b- Bediuzzaman olduğu iddiası

Bedi’in sözlükte iki anlamı vardır: Biri; örneği ve benzeri olmayanı yaratmaktır. Bu özellik yalnız Allah’ta olur. “O, göklerin ve yerin bedi’idir(Bakara 2/117) Yani gökleri ve yeri, örneği ve benzeri yokken yaratandır.

Bedi’in ikinci anlamı; “örneği ve benzeri olmayan varlıktır[1]” Buna göre Bediüzzaman; bu zamanın, örneği ve benzeri olmayan kişisi, demek olur. Bu özellik sadece insan-ı kâmil ve hakikat-i Muhammediye kavramlarına uygun düşer. Said Nursî’nin, “Pek parlak bir kaside” diye övdüğü bir şiirinde Hasan Feyzi onu şöyle anlatır:

“Asl-ı evvelisin balın, şekerin,

Deryasısın cümle ilmin, hünerin,

Gelmedi cihana böyle eser benzerin

Ey mir'ât-ı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur”[2]!

Şiir şöyle sadeleştirilebilir:

İlk kaynağısın balın, şekerin

Hem denizisin ilmin, hünerin

Gelmedi cihana böyle eser benzerin

Ey âleme rahmet Muhammed’in aynası Nur Elçisi!

Buradaki “Risaletü'n-Nur” Nur Elçisi anlamınadır. Risalet, elçilik demektir. Mastara ism-i fail anlamı verilebildiği için “elçi” anlamına da gelir. Sayısız yerde Risale-i Nur sözüyle Said Nursî’nin manevi kişiliğinin kastedildiği ifade edildiği için “Risaletü'n-Nur”a “Nur Elçisi” anlamı verildiği ortaya çıkmaktadır.

İddiaya göre Bediüzzaman lakabı ona, pek genç yaşta iken, olağanüstü özelliklere ve okyanus büyüklüğünde bir ilme sahip olduğunu gören ilim adamları tarafından verilmiştir[3].

 



[1] Şemseddin Sami, Kamusi Türkî, İstanbul 1317 tarihli nüshadan ofset baskı, İstanbul, 1999.

[2] Sikke-i Tasdik-i Gaybî, a.g.e, c. II, s. 2102.

[3] Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı, a.g.e, c. II, s. 2129.