TASDÎK : Doğrulama, gerçekliğini kabul etme.

1. Bir şeyin veya bir kimsenin doğruluğuna kesin olarak hük­metme.

2, Aklın İki şey arasında müsbet veya menfî olarak kurduğu ve bir hüküm ifade eden bağlantı. [208]

 

TEARUZ, TENAKUZ : Fikirlerde çatışma.

Aynı kuvvette olan iki delilin - te'lff edilmesi mümkün olmıya-cak şekilde-karşılaşması, çatışması.

Aynı mevzuda verilen İki hükmün nefy ve isbat yönünden bir­birinden ayrılması, öyle ki birinin doğfuluğundan diğerinin yan­lışlığı gerekir. Zeyd insandır ve Zeyd insan değildir gibi. [209]

 

TEBA'UD, TECCEZZÎC : Kısımlara, parçalara ayrılma. TECEZZİ: Bir bütünün kendini teşkil eden en küçük parçalara ayrılması. TEBA'UD: Bütünün parçalara ayrılması. [210]

 

TECEDDÖD-1 EMSAL : Benzerlerin, aynı mâhiyette olan sıfat veya arazların yenilenmesi, ardarda devam etmesi (bk. Tercüme, 3. bölüm, 7. dipnotu.). [211]

 

TECEZZÎ : bk. Teba'ud[212]

 

TECVÎR : Zulme (cev^e) nisbet etmek. Zulmettiğini söylemek (122a). bk. Zulüm. [213]

 

TEĞÂYÖR: bk. Ayniyet 206[214]

 

TEKLİF : Meşakkatli bîr işin yapılmasını İsteme.

Yapılması mükâfatı, yapılmaması cezayı gerektiren bir işin, tihan maksadıyla, başkasından yapılmasını lsteme.(125a). [215]

 

TEKVÎN : Var etmek, varlık sahasına çıkarmak.

Mümkinl yokken varlık sahasına çıkarmak. (Allanın fi'lî sıfatlar] buna raci'dir.) bk. Mümkin. [216]

 

TEMÂSÖL: bk. Misi. [217]

 

TEMEKKÖN, MÖTEMEKKİN  Mekân tutmft

yer işgal etme. Bir şeyin, buutlarıyla bir mekâna girmesi. Me­kân tutan şeye MÜ7EMEKKİN denir. [218]

 

TENAKUZ: bk. Tearuz. [219]

 

TESELSÜL ; Birbiri adınca, zincirleme devam etme' Nihayetsiz varlıkların aynı zamanda sıralanıp (sonsuz olarak} uzaması. [220]

 

TESMİYE: bk. İsim[221]

 

TEVATÜR : bk. Haber-i mütevâtir[222]

 

TEVFÎK: Hayra ve tâata uygunluk. (123a) Allanın, kılı larına, rızâsına uygun işler yapma kudreti vermesi, kuilarının lerini rızâsına uygun kılması. Lütuf. İsmet. Zıddı: HIZLAN[223]

 

TEVİL Döndürmek, irca' etmek. Bir lâfza, ilk bakışta beliren mânâsını değil de muhtemel bulunduğu diğer mânâ­ları vermek yorumlamak. Muhtemel bulunan mânâlardan biri­ni tercih etmek. [224]

 

TEVLÎD : Doğurma, meydana getirme, neticesini ver­me. Mu'teziieye göre: Kulun bir fili, dolayısıyla (vasıtalı olarak) meydana getirmesi elin hareketi sebebiyle anahtarın hareketigibi. Bir fil© alt neticenin-AJlah'ın İcadı olmaksızın- yine o fulden neş/et etmesi. Meselâ cama bir yumruk vurmak bir fiildir, ca­mın kırılması ise bu fi'Hn neticesidir. Mutezileye göre buradaki fili tamamen kula ait olduğu gibi onun eseri olan kırılma da tamamen bu fi'Hn eseridir (tevfid). bk. MÛTEVELÜDÂT. [225]

 

VÂCİB : Zorunlu, gerekü. Olması, bulunması zorunlu olan. Yok olması düşünülemiyen. [226]

 

VÂCİBÖ'L-VÖCÛD : VarlıCn zorunlu. Varlıöı kendinden olup başkasına muhtaç bulunmayan: Allah[227]

 

VA'D, VAÎD : Söz verme-Uyarma, tehdid. Geleceğe alt verilen söz. [228]

 

VAÎD: Umumiyetle hayırda, bozan da serde kullanılır. VAÎD: Serde kullanılır.

Cennet Allanın va'dı, cehennem İse vaîdidir (129a), İkisi bera­ber kullanıldığından münhasıran va'd hayırda, vaîd serde kul­lanılır. [229]

 

VÂHİD: bk. Ahad. [230]

 

VAHY : Gizil söz. Çabuk anlaşılan söz. Allanın peygam­berlerine bHdirdlği emirleri, kelâmı. [231]

 

VEHlM : Akla gelen şey. Yüzde elinin altındaki ihtimale bağli, zayrf bilgi. [232]

 

VElî : Aüahın isimlerinden Dost. Ermiş, imkân nlsbetln-de Allah'ı tanıyan tâatlere devamlı, günahlardan kaçınan, sûflT arzu ve zevklere dalmiyan, Allaha yakın kimse. [233]

 

VÖS" :bk. Kudret. [234]

 

YAHUDİLER  Nübüvvetin Hz. Mûsâ ile sona erdiğini

İddia edip ondan sonraki peygamberleri kabui etmiyen EhH Kitâb. Allah taâlâ hakkında teşbihe düşmeleri, neshi kabui et memeleri, kadere ve ayrıca cebre kaai! olmaları sebebiyle tenkîd konusu edilirler.  [235]                                                        

 

YAKÎN : Aksine İhtimal olmayan, kesinlik derecesindek yerleşmiş, saâlam bilgi. [236]

 

ZAN : Kesinlik derecesine varmayan, fakat yüzde elli­nin üstünde bulunan bilgi. Bazan kesinlik derecesi (yakîn), iki ihtimalin eşitlik derecesi (şek) ve yüzde ellinin altındaki zayıf bi gi (vehim) için de kulanılır. [237]

 

ZARURÎ IÜM : Düşünmeden, defile başvurma dan, ilk nazarda meydana gelen bilgi, llm-i becflhî (Istldlâlî II-Âumin karşılığı). Çalışmadan ve irâdemiz dışında meydana gelen bilgi lktisâbî ilim karşılığı). Kendi varlığımızı bilmemiz gibi  (108b). [238]

 

ZÂT : Bir şeyi diğer varlıklardan ayıran, kendine has gerçekliğl ve varlığı, bk. HAKİKAT.

Kendi başına boşlukta yer tutan (kendi kendine kâim olan) şey (ARAZ ve SIFATın mukabili). [239]

 

ZÂtî SIFATLAR Allanın, zıdlanyla vasıflanması şünülemiyen sıfatlan: hayat, ilim,kudret [240]

 

ZID : Bir şeyin karşılığı. Aralannda tam aynlık bulunan v birleşmelerine imkân olmayan iki şeyden her biri: siyahlık ve beyazlık gibi. [241]

 

ZULÜM, CEVR : Bir şeyi kendi yerinden başka yert koymak. İşi yerli yerinde yapmamak. Başkasını mülkünde ta­sarruf etmek ve haddi aşmak suretiyle haktan sapmak. Zıddı:ADL[242]

 

ZUM : Delilsiz soz söylemek. Doöru veya yanlış fikir be­yan etmek. [243]

 

ZEVAHİR ULEMÂSI : Naslann zahirine ittiba" edip Akaidden başka Fıkıhta bile arta, te'Vîle ve kıyasa İtibar etme-/i doğru Lulmayan âlimler. Dâvûd-i Zahirîye (ölm. 270/884) nKbet olunurlar. [244]

 

ZEYDİYYE : Alı Zeynelöbidîn'in oğlu Zeyd'e (ölm. 122/ 740) mensûb olan Şîa fırkası. İmametin Hz. Fâtıma validemizin çocuklarına münhasır olduğuna inanırlar. Akaidde Mutezile­nin yolunu izlemişlerdir. [245]

 



[1] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 179.

[2] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[3] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[4] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[5] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[6] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[7] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[8] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[9] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 180.

[10] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[11] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[12] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[13] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[14] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[15] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[16] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[17] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 181.

[18] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[19] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[20] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[21] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[22] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[23] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[24] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 182.

[25] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[26] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[27] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[28] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[29] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[30] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[31] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[32] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[33] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[34] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[35] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 183.

[36] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[37] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[38] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[39] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[40] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[41] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[42] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[43] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[44] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184.

[45] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 184-185.

[46] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 185.

[47] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 185.

[48] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 185.

[49] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[50] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[51] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[52] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[53] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[54] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[55] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[56] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186.

[57] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 186-187.

[58] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[59] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[60] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[61] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[62] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[63] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[64] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[65] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 187.

[66] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188.

[67] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188.

[68] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188.

[69] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188.

[70] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188.

[71] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188.

[72] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 188-189.

[73] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 189.

[74] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 189.

[75] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 189.

[76] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 189.

[77] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 189.

[78] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[79] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[80] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[81] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[82] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[83] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[84] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[85] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[86] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[87] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190.

[88] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 190-191.

[89] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 191.

[90] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 191.

[91] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 191.

[92] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 191.

[93] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 191.

[94] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 191.

[95] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[96] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[97] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[98] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[99] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[100] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[101] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[102] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[103] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192.

[104] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 192-193.

[105] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193.

[106] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193.

[107] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193.

[108] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193.

[109] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193.

[110] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193.

[111] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 193-194.

[112] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 194.

[113] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 194.

[114] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 194.

[115] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 194-195.

[116] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[117] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[118] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[119] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[120] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[121] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[122] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[123] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 195.

[124] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[125] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[126] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[127] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[128] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[129] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[130] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[131] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[132] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[133] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 196.

[134] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[135] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[136] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[137] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[138] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[139] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[140] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[141] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[142] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[143] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197.

[144] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 197-198.

[145] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 198.

[146] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 198.

[147] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 198.

[148] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 198.

[149] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 198.

[150] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 198-199.

[151] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 199.

[152] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 199.

[153] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 199.

[154] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 199.

[155] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 199-200.

[156] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[157] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[158] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[159] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[160] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[161] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[162] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[163] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200.

[164] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 200-201.

[165] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201.

[166] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201.

[167] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201.

[168] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201.

[169] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201.

[170] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201.

[171] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 201-202.

[172] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[173] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[174] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[175] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[176] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[177] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[178] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202.

[179] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 202-203.

[180] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[181] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[182] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[183] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[184] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[185] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[186] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[187] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[188] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203.

[189] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 203-204.

[190] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[191] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[192] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[193] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[194] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[195] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[196] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[197] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204.

[198] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 204-205.

[199] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[200] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[201] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[202] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[203] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[204] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[205] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[206] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[207] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[208] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 205.

[209] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[210] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[211] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[212] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[213] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[214] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[215] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 206.

[216] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207

[217] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[218] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[219] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[220] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[221] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[222] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[223] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[224] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[225] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207.

[226] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 207-208..

[227] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[228] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208.

[229] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208.

[230] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208.

[231] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208.

[232] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208.

[233] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208.

[234] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 208-209.

[235] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[236] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[237] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[238] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[239] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[240] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209.

[241] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 209

[242] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 219-210..

[243] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 210.

[244] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 210.

[245] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 210.