A- ALLAH İLE ALDANMA

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini düşünün. Size gökten ve yerden rızık veren, Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Hayır, ondan başka tanrı yoktur. Nasıl iftiraya sürükleniyorsunuz?

Sana yalan söylerlerse senden önce nice peygambere de yalan söylendi. Her işin sonu Allah’a varır.

Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz doğrudur; sakın sizi bu hayat aldatmasın. O çok aldatan (şeytan), sakın sizi  Allah ile aldatmasın.

O Şeytan size düşmandır; onu düşman bilin. O, kendine taraf olanı, çılgın alevlere arkadaş olmaya çağırır.

Bu uyarıları göz ardı edenler, çetin bir azap görürler. İnanan ve iyi işler yapanları da bağış ve büyük bir ödül beklemektedir.” (Fatır 35/3–7)

“De ki: “Şu ortaklarınıza, Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınıza dönüp baktınız mı? Gösterin bana, onlar bu toprakların hangi parçasını yaratmışlardır? Yoksa göklerde ortaklıkları mı var? Ya da onlara yazılı bir belge verdik de ondaki açık hükümlere göre mi davranıyorlar? Hayır; bu zalimlerden birinin diğerine verdiği söz, onu aldatma dışında bir anlam taşımaz.” (Fatır 35/40)

“Ey insanlar! Rabbinizden sakının; bir günün korkusunu taşıyın ki,, o gün ne baba oğlu adına ödeme yapabilecek, ne de oğul babası adına bir ödemede bulunabilecektir. Allah’ın verdiği söz doğrudur; sakın bu hayat sizi aldatmasın. O çok aldatan (şeytan), sakın sizi Allah ile aldatmasın.” (Lokman 31/33)

Allah ile aldatmanın birkaç şekli vardır:


[1] Ulaşabildiğimiz mealler ayete şu anlamı vermişlerdir: “Biz, her elçiyi kendi toplumunun dili ile gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Bundan sonra Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de yola getirir. Güçlü olan o, doğru karar veren odur.”

Bu meal, hem Arapça dil kurallarına, hem de Kur’an’ın bütünlüğüne aykırıdır. Allah dilediğini yola getirecek ve dilediğini saptıracaksa neden elçi göndersin? Bu durumda elçinin, o toplumun dili ile açıklama yapmasının ne anlamı olur? Böyle anlamsız bir iş Allah’a yakıştırılabilir mi?

Çelişkiler, “يَشَاء = ister” fiilinin faili olan “o” zamirini, Arap dili kurallarına aykırı olarak, Allah lafzını gösterir saymaktan kaynaklanmıştır. Halbuki zamir, yanı başında bulunan “مَن = kim’i gösterir. Uzağı göstermesi için karine gerekir. Burada böyle bir karine yoktur. Ayetin doğru anlamı şöyledir: “... Bundan sonra Allah dileyeni sapıklıkta bırakır, dileyeni de yola getirir...”

[2] Mütercim Asım, Kâmus Tercümesi  (Firuzabâdî’nin), Bahriye Matbaası 1305, (وكل) maddesi.

[3] Bu meal, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir’den alınmıştır. Bu tefsir, Hayrettin KARAMAN, İbrahim Kâfi DÖNMEZ, Mustafa ÇAĞIRICI ve  Sadrettin GÜMÜŞ tarafından hazırlanmış olup 2004’te Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

[4] İsmail b. Ömer b. Kesir (v. 774 h. /1373.), Tefsîru ibn Kesîr, Beyrut 1401, c. II, s. 342.

[5] Faydasını kendi görür.

[6] “Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak faz­ladan namaz kıl. Bakarsın Rabbin seni Makamı Mah­mûda yükseltir.” (İsra 17/79)