Beşinci Baskının Takdimi

 

 

Bizleri muvaffak kılmasından dolayı Allah’a hamd ede­rim. Efendimiz ve bizi hidayet yoluna ileten Muhammed (as)’e, ehli beytine ve onun pınarından kana kana içen asha­bına da salât ve selam olsun. Şimdi asıl konuya gelince;

Bizim elinizdeki şu, “Ahiret Günü” isimli kitabımız Al­lah’ın fazlı ve keremi sayesinde değerli İslam âlimleriyle, okurlarımız tarafından büyük bir beğeni ve kabul ile karşı­landı. Kitabımız birkaç baskı yaptı. Görevim de, hemen çıkan her baskıyı önceden incelemem gerektiği idi. Ancak ben buna pek fırsat bulamamıştım. Dolayısıyla baskılarda hatalar olabiliyordu. Ben ancak dördüncü baskıdan sonra bu fırsatı bulabildim. Böylece hatalarını yeniden gözden geçirip bir takım iyileştirmeler de yaparak, olması gereken ilaveleri ekle­yip çıkarmaları da yaparak yeniden baskıya hazırladım. Bu arada izahı gerektiren noktalar var ise, onları açıkladım. Ki­tabımı çok basit ve anlaşılır bir dil ile hazırladım. Amacım edebi bir kitap yazmak, anlaşılmaz ağdalı ifadelerle bir kitap ortaya koymak değildir. Eskiden olduğu gibi sonradan şerh­lerle açıklanacak, haşiyelerle izah edilecek bir kitap ortaya koymak değildir.

Tek amacım vardı, yazacağım eser gönüllere seslensin, onun sesi gönüllerde yankı bıraksın, böylece imanın meyvesi olan doğru yolu göstersin.

Çünkü ahiret gününe iman, imanın temel rükünlerinden biridir. Hatta Allah’a iman’ın hemen yanında yer alan en önemli unsurdur. Çünkü Allah’a iman, ilk kaynağa imanı ger­çekleştirir ki zaten bu kâinat Ondan sudur etmiştir. İşte Ahi­ret gününe iman etmek demek, kişiyi sonunda O varlığı bilmeye ve tanımaya götüren, onu gerçekleştiren hakikatin kendisidir.

İnsan iman meyvesini sadece ahirete iman ile devşire­mez. Meğerki inancını yakin derecesine yükseltebilsin. Çünkü bu yol hidayette olanların yoladur, takva sahiplerinin yoludur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Elif. Lam. Mim. O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. Onlar gabya inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce in­dirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanır­lar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.” (Bakara, 2/1–5)

Benim bu, Ahiret Günü isimli kitabımın okurlar tarafın­dan beğeni ve kabul görmesi,  beni bu konuda, bu işin ilk rük­­nünü, yani imanın rükünlerinden olan Allah’a iman konu­sunu yazmaya yöneltti. Çünkü Ahiret gününe imanı bilmek ve öğrenmek konusu, Allah’ı bilme ve tanıma konusundan daha az önemli olan bir mesele değildir. Allah’tan dileğim bu kitabımı yazmada bana yardımcı olması ve yakın bir gele­cekte onun okurlara sunulmasıdır. Çünkü insanlar bu gibi şeylere muhtaçtırlar, zira bunlar dinin aslı, esası ve özüdürler.

Benim kesin olarak bildiğim bir husus vardır ki o da, iman ile alakalı bu gibi konuların iyice anlaşılabilmesi için ikna edici bir usul ve metotla yazılmalı, çağın gereklerine de cevap vermelidir. Kalbi etkilemeli, insanın duyularını hare­kete geçirmelidir. Onu en yüce hedeflere, istenilen amaca ulaştırmalıdır. Ancak bu konuda eser yazacak olanlarda da bir takım şartların var olması gerekir. Gerçi benim böyle bir iddiam yok, ben bu şartları taşıyorum, demiyorum ama ol­ması gerekene işaret ediyorum. İstenilen amacın gerçekle­şebilmesi için bu şartlar mutlaka olmalıdır. Şöyle ki:

Birincisi: Yazacağı şeyler konusunda Allah için samimi ve ihlâs sahibi olmalıdır.

İkincisi: Ağır bir ifade ve üslup taşımamalı, kolay ve an­laşılır olmalıdır.

Üçüncüsü: Yazdıkları içten ve samimi olmalı, doğru ol­ma­lı ki, böylece içtenlikle ve inanarak yazdıklarını kalemi ara­cılığıyla aynen okuruna yansıtmalıdır.

Eğer yazdıkları içten değilse ve kendisi bundan etkilen­miyorsa, hiçbir kimsede herhangi bir duygu ve kıpırdama meydana getiremez. Çünkü iman bir zevk ve haz işidir. Nite­kim şöyle denmiştir:

Eğer kişide yoksa başkasına ne verebilir ki? Nitekim ima­nı kaybetmiş olan biri, başkasına onu veremez.

İmanın yeri kalptir, gönüldür, akıl değildir. Dolayısıyla kalp­ten çıkan bir şey kalbe etki eder, ancak dilden çıkan şey ise, kulağı bile geçemez.

Allah’ım! Senden kâmil bir iman, sadık manada bir ya­kin, kendinse hiçbir şaibe ve leke karışmamış, amelleri yok etmeyen bir ihlâs isterim, ey Celal ve İkram sahibi Rabbim!

Bu arada değerli ilim adamı Şeyh Safvet Saka beye, ki­tabımda geçen hadsileri tahric etmesi ve kaynaklarını gös­termesi konusundaki çabaları ve çalışması için teşekkür ede­rim. Allah onu, bu hayırlı çalışması nedeniyle ödüllendirsin.

Bu arada değerli okurlarımın dikkatini de bir noktaya çekmek isterim. Bu nokta kitabımın içeriğiyle ilgili olan bir husustur. Kuşkusuz inanç dediğimiz akide olayı öyle sıradan bir konu değildir. Bu açıdan mutlaka bunun sahih olan de­liller ile kanıtlanması gerekir. Bu öyle kesin bir delil olmalı ki, vürudu yani gelişi kesin olacak, konuya delaleti de mutlaka kesin olacaktır. B u da ancak Kur’an-ı Kerim ile ve bir de tevatür olan sünnet ile sabit olabilir.

Bilinmelidir ki ahiret gününe iman meselesi de aynı za­manda akidenin temel esaslarından biridir. Aslında ben, Ahiret Günü adını verdiğim eserimi sonarken, öncelikle ölüm olayı ile kabirdeki hallerinden başlayarak konuyu ele aldım. Kıyamet sahnelerini, cehennem ehlini ve onların azaplan­dırılma­larıyla ilgili durumlarını ele aldım. Aynı şekilde cennet ehlini, onların cennetteki nimetlerini, bütün bunları Kitap ve Sünnetten delillendirerek konuyu işledim.

Gerçi konuyla alakalı bir takım zayıf hadisler ve bir takım görüşler, eserler veya rivayet olunan kıssalar da görülecektir ama ben bunları sunarken sadece bir öğüt olsun, bundan bir ders çıkarılsın diye zikrettim ve bu arada söz konusu hadisin de zayıflığına işaret ettim. Kısaca tıpkı ilim adamlarının ve hadis bilginlerinin izledikleri yol gibi bir yol izledim. Örneğin hikâye olunduğuna veya rivayet olunduğuna göre temriz ifadesini kullandım. Yoksa ben bu türden olan hadisleri, ina­nılması farz olan akidenin sübutu için kullanmadım.

Öyle ki bu kitap bir vaaz ve İrşad, bir öğüt ve nasihat ki­tabıdır, kişileri uyaran, onlara ahiret hayatını hatırlatan bir kitaptır. Bu kitap gerçekten ahiretini unutana, o hayatı hatır­latacak, katı kalplere de bir ilaç olacaktır. Allah bunun Müs­lümanları faydalandırsın ve aymaz olanlara da bir hatırlat­mada bulunsun.

Bu kitaptan başka yoktur bir sermayem

Mağfiret sahibi Rabbim! Rahmetin umarım

Eğer edersen merhamet ki sen buna ehilsin

Yoksa bu kulcağız kimden umut var olan ey Kadir!

İlahi hatamı fazlınla bağışla, her şeyin

Ortaya serildiği günde görme kusurum

Dualarımızın sonunda Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd ederiz.

 

Abdulkadir Mutlakurtrahbavi

25. Şevval. 1398