Muhyiddin-i Arabi Hazretleri �ok rahats�z, bayg�n oldu�u bir an�nda m�nevi �lemde birisinin kendisini d��manlardan korudu�unu, sonra da "Ben Yasin Suresiyim" dedi�ini, kendisine gelince de ba��nda Yasin Suresi'nin okundu�unu s�yl�yor. B�ylece her surenin bir �ahs-� m�nev�si bulundu�u iddia ediliyor. �imdi, baz� M�sl�manlar�n, devaml� okuduklar� virdler ve tefsirler i�in de ayn� �eyleri s�yleyebilir miyiz? S�ylenebilir mi? Yoksa b�t�n bunlar bir his yan�lmas� m�?

Muhyiddin �bn-i Arab� gibi hakik�t b�n bir g�z, e�er bir �ey g�rd���n� s�yl�yorsa bu do�rudur, muhakkakt�r. Bizlerin hil�f-� v�ki beyanda bulunmas� ihtim�l d�hilinde olsa bile, Allah'a bu denli merbut bulunan ruh insanlar� i�in bunu d���nmek m�mk�n de�ildir. Evet, bizim gibi zay�f ve hakikata pamuk ipli�iyle ba�l� kimselerden ara-s�ra hilaf-� v�ki beyanlar sud�r edebilir. Fakat, Muhyiddin �bn-i Arab� gibi d�ima Rabbin azametini, mehabetini �st�nde hisseden ve her zaman kesret cehennemlerinin deh�etini ruhunda duyan, vahdet cennetlerinin b�y�leyici g�zellikleri kar��s�nda mest-u mahmur dola�an birisinin,Hak'tan hakik�ttan ayr�l�p hil�f-� vaki beyanlarda bulunmas�, muhaldir. Binaenaleyh, ne demi�lerse do�rudur. Ancak, s�yledikleri s�zler i�inde, Kur'�n ve hadisin m�te�abihat� oldu�u gibi, yani, bizler taraf�ndan as�l maksad�n�n anla��lmas� imk�ns�z veya �ok zor bir k�s�m beyanlar bulundu�u gibi, m�n�s�n� hi� anlayamad���m�z ifadeler de bulunmaktad�r. Mesel�, Kur'�n-� Kerim "Allah'�n eli onlar�n ellerinin �zerindedir" (Fetih 24) buyuruyor. �imdi bu kelimeleri hakikat�na hamletmek -ha�a- Allah'a bizim ellerimiz gibi el isnat etme manas�na gelece�inden, selef: "Allah" a el, y�z, ayak gibi isnat edilen kelimeler hem Kur'�n'da, hem de s�nnette vard�r ama; bunlar�n, hakikatlar�n� sadece Allah bilir"demi�ler... Sonradan gelen �lem� (halef) ise, tecsim, te�bih gibi meselelere kap� a�ar endi�esiyle bu kelimeleri uygun �ekilde te'vil etmi�lerdir. Mesel�, "yed"i kudretle, "vech"i de z�tla tevil etmi�lerdir.

Sonraki �leman�n bu mevzuda g�sterdikleri endi�e ve hassasiyet yerindeydi. Zir�, M�sl�manlar sahabe d�nemindeki gibi art�k saf de�illerdi. Az dahi olsa, te�bihci ve tecsimci felsefeyle tan��m�� ve yara alm��lard�. Bu kelimelerin oldu�u gibi b�rak�lmas�nda, su-i niyetli kimselere, su-i istim�l kap�s� a��labilirdi. Bu itibarla onlar�, "muhkemat"la tesbit edilen hakikatlara irca etmekte zaruret vard�. Vak�a, bug�n dahi, Kur'an'�n bu t�rl� m�te��bihi, ya ilm-i il�h�ye havale edilir, veya halefin yapt��� gibi tefsire tabi tutulur.

Kur'�n'da bu t�rl�, anla��lmayan veya te'vil isteyen kelime ve c�mleler oldu�u gibi, Efendimiz'in (sav) beyan�nda da m�te��bih�t g�r�yoruz. Mesel� Tirmizi'nin rivayet etti�i bir hadiste buyuruyorlar ki: "Allah elini benim g��s�me koydu ve bana dedi ki: `Y� Muhammed, Mele-i �l�'n�n s�kinleri neyin m�talaa ve m�zakeresini yap�yorlar?...' O esnada ben O'nun elinin so�uklu�unu g��s�m�n �zerinde hissettim..." Bu da bir m�te��bihdir ve halefe g�re, Cen�b-� Hakk'�n rahmetiyle rezonans olma, B�t�n� hakikatlara tam uyanma; g�klerin s�rlar�na, e�y�n�n hakikat�na vak�f olma �eklinde te'vil edilir ki, hadisin sonu da bunu te'yid eder mahiyettedir.

Bu hadiste oldu�u gibi, daha pek �ok yerde, Efendimiz'in (sav) beyanlar� i�inde, d�z m�n� ile i�in i�inden ��kamayaca��m�z bir hayli m�te��bih g�stermek m�mk�nd�r. Ancak as�l mevzumuz bu olmad��� i�in, bu kadar�yla yetinmek istiyoruz...

Muhyiddin �bn-i Arabi gibi zevat�n da s�zlerinde m�te��bih�t vard�r. Y�sin S�re-i Celilesi'nin temess�l edip ba��nda durmas�, oldu�u gibi de kabul edilebilir, m�te��bih de say�labilir.

Temess�l ve mis�l� levhalar, Muhyiddin �bn-i Arab� hazretleri gibi, �mam-� Rabban� hazretleri ve "H�ccetullah�lbali�a" sahibi �ah Veliyullah Dehlev� hazretleri taraf�ndan kabul g�r�p s�k s�k ba�vurulan bir mevzu ve bir ger�ektir. Temess�l, Kur'�n-� Ker�m'de:

" Melek Meryem validemizin yan�na gelince m�st�kim, g�rkemli bir erkek suretinden temess�l etti" (Meryem -17) ayetiyle ele al�n�r ve anlat�l�r. Melek, Allah'�n nurdan yaratt��� bir varl�kt�r. Kendi �eklinde g�r�nd���, g�r�nebildi�i gibi ba�ka �ekillerde de g�r�nebilir. Onun, as�l �eklinin d���ndaki b�t�n g�r�nme �ekillerine "temess�l "diyoruz. Yani belli bir h�le ait, belli bir z�t�n belli bir keyfiyetini veya Cenab-� Hakk'�n icraat�na ait herhangi bir �eyi temsil ediyor demektir. Mesel�, yerinde Efendimiz (sav)'e vahyi getirmeye has bir keyfiyetle geliyor ve o vazifede bir hakikat� temsil ediyor. Yerinde bir muharibi temsil ediyor. Mesel�, Ahzab vakas�ndan sonra Efendimiz (sav) Beni Kurayza'ya gidece�i zaman, Cebrail (as) bir muharip k�yafetinde gelmi�ti. �st� ba�� toz toprak i�indeydi. Bu vak'a m�nasebetiyle Ay�e validemiz diyor ki, s�treyi s�y�rd�m; Efendimiz�n (sav) yan�nda birisi vard� ve Efendimiz'le (sav) konu�uyordu. Diyordu ki: "Ya Muhammed, siz z�rhlar�n�z�, mihverlerinizi ��kard�n�z m�? Biz melekler tayfas� hen�z ��karmad�k. Namaz falan yerde k�l�nacak... " Bir ba�ka sefer, D�hye s�retinde gelmi� ve Efendimiz (sav)'e vahyi getirmi�ti... Bunun gibi; melek hangi vazife ile Efendimiz (sav)'in huzuruna gelirse o vazifenin keyfiyetine g�re temess�l ederdi. �ayet, ba�kalar�n�n ba��na ate� sa�acaksa, ona g�re bir keyfiyet ve bir �ekil al�rd�...

Melekler, Allah'�n emri ve izniyle ba�ka ba�ka �ekil ve suretler ald�klar� gibi, ruh�niler, cinler, �eytanlar; e�yan�n ruhundaki kanunlar, m�n�lar.. Kur'�nlar, dualar, tesbihler hepsi Allah'�n izniyle temess�l edebilir. �nsan�n r�yalar�na akseden �eylerin b�t�n�, bu temess�lattan ibarettir.

Mesel� siz r�yan�zda bir elma g�r�rs�n�z. Bu elma �lem-i m�n� ve �lem-i misalde bir hakikat� temsil eder. Elma, tatl� s�ze de del�let eder. Mesel�, elma g�ren bir insan, yar�n tatl� s�z konu�acak ve birinin g�nl�n� alacak demektir...

Ancak, Kur'�n ve S�nnet ����� alt�nda, m�lhem g�n�llerin bu t�rl� �eylerden bahsetmelerinde bir mahzur olmasa bile, hakikata kapal� ruhlar�n b�yle �eylerden bahsetmeleri, katiyyen do�ru de�ildir. Bunu bir vak'a ile te'yid etmek istiyorum. Ge�ende bir arkada�: "Falan�n evine, falan b�y�k zat u�arak gelmi�, evden i�eriye girmi�, Ve sonra da ��k�p gitmi�.. " dedi. Tabii b�yle g�zel g�r�n�ml� bir r�yadan herkes memnun, r�yay� g�ren de, r�yan�n, i�inde cereyan etti�i ev halk� da... ��nk� ba�lar�na devlet ku�u konmu� gibi bir iltifat san�yorlard� bu r�yay�. Derken orada bulunan bir zat �rperdi ve dedi ki.: "O, cenazeye delalet eder. Bu daire i�inde m�him zatlardan birisi �lecek demektir. " Aradan az bir zaman ge�mi�ti ki, gelip dediler. "Arkada�lar�m�zdan falan k�ymetli z�t, hi� beklenmedik bir anda, z�hiri esbab a��s�ndan yanl�� bir i�ne ile birdenbire vef�t etti... " Demek ki, mis�l alemine ait, tablolar�n umum� g�zelliklerinin yan�nda belki ondan da evvel, sembollerin ne m�n�ya geldi�ini anlamak ve ona g�re ��zmek icab edecek...

Kur'�n, dua ve m�nacatlar da b�yle de�i�ik �ekillerde temess�l edebilir. Bazan bir dua, Kur�n'dan bir s�re, sahabiden �seyd bin Hudayr'a oldu�u gibi, bir bulut, bir bu�u �eklinde temess�l edip g�r�lebilir ki, Muhyiddin �bn-i Arab� hazretlerinin m��ahede etti�i �ey de i�te b�yle, duadan, senadan, evraddan, ezkardan temess�l etmi� bir �eydir...

Bu mevzuda ikinci bir husus da �udur: Her hakikata her �e'ne, her zikre, her fikre, m�ekkel bir mel�ike vard�r; bizim evrad-u ezkar�m�z�,Cenab-� Hakk'a intik�l ettirmek i�in o i�e nezaret eder. Y�sin-i �erif'i intikal ettirmede de �yle vazifeli bir melek vard�r ve o, Y�sin'in muhtevas�na g�re bir �ekildedir. Adet� Y�sin o mele�in �em�lini �izmektedir. Y�sin i�in bir �ekil d���nebilirsiniz , ki d���nmek biraz zor, hatta �oklar� i�in imk�ns�zd�r. Bunu m�mk�n g�rsek de, bu ancak �lem-i mis�le muttali olanlar i�in m�mk�nd�r. ��te, bilenlerin bilece�i, bizim bilemeyece�imiz bir surette, Y�sin'i temsil eden melek; Yasin'in mis�l� hakikat�na uygun temess�l eder. Bir ba�ka melekte Amme s�re-i celilesini temsil eder. B�ylece, surelerin temess�l edip belli bir �ekilde ortaya ��kmas�, �ok l�zumlu bir anda bize y�r-� vef�d�r olmas� m�mk�n olabilece�i gibi, ayn� zamanda o s�reye nezaret eden mele�in g�r�nmesi de m�mk�nd�r.

Sahih Hadis-i �eriflerde rivayet edilmi�tir ki: "M�'min, kabrine kondu�u zamanda ba��n�n ucunda g�zel y�zl� bir ki�i g�r�n�r. " Adam ona der ki: "Sen nesin?" O da: "Ben senin amelinim. K�yamete kadar sana y�r-� vef�dar ve en�sim... " Keza.. k�t� bir insan da kabre kondu�u zaman ba��n�n ucunda, habis, �irkin ve manzaras� cehennem azab�n� tadd�racak bir insan beliriverir. Adam ona sorar: "Sen nesin?" O da: "Ben senin k�t� amelinim. K�yamete kadar senin vef�s�z yar�n ve dostunum..." Tabirlerde tasarrufla, meseleyi takdimde farkl� s�zler s�ylemi� olabilirim; ama, meselenin hakikat� aynen Efendimiz (sav)'in ifade buyurduklar� gibidir. Demek ki, amel de temess�l ediyor. Hatta denebilir ki cennette �e�it �e�it nimetlerin inki�af�, m�'minin, ameline ba�l�d�r: Binaenaleyh, Ehl-i S�nnet vel'Cemaat�n g�r���ne g�re, Cennet mevcuttur. Cenneti inkar etmek Ehl-i S�nnet vel-Cemaat daire-i kudsiyesinden d��ar�ya ��kmak demektir. Ancak, cennetin, bir �ekirde�in bir a�a� haline gelmesi gibi, geli�ip inki�af etmesi, m�minlerin amellerine ba�l�d�r. Ameller devam ettik�e de o, inki��f edecektir. O halde denebilir ki, her bir m�'minin cenneti, hen�z kendisi hakk�nda tam, inki�af etmemi�, bir k�s�m dal� buda�� hen�z tamamlanmam��.. M�min, namaz�yla, orucuyla, hacc�yla, zekat�yla M�sl�manl�kta sadakatiyle o cennete yeni yeni buutlar, renkler kazand�racak, revn�kdarl���n� artt�racak, nihayet, ha�r-u ne�rolup �hirete gitti�i zaman onu tam inki��f etmi� olarak bulacakt�r. Bunun gibi, insan�n amelleri de cennetlerde temess�l edecek ve m�'min onlardan istif�de edecektir. Bu hususu if�de i�in, Ehlullah'dan bir zat: "Burada bir s�bh�nallah der, orada bir meyve-i Cennet yersin ". buyurur. Evet burada bir elhamd�lillah der, orada Allah'�n nimetlerinden istifade edersin. Binaenaleyh her amel, orada de�i�ik �ekilde insan�n istifadesine takdim edilecektir ki, biz bunlar�n. hepsine temess�l diyoruz.

Baz� M�sl�manlar�n devaml� olarak okuduklar� evrad da b�yle temess�l edebilir. Veya o evrad, bir melek taraf�ndan Cenab-� Hakk'a takdim edilirken, o melek ona nez�ret eder. Sanki o melek, okunan evrad� temsil ediyor gibi olur. Hz. Muhyiddin gibi kimselerin g�z�ne g�r�nen de i�te odur. Sahabe-i Kiram ve daha ba�kalar�na da, Kur'�n-� Kerim okuduklar� zaman b�yle sekine inmi� ve onlara g�r�nm��t�...

Ez-c�mle, hitam-� misk olsun diye, �seyd �bn-i Hudayr'la alakal� bir husus arz edece�im: "Efendimize geliyor, tela� ve heyecan i�inde:

- Y� Res�l�llah,.ak�am Kur'�n-� Kerim okuyordum. Yan�mda da at�m vard�. �ocukta ata yak�n bir yerde duruyordu: Birden bire at ki�nedi, co�tu, �ahland�. �ocu�u �i�neyecek diye, Kur'�n-i Kerim-i kesdim. Ben Kur'�n-� kesince de at durdu. Ben okumaya ba�lay�nca, sanki bir �eyler g�r�yor gibi o da serke�le�iyordu. Ben Kur'�n-� b�rak�nca yine duruyordu. Sonra ba��m�, kald�rd�m bakt�m. Bizi bir bulut sarm��t�. Ben Kur'�n okuduk�a o yakla��yordu. Ben Kur'an'� kesince de o bizden uzakla��yordu."Efendimiz buyurdular ki: "- �ayet sabaha kadar Kur'�n okusayd�n, oda sizi sarmaya devam edecekti. O, sekineydi?" Kur'�n-� Kerim'de de bir ka� yerde ge�en bu "sekine" tabiri, ister g�n�llere Allah'tan gelen bir itminan, isterse meleklerin. d���nda insan�n ruhuna istikrar kazand�ran ve O'nun kuvve-i maneviyesini takviye eden ruh-�l Kud�s, isterse, do�rudan do�ruya, z�t-� Uluhiyetin tecellisi olsun; al� k�lli h�l, bir k�s�m evrad-� ezkar ve Kur'an'a kar�� b�yle bir tevecc�h�n oldu�una em�re, i�aret ve delil demektir.

Her �eyin do�rusunu Allah bilir.