S�dd�kiyet mertebesinin �ehidlik mertebesinden �st�n olmas�n�n s�rr� ve hikmeti nedir?

S�dd�k, tasdik eden, do�rulayan ve do�ru olan insan demektir. �ehid ise, haz�r olan man�s�na gelir ki, herhalde, ruh�niyetiyle burada, Cenab-� Hakk (cc) '�n huzurunda ve ayn� zamanda d�nyev� hayat �artlar�na �ok yak�n bir hayat i�inde haz�r bulunmas�ndan �t�r� ona bu kelime isim olarak verilmi�tir. Ve her iki mertebe de Cen�b-� Hakk (cc) '�n en b�y�k l�tuflar�ndand�r.

�teden beri inanan insanlar �deta bu iki mertebe i�in birbirleriyle yar�� yapm��lard�r. Zaman zaman �ehidlik mertebesine ula�an �ok insan olmu�tur. Bilhassa Sah�be devrinde pek �ok �ehid verilmi�tir. Hatta d�rt b�y�k halifeden ��� �ehid, biri de s�dd�kiyet mertebesinin �zam derecesini tutmaktad�r.

Biz �nce bu mevz�daki nisbet ve iz�feti anlatal�m; sonra da g�n�llerde bu iki mertebeye kar�� bir i�tiyak uyar�lmas� bak�m�ndan onlar�n hususiyetlerinden bahsedelim.

Her insan seviyesine g�re bir bak�ma s�d�k ve s�dd�ktir. Ve bir�ok �l�m �e�idi var ki, had�slerde zikredilen keyfiyetleriyle insana �ehidlik kazand�r�r. Fakat bu iki mertebenin de bir en y�ksek ve kusv� derecesi vard�r ki, sanki oras� s�n�r ta�� gibidir ve daha ileriye gidilmesi de m�mk�n de�ildir.. ��nk�, onlar�n �tesinde n�b�vvet vard�r.

Bir a�ac�n �ekirdekten meyveye kadar dereceleri oldu�u gibi, �m�n�n da �yle farkl� mertebeleri vard�r ve bu mertebeler aras�nda, �nemli derece atlamalar� g�steren sad�kat ve �eh�det de ehemmiyetli ayr� buudlar te�kil etmektedir.

�sl�m'� dil ile ikrar, kalb ile tasdik eden her insan bir bak�ma s�dd�kiyet kap�s�ndan girmi� say�l�r. Zir� ortada bir tasdik s�z konusudur. Bu kap�dan girenlerin aras�nda bulunman�n dahi insana kazand�raca�� b�y�k bahtiyarl�klar vard�r. Onun i�indir ki, Buh�ri ve M�slim'deki bir hadiste, Efendimiz (sav) bizlere ��yle bir h�dise naklederler: Cen�b-� Hakk (cc) '�n, yery�z�n� dola�an, "Tavv�f�n" melekleri vard�r. Bunlar zikr meclislerini dola��rlar. (Zikir denince sadece tesbihle Rabb'imizi zikretmeyi anlamamal�y�z. Ul�hiyet ve Rub�biyete ait meselelerin m�z�kere edildi�i, kulluk ad�na derinlemesine tefekk�r�n yap�ld��� ve daima b�yle meselelerin konu�uldu�u yerler de birer zikir meclisleridir. Hatta buralarda hem zikir vard�r hem tefekk�r, hem de ��k�r. Dolay�s�yla, zikir meclislerini �ok geni� anlamda kabul etmeliyiz.) ��te melekler, bu man�da zikir meclislerini dola��rlar. Sonra da Cen�b-� Hakk (cc) '�n huzuruna ��karlar. O her �eyi bilmesine ra�men meleklerine sorar:

-Kullar�m ne yap�yorlard�?

-Ya Rabb, Seni tesbih, tahmid ve temcid ediyorlard�. (Yani S�bhanallah, Elhamd�lillah ve Allahu ekber, diyorlard�. Onlar Senin kusursuzlu�unu ve noksan s�fatlardan m�nezzeh oldu�unu d���n�nce, kalp ve g�n�lleri dolu dolu S�bhanallah; tepeden t�rna�a, onlar�, n�metlerinle perverde etmene mukabil Elhamd�lillah.. �f�k� ve enf�s� delillerle azamet ve kibriyan� m���hede ettiklerinde ise hayret ve hayranl�kla "Allahu ekber" diyor ve zikrediyorlar.)

-Peki onlar Beni g�rd�ler mi?

-Hay�r, Ya Rabb, g�rmediler.

-Ya g�rselerdi!..

-Yani, o zaman delicesine ve en �iddetli i�tiyakla bunlar� s�yleyeceklerdi.

-Kullar�m ne istiyorlar?

-Cennetini istiyorlar.

-Onlar Benim cennetimi g�rd�ler mi?

-Hay�r, g�rmediler.

-Ya g�rselerdi!..

-Evet, g�rselerdi �ok daha �iddetli bir �ekilde isterlerdi.

-Onlar� hangi �eyden korumam� istiyorlar?

-Cehenneminden.

-Onlar cehennemi g�rd�ler mi?

-Hay�r, g�rmediler.

-Ya g�rselerdi?

-Tabii, �iddetle ondan ka�ar ve korunmak i�in �ok daha fazla yalvar�rlard�.

-Meleklerim, sizler de ��hid olun, Ben onlar�n hepsini affettim.

Meleklerden biri dayanamaz ve sorar:

-Ya Rabbi, onlar aras�nda birisi daha vard� ki, o, bu meclise ba�ka bir i� i�in gelmi�ti; niyeti zikir de�ildi. Cen�b-� Hakk (cc) ferman eder:

-Onlar bir topluluktur, onlarla oturan mahrum b�rak�lmaz..!

��te kelime-i tevhid ile �sl�m'a girmi� bir insan, derece ve mertebesi ne olursa olsun bir cemaatin i�ine girmi� demektir. Dolay�s�yla bu da bir s�dd�kiyettir. �miy�ne dahi olsa bunda da bir sad�kat, bir ba�lanma s�z konusudur. Fakat bir de bunun kusv�s�, en �st derecesi vard�r ki oray� Hz. Ebu Bekir (r.a.) tutmu�tur. Bu man�da O'na "s�dd�k" denmesine sebep olarak, ��yle bir h�dise nakledilir:

Efendimiz (sav) Mir�� h�disesini anlat�nca, Mekke m��rikleri ko�arak Ebu Bekir'in yan�na geldiler:

-Duydun mu, dediler arkada��n neler s�yl�yor?

Sordu:

-Ne s�yledi?

-Mescid-i Aks�'ya gitti�ini ve g��e ��kt���n� s�yl�yor.

-Bunu O mu s�yl�yor?

-Evet, bizzat kendinden duyduk.

-O zaman do�rudur. Hem bunlar da bir �ey mi? Ben O'nun sabah ak�am bizzat Cen�b-� Hakk (cc)'la konu�tu�una inan�yorum.

��te bu s�z �zerine m�'minler ona S�dd�k (menendi olmayan) tasdik�i demeye ba�lad�lar.

Mir�c'tan d�nerken Allah Ras�l�, Cibril'e sorar:

-Kavmim beni yine yalanlayacak. Benim mir�c�m� kim tasdik eder?

Cibril cevab verir:

-Ebu Bekir tasdik eder. Evet ��nk� o, �oktan s�dd�ktir.

O, b�y�k dav�n�n b�y�k tasdik�isidir. S�dd�kiyette �yle bir dereceye varm��t�r ki, art�k oras� s�n�r ta��d�r. O s�n�rdan sonra peygamberlik ba�lamaktad�r. Her m�'min de, imandaki derecesine g�re Hz. Ebu Bekir'in arkas�nda yerini alacakt�r. Bu da "�lmel yak�n"den "aynel yak�n"e, oradan da "hakkal yak�n"e s��ramakla m�mk�n olacakt�r ki, im�n� mes'eleleri, �y�t-� tekviniyeyi m�t�laa etmek de oralara ula�maya vesilelerden biridir.

Yukar�da da i�aret etti�imiz gibi, �ehidlik de derece derecedir. Bir yerde bina y�k�l�r, alt�nda kal�p �lenlerden, m�'min olanlar �ehid olurlar. D�ny�da onlara �ehid mu�melesi yap�lmaz ama, onlar yine de �ehiddir ve �hirette �efaat edecekler aras�nda onlar da vard�r. Veb�dan, taundan, kar�n a�r�s�ndan ve bunlara benzer hastal�klardan �lenler de ayn� kategoride m�talaa edilmektedirler. Ayr�ca had�ste say�lanlar aras�nda bir de suda bo�ulmak s�retiyle �lenlerden bahsedilmekte ve onlar�n da �ehid olaca�� s�ylenmektedir. B�t�n bunlar insan� �ehidli�in baz� mertebelerine ��kar�r; ancak, bir �ehidlik daha vard�r ki, ona sadece, Rabb'imizin y�ce ad�n�n ufkumuzda bayrakla�mas� i�in can�n� adayanlar aday olabilirler. Hatta gece-g�nd�z dinin i'l�s� i�in �al��an ve samimi bir g�n�lle �ehidlik talep eden bir insan, rahat d��e�inde dahi �lse, �ehid kabul edilir, buna d�ir riv�yetler pek �oktur.

�yle zannediyorum ki, �ehidlik mertebesinin kusv�s�n� da f�r�kiyetiyle beraber Hz. �mer (ra) tutmaktad�r. Evet, bu i�in doru�unda o vard�r. Zaten hayat� boyunca hep bunu talep etmi� ve nasip olmaz diye de hep g�zya�� d�km��t�r. Hz. Ebu Bekir'in vefat�ndan sonra b�t�n hutbeleri Hz. �mer veriyordu. Ve bazan hutbelerinde bu inkisar�n� dile getiriyordu.

�mer (r.a.)'�n hutbeleri her biri kendi ba��na bir h�dise olacak �aptayd�. Hatta �mmetin all�mesi, Allah Ras�l�'n�n "Allah'�m (cc) onu dinde fak�h k�l ve ona te'vili ��ret" diye dua etti�i Abdullah b. Abbas (r.a.), kendisi Mekke'de olsa ve Hz. �mer'in Medine'de hutbe verece�ini duysa her i�i b�rak�r ve o hutbeyi dinlemeye gelirdi. Zaten hutbelerinin �o�u dinleyenlerce yaz�ya ge�iriliyordu ki, bug�n elimizde Hz. �mer'in pek �ok hutbesi bulunmaktad�r. Ulem� ve fakihler her biri kendine g�re onun konu�malar�ndan not al�r ve s�ylenenleri birer kanun ve birer prensip kabul ederlerdi.

��te o hutbelerinden birinde, �nce Peygamberli�i anlatt�. Efendimiz (sav)'i evsaf-� �liyesiyle y�detti. Sonra da tatl� bir reveransla Allah Ras�l�'n�n m�barek merkadine d�nd� ve "Ey bu kabrin sahibi ne mutlu Sana!" dedi. Ard�ndan s�dd�kiyete ge�ti. O mevzunun da ince bir tahlilini yapt� sonra da Hz. Ebu Bekir'in kabrine d�nerek ona da ayn� eda ve ayn� tonda "Sana da ne mutlu ey �u kabrin sahibi!" dedi. S�ra �ehitli�e gelmi�ti. Onu da anlatt�. Daha sonra kendine d�nd�: "Nerede �ehidlik nerede sen Ya �mer!" dedi. Ancak bu i�in havf taraf�yd�. Bir de rec� taraf� olmal�yd�. ��te bu m�l�haza ile de �unlar� s�yl�yordu: Sana iman� nasip eden, seni hicretle �ereflendiren Allah (cc); �midini kesme, sana �ehitli�i de l�tfeder...

Evet, biz de kendi n�m�m�za isteyebiliriz. ��nk� Cen�b-� Hakk (cc) o engin keremiyle verirken, liyakata de�il ihtiyaca bakar. Biz muhta� oldu�umuzu O'nun derg�h�n�n kap�s�n� �alarak g�sterdikten sonra, O'nun, hi� kimseyi kap�s�ndan geri �evirdi�i g�r�lmemi�tir. Elbette bize de istedi�imizi verecektir...

Evet, Hz. �mer i�tiyakla �ehitli�i talep etti. Cen�b-� Hakk (cc)'da ona bunu en y�ksek �ekliyle nasip buyurdu. Bir �ranl� ate� gedenin eliyle �ehid oldu.

Vakit sabah namaz�yd�. �mer mihrapta bulunuyordu. Ve tam secdeye varm��t� ki, hain bir han�er s�nesine sapland�. �imdi b�t�n bu merh�leleri b�t�n�yle tablola�t�rmaya �al���n�z:

Evvela, �ok �iddetli bir talep ve arzu; sonra bir namaz ki o Hz. �mer'in namaz�d�r. �ok kere, h��k�r�klara bo�uldu�undan okudu�unu duyurmaz olurdu. Ayaklar�n�n ba�� ��z�l�p namazda y�k�ld��� az de�ildi. Ve i�te b�yle bir namaz�n bir de secdesini d���n�n. Kulun Allah (cc)'a en yak�n oldu�u; ve Rabbisine yakla�mas�n�n son s�n�r�na var�ld��� bir �n� tahayy�l etmeye �al���n. B�t�n �artlar�n tamamland��� ve bir insan�n en y�kse�e ��kmas� i�in gerekli olan b�t�n sebeplerin topland��� bu anda, bir han�er darbesi onun, �ehitli�i zirvede yakalamas�na yetiyordu. Cenab-� Hakk (cc) "Secde et ve yakla�" demi�ti. �mer secde etmi� ve peygamber olmayan bir insan�n ne kadar yakla�mas� m�mk�nse o kadar yakla�m��t�. Bunun bir ad�m �tesinde Peygamberlik ba�l�yordu. Asl�nda buna i�aret eden de yine Allah Res�l�yd�: "Benden sonra peygamber gelecek olsayd� �mer olurdu" s�zleri bu kudsi ku�a�a i�aret olsa gerek.

Hz. �mer'in ihraz etti�i bu son makam�n alt�ndan ba�layarak a�a��ya do�ru inen daha pek �ok �ehidlik mertebeleri vard�r ki, Bedir'de �ehid d��enler, Uhud'ta �ehid olanlar, M�te'de Rabb'e kavu�anlar ve �anakkale'den Tarablusgarb'a, oradan Afganistan'da Moskofa kar�� kavga verirken �ehid d��en M�cahitlere ve nihayet g�n�m�zde h�l� devam eden Filistinli M�sl�manlar�n zalim Yahudi'ye kar�� sava��rken �len �ehidlerine kadar birer birer hepsini bu derecelerden birine dahil edebiliriz.

Di�er taraftan, d�rt b�y�k Halifeden Hz. Osman ve Hz. Ali de �ehid olmu�tur. Birisi Kur'�n okurken, di�eri ise mescide giderken. Aralar�ndaki fark�, i�inde bulunduklar� son durumla da de�erlendirmek m�mk�nd�r. Bir bak�ma Hz. Ebu Bekir de �ehid olmu�tur; derler ki: Hayber'de ald��� zehir tedricen, v�cuduna da��lm�� ve ondan dolay� vefat etmi�tir. Hem ona ne gerek var; o hassas ve incelerden ince insan, Allah (cc) Res�l�n�n ayr�l���na daha fazla tahamm�l edemedi.. ayr�l�k ate�i onu yedi bitirdi. Bu y�n�yle de o �ehidlik mertebesini elde etti. Ancak onun zirve noktas� s�dd�kiyetiydi. Nitekim Hz. Ali de kendi hususi durumu �tibariyle kimsenin onunla boy �l���emeyece�i kadar b�y�kt�. Ehl-i Beyti o temsil ediyordu ve bu hususi faz�lette Hz. Ali hepsinden b�y�kt�. Fakat umumi faz�let s�z konusu olunca birincilik Hz. Ebu Bekir'e ikincilik de Hz. �mer'e aitti.

�ehidin �ehidlere, s�dd�kin de s�dd�klere el uzat�p �efaat edece�ine dair mevsuk bir �ey bilmemekle beraber kalbime yatan odur ki b�yle olmal�d�r. Daha sonra da onlar kendi yak�nlar�na ve tan�d�klar�na el uzatacaklard�r. Her iki mertebeyi elinde tutanlara ise, �mit edilir ki, el uzatan, do�rudan do�ruya Ras�l-� Ekrem aleyhissel�m olsun!

Bu mertebelere dair esrara gelince, onlar� anlatmak benim iktidar�m�n d���ndad�r. Zira o mertebenin zirvesini yakalayanlar, ne benim anlatabilece�im ne de ba�kas�n�n anlayabilece�i insanlard�r!.

S�dd�kiyetin her mertebesi �ehidli�in her mertebesinden �st�n de�ildir. �st�nl�k en u� noktalara aittir. ��nk� bunlardan birincisi Hz. Ebu Bekir olmak, di�eri ise Hz. �mer olmak, demektir.

Burada yanl�� anlamaya meydan vermemek i�in, ��yle bir tavzih de yarar g�r�yoruz; Hz. Ebu Bekir bizim anlay���m�za g�re hem �ehiddir, hem de s�dd�ktir; fakat �ehidlik bak�m�ndan �st�nl�k Hz. �mer'e, s�dd�kiyet bak�m�ndan b�y�kl�k ise Hz. Ebu Bekir'e aittir. Ayn� �ekilde Hz. �mer de hem s�dd�ktir hem de �ehiddir. Ancak s�dd�kiyeti Hz. Ebu Bekir'den geri, �ehitli�i ise ileridir. Mutlak fazilete gelince onu yukar�da da s�yledik: Hz. Ebu Bekir mutlak faz�lette, Nebilerden sonra zirve insand�r.