KABİR ALEMİ

 

Mütercimin Mukaddimesi

 

Allah (Celle Celâlûhü) hem adildir, hem hakimdir. Onun hik­meti, kainatta faidesizlik ve fazlalığa yer vermemiştir. Bu hikmeti­nin gereği her millete, ilmi bir meseleyi ilham eder, dolayısıyle di­ğerlerine de o meseleyi dillerine tercüme etmeyi emreder. O me­sele tercüme edilip her millete mâl olunca en kısa bir yoldan insan­lık âlemi ilim, irfan içine girmiş olur. Cehalet ve fakirlik karanlık­larından kurtulur. Allah'ın hem adaleti hem hikmeti gerçekleşmiş olur.  

Bu Allah'ın kainata koyduğu bir kanundur. Kainatta hiç bir şey fazla ve yersiz değildir. Bir şey zahiren çirkin görünse de altında bir çok güzel gerçekler saklıdır. Ölüm gibi!..

Eski çağlardaki insanlık, kainat'm kanunlarından uzak, karı­şıklık olan vahşete yalan olduklarından, bu gibi ilhamlara mazhar olamadıkları gibi, tercüme etme imkanları da yoktu. Onun için Allah' her bir kavme ayrı bir Peygamber gönderirdi. Fakat İslam'ın gelmesiyle beşeriyet sosyal hayata girdi, bir millet hükmüne geçti, bir Peygamber hepsine kafi geldi. Bu sefer tercümeye ihtiyaç hasıl oldu.

îşte bu sosyal vazife'den bir numune olarak «Vahy'in mazhan Peygamber Efendimizin» lisaniyle aydınlanan kabir alemi hakkın­da olan bu kitabı tercüme ettim.                              

Bir iki ufak tercüme hariç bu benim ilk tercüme ettiğim eser sayılır. Terceme tekniği olarak, asla bağlı kalmamayı esas edindiğim, ve dillerin simetrik olmadığını bildiğim halde, aslma bağlı kaldım, diyebilirim. Çünkü, Peygamber efendimizin ağzından çıkan hadis­lerin çoğu,Cevami'ul-kelim»dir, özlü ve kapsamlı ifadelerdir. O özelliklerini kaybetmemek için tercemede çoğunlukla simetrik sis­temi (aslına benzer şekil) esas aldım.

Ayrıca, kitap 800 sene önceki üslupla telif edildiği için ister is­temez tercemesine rekâket verdi.

Kitabın içindeki, hadis ve hadiselerin güvenilir olup olmadığını, bizzat müellif tmam Süyûti'den sormak lazım. Kendisi de hadislerin. çoğunu mutemed hadis kitaplarından nakletmektedir. Hadiselere ge^ Ünce; madem insanlık aleminde öyle olaylar zaman zaman görün­mektedir ve aklen öyle şeylerin olması muhal değildir, tüm olarak onları red etmeye gerek yoktur. Meğer Ki, bu asrın maddeciliğinin  tesirinde kalmış olunsun.

Malumdur ki, Kur'an gayba inanmayı bir esas, bir fazilet, insan ruhunun bir basireti olarak gösteriyor.

Bir defa, insan gaybi şeyleri kabul ettikten sonra, artık bu dünya kanunlarına alışmış olan zihnine sığdıramadığı şeyleri red etmesi gerekmez.

islâm kitaplarında, maddecilik, sayısız deliller ile çürütüldüğün- flen, burada delil getirmeye ihtiyaç hisetmiyorum.

Yanlız, kitab'ın içinde geçen, ruh, melek, cin evsafı ve gayb aleminin çeşitli meseleleri ve sahabenin sözleri ve diğer alimlerin görüşleri, izah, tahkik ve tarif isteyen konulardır. Her birisi, başlı başına bir kitap olacak kadar yorum ve ispatlama gerektiriyor. Şimdilik vaktim müsait olmadığından yanlız bir numune gösterece­ğim, îşte:

«Peygamber Efendimiz Mirac'a çıktığında gayb aleminde faiz yi­yenleri görmüş, onların Firavun milleti yolunda olduklarını beyan et­miş». Bu-.meâldeki satırları tercüme ederken kendi kendime sor­dum : Neden Nemrut milleti değil de Firavun milleti. Sonra baktım, faizciliğin en fazla hakim olduğu asır bu yaşadığımız asırdır ve eski tarihte, medeniyet olarak bu asra en fazla benzeyen Firavun me­deniyetidir.

Demek Peygamber Efendimiz, kendisinden 2000 sene önce ve sonrayı görmüş. Demek gördüğü herşey haktır. Bize- düşen O'na uy­mak... O'nun sünnetini yaşamak, dünyada ve ahirette huzur ve saa­det bulmaktır. îman Allah'tandır, vesvese şeytandandır. Allah seke-ratta hepimizi şeytan'in şerrinden kurtarıp, imanla kendisine kavuş­tursun. Amin.

Bahaeddin Sağlam

Fatih 30.12.1984 [1]

 



[1] İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları:7-8.