E - RİSALE-İ NURLARIN DEĞERİNE İŞARETLER

Said Nursî diyor ki: Kur’ân ile bu kadar anlamlı ve çok yönlü uyum, ittifakla gösterir ki, bunlar yalnız bir emare, bir işaret değil, belki kuvvetli bir delalettir. Belki Kur’ân’ın, hem elektriğe hem de Resail-in Nur'a olan manevi ilgisini açıkça ortaya koymaktır. Bu âyetin manevi inceliklerinden biri de şudur: Mucizeli bir gayb haberi ile elektriği ve Risale-i Nur’u haber verdiği gibi bu ikisinin ortaya çıkış zamanlarını ve ondan sonra meydana gelecek gelişmeleri ve bu ikisinin olağan üstü durumlarını da çok güzel göstermektedir[1].

Meselâ  “ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ زَيْتُونِةٍ   = Doğuda da batıda da olmayan bir zeytin” cümlesi şunu söyler: "Elektriğin kıymetli metaı, ne doğudan ne de batıdan ithal edilmiştir. O yukarıdan, hava boşluğundan, rahmet hazinesinden, göklerden iner; her yerin malıdır. Onu başka yerde aramaya lüzum yoktur. Manevî bir elektrik olan Resail-in Nur da aynı şekilde, ne Doğu’nun kültüründen ve ilimlerinden ne de Batı’nın felsefe ve fen bilimlerinden gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nurdur. Ama semavî olan Kur’ân'ın, Doğu ve Batı’nın üzerinde olan Arş’daki yüksek yerinden alınmıştır [2]

Önce, batıl bir yolla âyetten çıkardığı işaretlere kuvvetli delaletler dedi. Sonra da mucizeli bir gayb haberi ele geçirdiği iddiasıyla elektriğin ve kendi kitaplarının olağanüstü olduğunu vurguladı.

Said Nursî elektriğin nasıl üretildiğini bilmediği için onun hava boşluğundan geldiğini; kendi kitabının da aynı şekilde gökten geldiğini iddia ederek onun Kur’ân’dan değil, Kur’ân’ın alındığı Arş’tan alındığını söylüyor. Onun bu iddiası, yukarıdaki iddialarıyla tam bir bütünlük oluşturuyor. Ona göre Risale-i Nurlar Kur’ân’ın alındığı yerden alınmıştır. Oradan daha öne alınmış olan Kur’ân, normal olarak o yeni kitabı ve onu tebliğ edecek kişiyi haber vereceğinden Said Nursî kurgusunu bu temel üzerine oturtuyor.

 



[1]  Şualar, Birinci Şua, a.g.e, c. I, s. 833.

[2]  Şualar, Birinci Şua, a.g.e, c. I, s. 833.