Sonuç

Islâmiyetin "volk İslâm" şeklinin Türkiye'de tarihî gelişmeler sonucunda bir "yumuşak ideoloji" haline geldiğini ve bugün dahi halk arasında dünya görüşünü nasıl şekillendirdiğini göstermeye çalıştım. Bu arada, sosyal değişme esnasında yeniye doğru yönelenlerin nasıl -kendileri bile bilmeden-eskinin kalıplarının içinde kaldıklarını anlatmakta bazı kanıtları ortaya çıkardığımı sanıyorum. İdeoloji hangi şekliyle olursa olsun, kendinden zorlukla kurtulunan bir düşünce kalıbıdır.

Türkiye'de aydınların çıkardıkları "gerçek"lerin ardında, çoğu zaman modern dünyanın girdabına yeni girmiş kimselerin bu dünyayı kendilerine munis kılacak modellerini görmek mümkündür. Fakat bunu bir kınama olarak ileri sürmüyorum, zira 19. yüzyıl Batı aydınlarında aynı yönelimleri görmek mümkündür. Durkheim bile ikincil yapıların savunmasını yaparken -Bendix'in gösterdiği gibi- insanlar için bir "ilticagâh"ın savunmasını yapmıştır. İnsanlar, saklanabile-

167

çekleri bu gibi kurumlan modern dünyada bulmadıkları derecede modern dünyaya uymakta zorluk çekmişlerdir. Birincil ilişkilerin samimi, yakın, basit yönlerini bir müddet ikincil yapıların içinde muhafaza etmek bile mümkün olmaktadır. Bürokrasi ile meşgul olanlar bu yakın ilişkilerin kurumlarda yeniden ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Fakat bir müddet sonra modern toplumun gittikçe bürokratikleşen bütün yönleri insanlarda modernleşmenin dehşetini yaratmaktadır. Tönnies'in tabiriyle gemeinschaft ilişkilerinden ge-sellschaft ilişkilerine geçiş modern dünyanın en önemli uyum problemidir. 19. yüzyılda Marx'ı yaratan bu problem, 20. yüzyılda karşımıza Çin kültür ihtilâlini ve dünya öğrenci hareketlerini çıkarmıştır. Max Weber'in bile peşinde dolaşan hayalet, modern hayatın bürokratikleşmesi olmuştur.

Bu kapsayıcı birincil ilişki özleminin ümmet yapısından yeni çıkmış kimseler tarafından duyulmasını yadırgamamak gerekir. Fakat, aydınların modern dünyaya uymasının zorluklarını anlıyorsak, "sokaktaki adam'ın modern dünyaya uymasmdaki zorlukları da o ölçüde kabul etmemiz gerekir. Kendisi için imal ettiği dünya görüşü ne kadar "köhne" olursa olsun, bu "bricolage"ın gördüğü bir fonksiyon vardır. Bu fonksiyon bilgisel olduğu kadar ruhsal, kişi dengesiyle ilgili bir fonksiyondur.

Bugün Türkiye'de ümmet yapısından yeni çıkmış olan bir topluma, halk dini, bir dünya görüşü ve bir kişisel denge yöntemi sağlamaktadır. Zaman zaman hayret ettiğimiz "hu-rafe"lerin gücü buradan gelmektedir. Modernleştirici görüş, toplum problemlerini salt iktisadî problemler olarak alır ve kısa vadede insanlara insanlıklarını iade edecek olan kişisel denge unsurlarını sağlama yoluna gitmezse bize güdük, eksik ve kendini beğenmiş bir toplum modeli vermekten başka bir şey yapmış olmayacaktır.

Ümidimiz, Türkiye için geçerli olacak sosyal ütopyanın

168

bir temel katında kişi psikolojik dengesinin sağlanmasına özel bir yer ayrılabileceğidir.

Bunu salt psikolojik bir sorun olarak görmek de hatalı olur. Halk tabakasındaki kişi yöntem yolu olarak halk kültürünün ve dininin verdiği imkânları kullanıyorsa bunun pratik bir sebebi vardır. Halk kültürü, bütün "hurafe"leri bir yana, menfaatlerine daha kısa yoldan cevap vermektedir. Okula gitmenin sağlayacağı imkânların kapalı olduğu yerde kişi Kur'an kursu yolunu seçecektir. Seçkinlerinin çok uzak oldukları bir kültürde kişi "halk seçkini", -meselâ Nurcu- olmayı deneyecektir. Doktorun halka yaklaşamadığı hastanenin etrafında üfürükçüler zengin olacaktır.

Toplumun sorunları, hiçbir yerde entelektüel seviyede vazedilmiş soyut problemler olarak ortaya çıkmaz. Halk bu sorunları ihtiyaçlarının tatmini olarak görür. Türk aydınlan bu hakikatlerden hareket etmedikçe bir taraftan toplumdan uzaklıklarını sürdürecekler, diğer taraftan da sürprizlerle karşılaşmaya devam edeceklerdir.

169