ÖNSÖZ

İslâm nimeti her devirde insana ancak iki kaynaktan gelmiştir. Birin­cisi, Allah'ın kelâmı, ikincisi Allah'ın peygamberleri (Allah'ın selâmı on­ların üzerine olsun). O peygamberler ki Allah-ü Tealâ tarafından sadece kelâmını yaymak, buyruklarını duyurmak ve açıklamakla değil, aynı za­manda bunların nasıl tatbik edildiğini ve başkalarına nasıl örnek olabile­ceklerini göstermek için de görevlendirilmişlerdir. Peygamberler aynı za­manda, Kur'ân'ın belirlediği amaçlara varılabilmesi için, fenler ile toplu­mu denetlemeye, insan hayatının eksikliklerini düzeltmeye de memurdur­lar.

Bu iki unsur et ve tırnak gibi birbirine öylesine bağlıdır ki, bunları birbirinden ayırırsak, ne dinin gerçek anlamını kavrayabilir, ne de doğru yolu bulabiliriz. Kur'an'ı, Allah'ın Resulü’nden ayırdınız mı, bir yere vara­mazsınız. Kitap, Nebi olmadıktan sonra kürekçisi olmayan bir kayık gibi­dir. Bu kayıkla acemi yolcular, hayat denizinde ne kadar uğraşırlarsa uğ­raşsınlar, gitmek isledikleri yere varamazlar. Kitapsız bir peygamber ise ışığı olmayan bir kılavuz gibidir. Bu gibi durumlarda İnsanlar Allah'a var­mak isterken, kendilerine yol gösteren kılavuza tanrı diyerek tapmaya başlarlar. Bunun birçok örneğini geçmiş kavim ve milletlerde gördük. Ör­neğin, Hindu'lar kendi peygamberlerinin hayatlarını unutup sadece kitap­larını kaptılar. Ama bu kitaplar onlar için, içlerinden çıkılmaz bir hale gel­di. Ve nihayet kitaplarım da kaybettiler. Hıristiyanlar ise kitaplarını, unu­tup, peygamberleri'nin peşine takıldılar. O'nun kişiliği çevresinde dönme­ye başladılar. Sonuç olarak, Allah'ın Peygamberi'ni Allah'ın ışığı ve hatta Allah'ın oğlu yapmaktan kendilerini kurtaramadılar.

Eski çağlarda olduğu gibi çağımızda insan, İslâm nimetine ezelden beri süregelen yine şu iki kaynaktan ulaşabilir. Birincisi, Allah'ın kelâmı ki, artık sadece Kur'an-ı Kerim şeklinde bulunabilir, ikincisi, siret-i nebe­vi ki, anık sadece Hz. Muhammed (s.a.v.) in hayatı ve hadislerinde saklı bulunmaktadır. Her zaman olduğu gibi, bugün de insan İslâm’ın idrâkine ancak Kur'an-ı Kerim'i Hz. Muhammed ve Hz. Muhammed'i de Kur'an-ı Kerîm vasıtasıyla kavrayarak varabilir. Her ikisini birbirinin yardımıyla anlayabilen kimse, İslâm'ı da anlayabilmiş demektir. Aksi takdirde ne din anlaşılabilir, ne de doğru yol bulunabilir.

Üstelik, hem Kur'an-ı Kerim, hem Hz. Muhammed (s.a.v.)in vazifesi aynı olup, aynı amacı taşıdıkları için, onları gerçek anlamda kavramamız, ancak o vazife ve amacı anlama derecemize bağlıdır. Bu gerçek unutuldu­ğu takdirde, Kur'an-ı Kerim yalnız sözler yığını ve siret-i mübarek de sa­dece bir hayat hikâyesi ve olaylar zincirinden ibaret kalır. Siz, sözlük, ki­tap, belge, ilmî çalışma ve araştırmalar ile bir yığın tefsir kitapları yazabi­lirsiniz. Tarih'i araştırmaktaki ustalığınızla da Hazreti Peygamberin şahsi­yeti ve asr-ı saadet ile ilgili belki de en doğru ve en geniş bilgileri toplaya­bilirsiniz. Fakat, dirin ruhuna ve özüne varamazsınız. Çünkü bu iş yalnız sözler ve olaylarla bilmiyor, asıl varılmak istenen o amaç ve hedeftir ki, uğruna Kur'an-ı Kerîm indirilmiş ve Muhammed Mustafa (s.a.v.) örnek olarak bize gönderilmiştir. Bu amaç ne kadar iyi anlaşılırsa, Kur'an ve si­yer de o kadar iyi anlaşılacak ve ne kadar yanlış anlaşılırsa, ikisi hakkın­daki bilgimizde o derece yanlış ve eksik olacaktır.

Şurası bir gerçektir ki, Kur'an-ı Kerim ve Rasûl'ün hayatının her ikisi de derin birer okyanustur. Bunların mealini ve mefhumunu tam olarak an­latmak hiçbir insan için mümkün değildir, insanın gücü buna yetmez. Ya­pılacak şey sadece insanın gücü yettiği kadar bunları anlamaya çalışması ve böylece dinin özünü kavramasıdır.

Allah'a şükürler olsun ki Kur'an-ı Kerim'i anlatmak için elimden ge­len gayreti sarf ettim ve 30 yıllık bir çalışmanın semeresini "Tefhim'ul Kur'an" şeklinde size sunabildim. Bu arada, uzun zamandan beri tasarladı­ğım ve malzemesin: hazırladığım Siyeri bugünkü şekline dönüştüren aziz arkadaşlarım Naim Sıddıkî ile Abdülvekil Alvî'ye ziyadesiyle minnetta­rım. Zira onların yardımı olmaksızın siret hakkında bu kadar büyük bir eseri hazırlayıp yayımlamak belki de mümkün olmayacaktı.

Cenab-ı Allah bu kitabı da kullarının hidayeti ve Ahiret'te mağfiretim için bir vesile yapsın. Amin.