Ruhla İlgili Bâzı Meseleler Hakkında Bir Hatime. 1

Bîrîncî Mesele: 1

İkinci Mesele. 2

Üçüncü Mesele. 2

Dördüncü Mesele. 3

Beşinci Mesele. 5

Altıncı Mesele. 6

Yedinci Mesele. 6

Sekizinci  Mesele. 7

Dokuzuncu Mesele. 8

Onuncu Mesele. 9

 

Ruhla İlgili Bâzı Meseleler Hakkında Bir Hatime

 

Bu meselelerin çoğunu îbn-i Kayim'in er-Ruh kitabından özet­ledim. [1]           ,

 

Bîrîncî Mesele:

 

Buhari ve Müslim, İbn-i Mes'ud (Radıyallahû anh)'dan rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallailâhû Aleyhi ve Sellem) ile beraber Medine harabelerinde idik. O, bir hurma dalına dayanıyordu. Bir yahudi ce­mâatinin yanından geçti. Birbirlerine dediler ki:

Ondan ruhu sorun. Bir kısmı da sormayın dediler. Evvelkiler dediler ki:

«Yâ Muhammed ruh nedir?»

Peygamber (Sallailâhû Aleyhi ve Sellem) asasına dayanıp Öyle bir durdu ki ona vahy geliyor sandım. Sonra buyurdu:

«Senden ruhu sorarlar sen de ki: Ruh Rabbimin emrin d endir, size (ruh hakkında) ancak az bir ilim verilmiş.» [2]

Bundan dolayı insanlar ruh hakkında iki fırkaya ayrıldılar.

Birinci fırka ruh hakkında hiç söz etmez. Çünkü o Allah'ın sır-larıiidan bir sırdır. Onu bilmeyi hiç kimseye nasip etmemiştir. Bu konuda iyi olan yol da budur.

Cüneyd dedi ki: «Ruh öyle bir şey ki Allah onu bilmeyi kendine mahsus kılmıştır. Yaratıklarından hiç kimseye onu bilmeyi nasip et­memiştir. Bunun için ruhun varlığım kabul etmekten başka onu araş­tırmak caiz değildir.»

tbn-i Abbâs ve Selefin çoğu bu görüştedirler. Rivayet ile sabit­tir ki İbn-i Abbâs Ruh'u tefsir etmiyormuş.

îbn-i Ebû Hatem, îkrime'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

îbn-i Abbâs'dan ruh soruldu. Dedi ki:

Ruh, Rabbimin ermindendir. Siz bu meseleye kavuşamazsınız. Onun için âyet-i kerimenin üzerine bir şey ilâve etmeyiniz. Ancak Allah'ın dediği, peygamberin bildirdiği gibi deyin: «Size ancak az bilgi verilmiştir.»

îbn-i Cerir, Mürsel bir sened ile rivayet ettiğine göre;

Yukardaki âyet indiği zaman yahudiler dediler ki:

«Biz de kendi kitaplarımızda bu meseleye böyle rastlıyoru:

Ben diyorum ki: Allah'ın Kur'an'da ve Tevrat'da kapalı bir; tığı ve yaratıklarından gizlediği bir meseleyi araştırıcılar nasıl o hakikatini öğrenebilirler?

Ebu'l-Kasım el-Küşeyri es-Sa'di, «el-İzah» kitabında naklettiğine göre:

Feylesofların meşhurları da bu konuda söz etmekten geri dur­muşlar ve «Ruh duyulmayan, dolayısıyle aklın idrâk edemediği bir meseledir, demişler.

Ebu'l-Kasım demiş ki: Bilgimizin, ruhun hakikatini idrak etmek­ten aciz kalması kadar sırrında aciz kalması gibidir.

îbni Battal, demiş ki:

Bu gizlilikteki hikmet: Allah yaratıklarına, bazı şeylerin yetini bilmediklerini bildirip onları, «Yalnız Allah bilir» sözü dirtmeye zorluyor.

Kurtubi de demiş ki bu îbham'ın hikmeti, Allah'ın insan acizli­ğini izhar etmesidir. Çünkü insan kendi nefsinin varlığını kabul et­tiği halde mahiyetini bilmediğine göre, Hak Sübhanehû ve Teâla'nm hakikatini hiç idrak edemez. Buna misâl olarak yakın bir şey de, gözün kendisini görememesidir.

İkinci Fırka

Ruh hakkında söz söylemiş ve onun hakikatini araştırmıştır. İmam Nevevi demiş ki:

Bu konuda denilen en sahih görüş imam-el-Haremeyn'in sözü­dür. O demiş ki: «Ruh latif bir cisimdir, su yaş odunun içine yerleş­tiği gibi o da kesif cisimlerin içine yerleşir. [3]

 

İkinci Mesele

 

Birinci görüşü savunan fırka, peygamber efendimizin de ruhu bilip bilmediği konusunda ihtilafa düşmüşler.

İbn-i Ebû Hatem, Tefsir'inde senediyle Abdullah bin Büreyde-den naklettiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ruhu öğrenmeden ve­fat etti.

Bunlardan bir taife de demiş ki:

Hayır Resûlullah ruhu biliyordu. Allah ona göstermişti. Fakat ümmetine bildirmeyi ona emretmemişti. Bu, Peygamber (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)'in Kıyametin vaktini bilip bilmediği meselesine benzer. [4]     . . .

 

Üçüncü Mesele

 

Müslümanların çoğu, ruhun bir cisim olduğu görüşündedirler. Kitab, Sünnet ve sahabelerin icma'ı bunu gösterir. Çünkü Kur'an ve hadislerde ruh; tutmak, göndermek, çıkartmak, nimet ve azap vermek, dönmek, girmek, razı olmak, berzah aleminde dolaşmak yemek içmek, tanımak, bilmek ve benzeri vasıflarla vasıflanmıştır.

Bu sıfatlar ise cisimlerin sıfatlarıdır. Arez  [5]  ise bu sıfatları kal­dıramaz.

Hiç şüphesiz Ruh kendini ve Halikını bilir. Mâkulatı anlar. Bun­lar ise bilgidir. Bilgi de bir arezdir. Eğer ruh bir arez ise ki ilim onunla ayakta duruyor. O zaman arez'in arez ile ayakta durması gerekir. Bu ise fasittir.

Üstad Ebu'l-Kasım el-Kuşeyri dedi ki: Ruhun şeklen latif ci-simlerden olması, latif melek ve şeytanlar gibidir. [6]..

 

Dördüncü Mesele

 

Sahih görüş odur ki, Ruh ve nefis tek bir şeydir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır : «Ey nefs-i mutmainne Rabbine dön.»  [7] «Nefsinij maktan alıkoyan...» [8]

Ayrıca denilir ki: «Nefsi çıktı» yani öldü.

Bir kısım ehl-i Sünnet demişler ki: Kabzedilen ruh ka bir şeydir. İbn-i Ebû Hatem'in ibn-i Abbas'dan;

«Allah, ölüm anında nefisleri alır. Rüyada ölmeyeni de alır. Ölüm­le hükmettiğini tutar, diğerini belli bir zamana kadar bırakır.»  [9]

mealindeki ayet-i kerime hakkında rivayet ettiğine göre şöyle de­miştir :

İnsanın içinde nefis ve ruh vardır. Aralarında güneş şuaı gibi bir şey vardır. Allah, uykuda nefsi alır, ruhu içerde bırakır. O da yaşar ve hayatını sürdürür. Allah kişinin ölümünü istediği zaman, ruhunu alır. O da ölür. Eğer onun yaşamını dilediyse nefsi vücuttaki yerine gönderir.

Mukatil. de demiş ki: İnsanın hayatı, nefsi ve ruhu vardır. Uyu­duğu zaman eşyayı taakkul eden nefsi çıkar gider. Fakat vücuttan  ayrılmaz. Şualı bir ip gibi ondan uzanır,, kişi o nefisle rüya görür. Hayat ve ruh Cesedde kalır. Onunla hayatını devam ettirir. Depren-diği zaman göz kırpması gibi bir zamanda o nefis vücuda döner. Al­lah onun ölümünü istediği zaman dışarı çıkan o nefsi yanında tutar.

Yine Mukatü demiş ki: Nefis, kişi uyuduğu zaman, yükselir. Rü­ya gördüğünde, dönüp ruha haber verir. Ruh da kalbe haber verir. O da görünen rüyayı olduğu gibi öğrenir.

Ebu Şeyh, el-Azamet kitabında ve ibn-i Abdulberr Temhid de, Vehb bin Münebbih'ten rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

însan nefsi, iştiha sahibi olan diğer hayvanların nefisleri gibidir. O da kötülük ister. Onun yeri karindir. însanm üstünlüğü ruh ile­dir. Ruhun da meskeni dimağdır. Onunla insan yaşar. Ruh hayra çağırır. Onu emreder.

Sonra Vehb eline üfürdü. Ve dedi ki: Bunu görüyorsunuz, bu soğuktur ve ruhtandır. Sonra bir müddet nefesini tutup bıraktı. De­di ki: Bu sıcaktır ve nefistendir. Ruh ve nefsin misali koca ile kan misali gibidir. Ruh nefsin yanma gidip birleştiklerinde insan uyur. Uyandığı zaman ruh yerine döner.

Çünkü insan uyandığında sanki, bir şey başına yükseldiğini hissediyor.

Kalb de vücutta bir melik gibidir. Diğer organlar onun yardım­cılarıdır. Nefis kötülüğü emrettiği zaman iştahlanır, organlar hare­kete geçer. Ruh onların önüne geçer, onları hayra çağır. Eğer kalb mümin ise ruha itaat eder. Eğer kâfir ise, nefse itaat eder. Ruha karşı gelir. Organları kendi emrinde çalıştırır.

îbn-i Sa'd «Tabakat»ında Vehb bin Münebbih'den rivayet etti­ğine göre şöyle demiştir.

Allah insan oğlunu toprak ve sudan yarattı. Sonra içine nefsi yer­leştirdi. Onunla insan ayakta durur, oturur, görür, işitir, anlar, ko­runur.

Ve içine ruhu yerleştirdi. Onunla insan hak ve bâtılı adalet ve zulmü anlar. Onunla sakınır, örtünür, öğrenir, işleri idare eder.

İbn-i Abdulberr, «Teîmhid»de yazdığına göre; Ebû îshak, Mu-hammed bin Kasım bin Şaban şöyle anlatmıştır.

Malik'in arkadaşı Abdurrahman bin Kasım bin Halid;

«Nefis, insan şekli gibi, şekillenmiş bir ceseddir. Ruh akan bit fâu gibidir» demiş ve «Allah nefisleri ölümleri anında alır» meâlinfleki âyeti delil göstermiştir ve demiş ki

Görmüyormusunuz Allah uyuyanın nefsini alır. Ruhu yükselip iner. Çünkü ruhun da nefsi vardır ve yerinde durur. Nefis her ta­rafta dolaşır. İnsanın rüyada gördüğü şeyleri görür. Allah ona ce­sedine dönme izni verince döner, onun dönüşüyle bütün organlar uyanır.

Demek nefis, ruhtan başka bir şeydir. Ruh bahçede akan su gibidir. Allah o bahçenin bozulmasını İrade ettiği zaman onda akan suyu keser. Yeşillikleri de Ölür. Aynen öyle insan da bir bahçedir...

îbn-i îshak naklettiğine göre Abdullah bin Ebû Cafer şöyle de­miştir :

Ölü gasilhaneye konduğu zaman ruhu cesediyle yürüyen bir meleğin elinde olur. Namazı kılınması için yere bıraktığında me­lek durur. Kabrine götürünce melek de onunla beraber yürür. Kab­re konulup toprakla örtününce melek ruhunu ona iade eder ki, di­ğer melekler onu sorguya çeksinler. Melekler sorguyu bitirince o di­ğer melek, bir daha ruhu alır. Emredildiği yere onu götürür. Bu me­lek  ölüm  meleğinin yardımcılanndandır.   (İbn-i Abdülberr'in  sözü bitti.)

Şeyh îzzeddin bin Abdüsselâm, şöyle dedi:

Her insanda iki ruh var: Biri uyanıklık ruhu ki,allah onunla insanı uyanık tutar. O cesedden çıkınca insan uyur, rüyaları gören o ruhtur...

İkinci ruh; Hayat ruhudur ki Allah onunla insanı canlı tutar. O ruh insandan ayrılınca insan ölür. Ona dönünce yine dirilir.

Bu iki ruh insanın içindedir, yerlerini ancak Allah'ın bildirdiği kimseler bilir. Bunlar, bir kadının karnında olan cenin gibidirler.

Bir kısım mütekellimler de demişler: Zahir olan görüş odur ki, ruh kalbin yakınındadır.

îbn-i Abdülberre de şöyle demiştir: Ruhun kalb içinde olması bana göre akıldan uzak bir mesele değildir. Mümkündür ki, bütün ruhlar mırani, latif ve şeffaf olsun. Veya bu nuraniyet ve şeffafiyet müminlerin ruhlarma mahsus olsun. Kafir ve şeytanların ruhları da siyah olsun.

Canlılık ruhuna delâlet eden şu ayettir:

«Söyle, size müekkel kılınan melek ruhunuzu alır.» [10]

Uyanıklık ve canlılık ruhlarına delâlet eden de şu ayettir.

«Allah ölümleri anında nefisleri alır. Rüyada olup ölmeyeni de alır. Ölümle hükmettiğini tutar. Diğerini belli bir zamana kadar salıverir.»  [11]

Mânâsı: Allah, cesedleri ölmeyen nefisleri rüyada alır. Ölümle hükmettiğini yanında tutar. Onu cesedine göndermez. Diğer uyanık­lık ruhlarını belli bir zamana kadar yani ölüme kadar cesedlerine gönderir.

Ölüm anında canlılık ruhları ve uyanıklık ruhları birden alınır. Fakat canlılık ruhları ölmez. Canlı olarak göğe çıkartılır. Kafirlerin ruhları kovulur ve o gök kapıları onlara açılmaz. Müminlere ise açılır. Ta Rabbülaleminin huzuruna arz edilir. Ne kıymetli arzedi-liş! Ve ne şerefli götürülüş! (Şeyh îzzeddinin sözü bitti.)

Ben diyorum ki: Onun «Ruh kalb'tedir» görüşünü Gazali de el-înhisar kitabında kesin olarak söylemiştir. Ben de bu konuda bir hadis buldum.

îbn-i Asakir, «Tarihlinde Zühri'den rivayet ettiğine göre; Hü-zeyme bin Hakim es-Süllemi en-Nümeyri, Mekke fethi günü Re-sûlullah  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) 'm yanma geldi.

— Yâ Resûlullah! Bana gece karanlığı, gündüz aydınlığı suyun kışın sıcaklığı, yazın soğukluğu, bulutların Çıktığı yeri, erkek ve ka­dın sularının karar kıldığı yeri ve ceseddeki nefsin yerini bildir, dedi...

Ravi hadisi zikretti, ta şu cümleye geldi..- «'...Amma nefsin yeri ise o kalbtedir. Kalb de kalın bir damara bağlıdır. O damar da diğer damarları sular. Kalb ölünce o damar kopar...» Hadisin sonuna ka­dar. ..

Bu hadis mürseldir. Taberani'nin «Mucamül-Evsat»ında ve ibn-i Merdüveyh'in «Tefsir» inde Ebû Musa el-Medini ve ibn-i Şahinin «Ki-tabü's-Sahabe»leri'nde çeşitli kanallarla rivayet etUlmiştir.

Hafız ibn-i Hacer «el-İsâbe»de demiş ki:,

Bu hadiste çok garip lafızlar vardır. Senedi de cidden zayıftıi[12]

 

Beşinci Mesele                    

 

Ehl-i Sünnet Icma' etmişler ki, Ruh hadistir, sonradan yarara! mış: Zındıklardan başka kimse buna muhalefet etmemiş.

Ruhun  sonradan yaratıldığına dair icma vardır diyenler arî smda Muhammed bin Nasr el-Mervizi ve ibn-i Kuteybe vardır.

Bu meselenin delilleri de  «Ruhlar,  düzenli askerlerdir»   hadisdir. Çünkü, düzenlilik sonradan yaratılmışlığı gerektirir.

İkinci delil de şu gelen altıncı meseledir: [13]

 

Altıncı Mesele

 

İki meşhur görüş olarak ruhlar cesedlerden önce mi veya mı yaratılmışlar? diye ihtilaf edilmiştir.

îmam Muhammed bin Nasır ve ibn~i Hazm birinci görüşü sa­vunmuşlar, bu konuda icma var demişler: İbn-i Menden'in Amr bin Anbese hadisinden merfuan rivayet ettiği şu hadisi delil getirmiş­lerdir.

«Allah, cesedlerden iki bin sene önce ruhları yaratmıştır. Anla­şanlar birleşir. Anlaşamayanlar ayrılır.»

Fakat bu hadisin senedi cidden zayıftır.

İkinci delilleri, «Adem zürriyetinin sırtından çıkartılırnleridir. O hadislerden:

Allah, Adem'i yarattığı zaman sırtını sıvazladı, kıyamete kadar onun zürriyetinden yaratacağı her ruh, zerreler gibi onun sırtından düştü.

Hâkim, Ebû Hüreyre Hadisinde bunu tahric etmiştir:

Yine Hâkim, Ubeyy bin Ka'b'ten rivayet ettiğine göre; «Hani Rabbin Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini aldığında «Ben Rabbiniz değilmiyim? diyerek onları şahit tuttu. Onlar da evet Rab-bi m izsin dediler  [14]  mealindeki âyet hakkında demiş ki:

Allah, kıyamete kadar doğacakları ruh olarak topladı, sonra on­ları şekillendirdi, konuşturdu. Onlardan söz ve misakı aldı... Hadisin sonuna kadar..

Ruhların cesedden sonra yaratıldığına dâir olan deliller ise şun­lardır:                                                                          

1- «Muhakkak insanın anılan hiç bir şey olmadığı bir an ba­şından geçti.»  [15] mealindeki ayettir. Rivayet edilmiş ki: insana ruh üfürülmeden kırk sene beklemiştir:

2- İbn-i Mes'ud'un hadisidir. Şöyle ki:

Birinizin yaradılışı ana karnında kırk gün toplanır. Sonra kırk gün daha alaka olur. Sonra kırk gün daha mudğa olur. Sonra me­lek gelir, ona ruhu üfler.

Buna, «Ruhun yaradılışı ile üfrülmesi arasındaki fark vardır» di­ye cevap verilmiştir. Demek ruh uzun bir zamandan beri yaratılmış­tır, vücut şekillendikten sonra melek ruhu ona yerleştirir. [16]

 

Yedinci Mesele

 

Müslüman ve başka milletler de ruhun vücutdan sonra baki kal­dığı görüşündedirler. Feylesoflar ise buna muhaliftirler.

Bu konudaki delilimiz : «Her nefis ölümü tadacaktır» mealindeki âyettir. Tadan demek, tadılan şeyden sonra baki kalan demektir. İkinci delilimiz, bu kitapta geçen âyetler, hadisler ve vakıalardır.

Bundan başka Kıyamette «Yeryüzündeki her şey fena bulacak­tı [17] mealindeki âyet gereğince ruhun zahiren yok olup sonra di­rilecek veya «Allah'ın istedikleri müstesnadır» istisnası gereğince ruh hiç fena bulmayacak diye iki görüş vardır.

İmam Sübki, «ed-Dürr en-Nazîm» Tefsirinde bu iki görüşü an­latıp, birinci görüş daha yakındır demiş. Cennet hurileri bahsinde denildiği gibi ruhlar kıyametteki fenadan müstesnadırlar.

İbn-i Kayyim'in kitabında denilmiş ki:

Ruhun bedenle beraber ölüp ölmediği hakkında iki görüş ola­rak ihtilaf edilmiştir. Doğrusu odur ki; eğer ruhun ölümü tatma­sından kasıt onun cesedinden çıkması ise; evet o bu manada ölümü tadıyor. Eğer onun ölümü tatmasından kasıt, onun i'dam edilmesi ise; hayır ruhun yaratıldıktan sonra baki kaldığı icma ile sabittir. O fena görmez. Ya azap görür veya nimet...

îbn-i Asakir «Dimeşk Tarihlinde senediyle, Mâliki İmamlann.-dan biri olan Muhammed bin Vazzah'tan rivayet ettiğine göre şöy­le demiştir:

Şahmın bin Said'den hadis dinledim. Ruhların cesedlerle beraber öldüğünü söyleyen bir  adamdan  söz edildi.  Sahnun  dedi ki:

Maazallah! Bu sapıkların ve ehl-i bid'amn görüşüdür, [18]

 

Sekizinci  Mesele

 

Peygamber Efendimizin «Ruhlar düzenli ailörlerdir tanışanlar birleşir, tanışmayanlar ayrılırlar» hadis-i şerifinM;mânasında ihtilaf edilmiştir.

Denilmiş ki: Bu, ruhların hayırda serde salanda fesatda birbiri­ne benzemesine, iyi insanın nefs-i emmaresinden şikâyet ettiğini, iyi­liğe yöneldiğine kötü insanın da kötülüğe meylettiğine işarettir. De­mek ruhların tanışması içinde yaratıldıkları tabiatlarına göredir. Ya­radılışları birbirine uyanlar tanışırlar, yaradılışları deyişince tanış­mazlar.

İkinci olarak denilmiş ki: Hadisten kasıt, ilk yaradılıştan haber vermektir ki şöyle rivayet edilmiştir. Ruhlar cesedlerden iki bin sene önce yaratıldılar. Görüşüp birbirini kokluyorlardı. Cesedlere girdik­lerinde birbirini tanıdılar. Bu takdirde tanışmaları ve tanışmama­ları evvelki bölümlerde geçtiği üzeredir.

Bâzıları demişler ki: Ruhlar, ruh olmada ittifak ederlerse de de­ğişik şeylerle birbirinden ayrılırlar. Ruhlar o sıfatlarla çeşitlenirler. Şahıslar olarak şekillenirler. Her nevi kendi neviyle birleşir. Diğer nevilerden nefret eder.

îbn-i Asakir'in «Tarihlinde senediyle, Herim bin Hayyan'dan ri­vayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Üveys el-Karanî'ye gittim. Selâm verdim. Daha önce onu gör­memiştim; o da beni görmemişti. Bana «Vealeykesselam Ya Herim bin Hayyan!» dedi.

Ben:

—  Nerden benim ve babamın ismini bildin. Halbuki ne ben ne sen daha önce birbirimizi görmedik, dedim. O ise şöyle dedi!

—  Ruhum, senin ruhunu tanıdı ki, nefsim senin nefsinle konuş­tu. Cesedlerin nefisleri olduğu gibi ruhların da nefisleri vardır. Mü­minler birbirini tanırlar ve Allah'ın verdiği rahat ve huzur içinde sevişirler... Her ne kadar birbirini görmemişlerse de...

Tusi  «Uyun el-Ahbar»da Aişe   (Radıyallahû anhâl'dan rivayet ettiğine göre;

Bir kadın Mekke'de Kureyş kadınlarının yanına girip onları gül­dürürdü. Medine'ye hicret ettiğinde yanıma geldi. Ben:

—  Kime misafir oldun, dedim.

O.

—  Medine'nin güldürücüsü falan kadının misafiri idim, dedi. O arada Resûlullah (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) içeri girdi.

—  Falan güldürücü sizde mi? dedi. .   Ben:

—  Evet, dedim

O  (Sallallâhû Aleyhi ve Sellem) : .

— Kimin misafiri idi, dedi.

—  Medine güldürücüsünün misafiri olmuş, dedim.

Buyurdu ki:

—  Hamd olsun Allah'a! Ruhlar, düzenli askerlerdir Tanışanlar birleşir, tanışmayanlar ayrılırlar. [19]

 

Dokuzuncu Mesele

 

İbn-i Kayyim, demiş ki: «Eğer denilse: Ruhlar cesedlerden ay­rıldıktan sonra hangi vasif ile ayrılırlar ki birbirlerini .tanısınlar. Acaba ruhlar bir şekille şekilleniyorlar mı? »

El-cevap  Ehl-i Sünnete göre (Allah sayılarım arttırsm) ruhun kendine has bir vücudu vardır, yükselir, iner, ayrılır, bitişir, gider, gelir, durur, hareket eder. Bunun, yüzden fazla mukarrer delilleri var­dır. Bunlardan biri:

«Nefis ve nefsi düzeltene and olsun  [20] mealindeki ayettir. Na­sıl ki insana hitaben Allah buyuruyor :

«O Allah ki seni yarattı. Düzeltti ve dengeledi.» [21] Demek vü­cut ruh için bir kalıptır. Ve bedenin düzeltilmesi ruhun düzeltilme­sine tabidir.

Demiş: Bundan anlaşılıyor ki, ruh bedenden bir şekil alır, o şe­kille diğer ruhlardan ayrılır. Çünkü beden ruhtan etkilendiği ve ay­rıldığı gibi ruh ta ondan etkilenir ve ayrılır. Beden, hoş ve pis şekil­leri ruhtan alır. Ki, ruh ta aynı şekilde vücudun durumlarından et­kilenir.

Demiş ki: Üstelik, ruhların vücut ve bedenden ayrıldıktan son­ra belirmeleri ve birbirine benzememeleri, bedenlerin birbirine ben­zememelerinden daha açıktır. Çürikü bedenler çok zaman birbirine benzerler. Ruhlar ise çok az birbirine benzer.

Bunu ispat eden bir delil şudur : Biz peygamberlerin ve îmamlann bedenlerini görmedik. Fakat açık bir şekilde bilgimiz de belirle-niyorlar. Ve bu belirlenme mücerret bedenlerinin evsafından değil­dir. O, belirme onlar hakkında bildiğimiz ruhani vasıflardır.

Sen görüyorsun: İki kardeş son derece birbirine benzedikleri halde ruhları arasında son derece ayrılık var.

Çirkin bir beden ve iğrenç bir şekil görüp de onda o şekle uy­gun bir ruh bulmamak çok ender oluyor. Yine vücudunda bir afet görüp de ruhunda ona uygun bir afet görmemek çok enderdir. Bu­nun için feraset sahipleri insan hallerini bedenlerinin şekillerinden öğrenirler.

Güzel bir şekil cemalli bir suret mütenâsip bir beden görüp te onda, ona uygun bir ruh bulamamak çok enderdir.

Melekler taşıdıkları bedenleri olmadığı halde birbirinden ayırt edilirler. Cinler de öyle... İnsan ruhlarının ayırt edilmesi tarik-i evlâ ile olur...  tibn-i Kayyim'in sözü bitti...)

Dürr-el-Fahire adlı kitapta Gazali sözü arasında şü ibare vardır:

«Müminin ruhu arı sûretindedir. Kâfirin ruhu ise çekirge sûre-tindedir.»

Fakat bu söze hiç bir asıl bilinmemektedir. Yalnız Sur'a üfürül-me hadisinde şöyle varit olmuştur. Denilmiş ki:

İsrafil ruhları çağırır. Bütün ruhlar ona gelir. Müslüman ruh­ları nur salar, diğerleri ise karanlıkhdır. İsrafil hepsini toplar, on­ları sur içine yerleştirir. Sonra ona üfürür. Allah  (Celle Celâlühü) buyurur ki:

«izzetime yemin ederim! Her ruh cesedine dönecektir. Ruhlar Surdan arılar gibi çıkarlar. Yer ve gök arasını doldururlar. Her ruh cesedine döner. Zehir damarlara sirayet ettiği gibi onlar da beden­lere girerler.»

Fakat bu hadiste geçen «arılar gibi çıkarlar» sözü ruhların şe­kil ve hayatta arılar gibi olduğunu göstermez. Burdaki benzetme yö-. nü arıların kovanından çıktığı gibi ruhların da surdan çıkacaklarıdır.

Nitekim âyet-i kerime de :

«Kabirlerden çıkarlar... Sanki dağılan çekirgelerdir» [22] denil­miştir.

Cüveybirin «Tefsirinde, bu hadis şu ilâve ile nakledilmiştir:

...Bunun üzerine müminlerin ruhları Cabiyeden gelir. Kâfirlerin ruhları ise Bürhüt vadisinden gelirler. Ruhlar, birinizin devesini bul­duğundan daha kolay cesedini bulur. Ruhlar o gün siyah ve beyaz­dırlar. Müminlerin ruhları[23]

 

Onuncu Mesele

 

Ibn-i Mende, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhıima) 'dan rivayet etti­ğine göre şöyle demiştir:

İnsanlar arasında davalar bitmez. Hattâ ruh ve cesed davala-şırlar. Ruh cesede der ki;

«Sen yaptın!» Cesed de ruha der ki:

«Hayır sen emrettin ve Sen plan kurdun.» Allah onların da hükmetmek üzere bir melek gönderir. Onlara der ki:

Sizin misâliniz şu iki adama benzer:

Biri kör, diğeri kötürüm iki adam vardı. Bir bahçeye gffljiler. Kötürüm dedi ki, meyveler görüyorum, fakat elim ulaşmıyfi| Kör dedi kiî

Bana bin. Kötürüm ona bindi, meyveleri aldılar.

İşte ey ruh ve beden! Bunların hangisi sorumlu diye melekler

İkisi de sorumludur, derler. Melek:

— İşte aleyhimize hükmettiniz, der. Demek, vücut ruhurine-ğidir.

Darekutni 4frat»da Enes (Radıyallahû anh)'nın hadisinden mer-fuan yukardaki hadisin bir benzerisi nakletmiştir: Onun ibaresi şöy­ledir :

Kıyamet gününde ruh ve cesed birbirinden davacı olurlar. Cesed der ki:

Ben yere atılmış bir dal gibi idim; ruh olmasaydı ne elimi ne ayaklarımı hareket ettirmezdim...  Ruh da der ki:

Ben yalnız latif bir şey idim. Cesed olmasaydı hiç bir şey yapa­mazdım. Sonra onlara kör ve kötürümün misali getirilir.

Selman (Radıyalîahû anh)'dan mevkûfen rivayet edilen şu ri­vayet buna delil olur. Abdullah bin İmam Ahmed Zevaidüzzühd»de onu rivayet etmiştir, ibaresi ise şöyledir

Kalb ve cesedin misali, kör ve kötürümün misâli gibidir. Kötü-rüm köre dedi ki:

Ben meyve görüyorum, fakat ulaşamıyorum. Beni yüklen o da yüklendi, aldı, yedi ve köre de yedirdi.

Bu rivayet gösteriyor ki, ruhun yeri kalbdir. Doğruyu ancak Allah bilir. Herşeyin mercii O'dur.

10.9.1984 - Fatih[24]



[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 536.

[2] Isra, 85

[3] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 536-538.

[4] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 538.

[5] Arez, madde Üe ayakta duran yani kendi başına varlığı olamayan keyfiyet demektir. Mütercim.

[6] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 538-539.

[7] Fecir, 27

[8] Na*iat, 40

[9] Zümer, 42

[10] Secde, 11

[11] Zümer, 42

[12] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 539-543.

[13] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 543.

[14] Araf, 172

[15] Dehr, 1 

[16] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 543-544.

[17] Rahman, 26.

[18] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 544-545.

[19] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 545-547.

[20] Şems, 7

[21] İnfitar, 7

[22] Kamer,  7.

[23] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 547-549.

[24] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları: 549-550.