Edep nedir? Edepli olmak ne demektir?

Edep, Arap�a bir kelime olup T�rk�e kar��l��� sayg�d�r. Ancak, o da terbiye man�s�na art�k T�rk�e'ye m�l olmu� kelimelerden biridir.

Edep, dine ait prensipler sayesinde ruhta kazan�lan ikinci bir f�trat veya daha geni� man�s�yla ruhun dinle b�t�nle�erek istikrar kazanmas�d�r. Ne var ki her din, insan� edebli k�lmaz, �sl�m edebli k�lar. Asl�nda biz din deyince hemen �sl�m Dini'ni kastederiz.

Edep, ayn� zamanda ihsan mertebesine ermenin de ad�d�r. Yani b�t�n i� ve m�kellefiyetlerimizi Allah (cc) g�r�yor �l��s� alt�nda yapmak ve davran��lar�m�zda Allah'� g�r�yor gibi davranmak; bu da edebte bir ihsan �uurudur.

Daha hus�si man�da edep, Efendimiz'in (sav), farz ve vacibin d���ndaki davran�� ve hareketlerine aynen ittiba ve ya�ant�y� O'nun hayat�na g�re ayarlama ameliyesidir.

Eskiler, b�t�n bu man�lar� kastederek edep hakk�nda nice cevher gibi s�zler s�ylemi�lerdir:

Edebtir ki�inin daim libas� / Edebsiz insan �ryana benzer.

"Edep insan i�in bir urba, bir elbisedir. edebli olmayan ise, ��plak demektir."

Edep bir t�� imi� N�r-� Hud�'dan / Giy ol t�c� emin ol her bel�dan.

"Edep, bir t�c d�r. O t�c� giyen her bel�dan kurtulur. Sen de bel�lardan emin olmak, kurtulmak istiyorsan daima edebli olmaya �al��mal�s�n."

Edep ehl-i ilimden h�li olmaz / Edebsiz ilim okuyan �lim olmaz.

"Edep varsa ilim de var demektir. Fakat edebsiz bir insan k�t�phaneler yutsa yine �lim say�lamaz. ��nk� Yunus'un dedi�i gibi:

�lim ilim bilmektir / �lim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumakt�r.

Kendini ke�fedip tan�yamam��san, okudu�un ilimlerden sana ne fayda!"

Edebi son �ekliyle temsil eden Allah Ras�l�'d�r (sav). �ster meseleyi terbiye man�s�na ele alal�m, isterse s�z s�yleme g�c� ve iktidar� man�s�na; netice de�i�mez ve Efendimiz (sav) hep zirvededir.

Hz. Ebu Bekir (ra) Allah Ras�l�'ne (sav) sorar:

-Ey Allah'�n Ras�l�. Seni b�yle kim edeblendirdi? Cevab verir:

-Beni Rabb'im edeblendirdi ve g�zel terbiye etti!..

Hz. Ebu Bekrin k�z� ve Efendimiz'in zevcesi, hepimizin de k�yamete ve oradan da ebede kadar anas� Hz. Ai�e (ra) validemize sorulur:

-Allah Ras�l�'n�n ahl�k� nas�ld�?

-Siz hi� Kur'�n okumad�n�z m�?

"Okuduk" derler.

Cevap verir:

-O'nun ahl�k� Kur�n'd�.

��te M�rebb�si Allah olan Efendimiz (sav), b�yle edebin ufuk noktas�ndad�r. Demek ki edep ��renmek isteyen O'na bakmal� ve O endam aynas�nda edebi kendi k�metine uygun �ekilde seyretmelidir.

Cenab-� Hakk O'nu b�t�n insanlara �rnek olacak bir edeble yaratm��, �ylece edeblendirmi� ve terbiyeli k�lm��t�r. Yoksa Peygamberlik gibi bir y�k�n alt�ndan nas�l kalkabilirdi... E�er bu terbiye olmasayd� ve muhal farz O'ndan da, bizim gibi hatalar meydana gelseydi.. bunlar O'na m�nhas�r kalmayacak; O'nun en k���k hatas� milyarlarca insana aksedecekti. Onun i�indir ki, Rabbi, O'nu hususi bir terbiye ile terbiye etmi� ve bizler i�in mis�l k�lm��t�.

Peygamber olmadan �nceydi. K�be tamir ediliyor ve Allah Ras�l� (sav) de bu i�te fiilen �al���yordu. Zaten O b�t�n �mr� boyunca hep hayr�n ve hay�rl� i�lerin yan�nda olmu�tu. Amcas� Hz. Abbas (ra), ete�ini omuzuna atm�� ve ta��n omuzunu zedelemesine m�ni olmaya �al��m��t�. Allah Ras�l�'n�n (sav) omuzu ise iyice zedelenmi�ti. Hz. Abbas (ra) kendi yapt���n� Allah Rasul�'ne (sav) de tavsiye etti. Halbuki mahrem yerlerinden bir k�sm� b�yle yap�l�nca a��lacakt�. Bu tavsiyeye uyan Allah Rasul� (sav) ete�ini kald�r�r kald�rmaz, birden g�z�ne melek g�r�nd�. Deh�etinden yere d��t�. Bir daha da g�r�lmesi uygun olmayan yerlerini hayat� boyunca a�mad�. ��te O, ta i�in ba��nda b�yle bir teminat alt�ndayd�...

"Hayat�mda," diyor Allah Ras�l� (sav), "iki defa d���ne gitmeye niyetlendim. �kisinde de �zerime �yle bir uyku ��kt� ki, uyudum kald�m. Her ikisinde de uyand���mda d���n�n �oktan bitmi� oldu�unu g�rd�m."

Bunlar peygamberli�inden �nce olan h�diselerdir. Cenab-� Hakk O'na hayat�n�n hi� bir devresinde g�nah i�leme f�rsat� vermemi�tir. Ve bu tamamen Allah Ras�l�'ne ait istisna� bir keyfiyettir.

Nas�l olmas�n ki, O'nun daha �ocuklu�unda (O'na �ocuk demekten de utan�yorum. O her zaman k�mildi.) sadr� a��lm�� ve melekler O'ndaki l�mme-i �eytaniyeyi ��kar�p atm��lard�. Her insanda var olan ve �eytan�n �e�itli oklar�na hedef bulunan bu siyah nokta, Allah Resul�'nden (sav) al�nm�� ve at�lm��t�. Bize vesvese veren, kan damarlar�m�zda dola�an �eytan, Allah Rasul�'n�n (sav) semtine dahi yakla�am�yordu. Evet O, m�stesn� bir insand�...

Cenab-� Hakk O'na peygamberlik �ncesi g�nah i�letmedi�i gibi, daha sonra da g�nah i�letmedi. Ve O, do�du�u g�n kadar temiz ve berrak bir hayat ya�ay�p �yle gitti. O, edebin tecess�m etmi� �ekliydi...

O'nun edebi b�t�n bir hayat� kucaklam��t�. Nerede ve nas�l hareket ederse i�te O, o hususla al�kal� edebti. Mesel� bazen Allah Ras�l� (sav) celallenir, �fkelenir, dalgalar� g��e y�kselen bir deniz haline gelirdi. ��nk� orada �yle davranmas� edebti. Zira ortada bir haks�zl�k vard�r; Allah Rasul� (sav) ise haks�zl���n en amans�z d��man�d�r. O, hakk� yerine getirinceye kadar dinme bilmeyen bir �fkeyle k�krerdi. O anda �deta ormanlar� velveleye veren arslanlara benzerdi. Fakat, hi�bir zaman kendisine yap�lan en b�y�k haks�zl�k kar��s�nda dahi y�z�n� ek�itti�i g�r�lmemi�ti. ��nk� orada da edep, O'nun �yle davranmas�n� gerektiriyordu.

Sahab� saflar� aras�nda bulunmas�na ra�men, hen�z bedeviyeti �zerinden atamam�� birisi gelmi�, Allah Ras�l�'n�n (sav) yakas�ndan tutmu� ve hakk�n� talep etmi�ti. �yle ki, bu �iddetli h�rpalamada Allah Ras�l�'n�n (sav) sert yakal���, m�barek boyun k�klerinde iz meydana getirmi�ti. Sahabeyi galeyana getiren bu davran��a, Allah Ras�l� (sav) sadece buruk bir tebess�mle mukabele ediyor ve "Bu adama istedi�ini verin" demekle yetiniyordu. O'nun m�samahas� bu kadar engindi...

�ok se�kin insanlar�n dahi �fkelenece�i ve �fkelenmelerinde de mazur say�lacaklar� nice yerler vard�r ki, Allah Rasul� (sav) oralarda dahi m�stesna edebini g�ne� gibi ortaya koymu�tu. ��te bunun en �arp�c� mis�llerinden biri:

Uhud'a gitmeden evvel g�rd��� r�ya �zerine, Medine'de kal�p m�dafaa harbi yapman�n daha uygun olaca��na kanaat getirmi�ti. "O'nun r�yas� ki bu vahiy demektir". O r�yalar�nda her �eyi apa��k g�r�rd�. N�b�vvetinin ilk alt� ay�nda hep b�yle r�yalar g�rm��t�. G�rd��� r�yalar, o kadar hayat�n kendisiyle ayniyet i�indeydi ki, ak�am g�rd�klerinin hepsi g�nd�z bir bir ��k�yordu. Uhud'tan evvel de bir r�ya g�rm��, hatta en yak�nlar�ndan birinin orada �ehid d��ece�ini istinbat etmi� ve r�yan�n tevilinde ifade buyurmu�lard�. Ayr�ca d��ar�ya ��kmak ashab aras�nda bir gedik a�acakt� ki, bunu da O, r�yada m��ahede etmi�ti.

�nce �srar etti: Medine'den ��kmayal�m. Ancak, ashab o kadar co�kun idi ki, s�dk ile, �sl�m'a hizmet etme d���ncesi emre itaatteki inceli�i kavramalar�na engel oldu.. Evet, onlar�n bu davran��� ba�ka t�rl� if�delenemez. Bir yola koyulmu�lard�. O yolda ko�arak �l�m�n �zerine y�r�mek istiyorlard�. Ve bilhassa Enes b. Nadr gibi, Bedir'de bulunamay���n �zd�rab�n� bir sene, s�nelerinde hem de yanan bir ocak gibi ta��yanlar, k�n�ndan s�yr�lm�� k�l�� gibiydiler. Yalvar�p yakar�yor ve ��kmakta �srar ediyorlard�. Burada da Allah Rasul�'ne (sav) ait ayr� bir i�tim�� edebi g�r�yoruz. O, ashab�yla oturmu� me�veret ediyordu. Me�verette a��r basan g�r��e kar�� �srarda bulunmuyordu. Bu da idareciye ait bir edebti. Ayr�ca, �srar etseydi, sahabi mutlaka O'nu dinlerdi, fakat, binde bir dahi olsa muhalefet ihtimali onlar�n mahv�na sebebiyet verebilirdi. ��te Allah Ras�l� (sav) bu ince noktaya da b�ylece ri�yet etmi� oluyordu. ��nk� ayn� zamanda O, bir �efkat �bidesiydi. Ashab�n�n b�yle bir durumda, Allah Ras�l�'ne (sav) muhalefet gibi bir h�sr�na d��melerini elbette istemezdi. Bir m�ddet sonra Sah�bi de raz� oldu. Ancak Allah Ras�l� (sav) bir kere z�rh�n� giymi�ti. Art�k onu ��karamazd�.

Uhud'a gidildi. Allah Ras�l� (sav) ordunun tanzimini bizzat kendileri yapt�lar. O bir erkan-� harpti. Orduyu en g�zel �ekilde tanzim etmi�ti. Nitekim d��man ilk m�sademeyle darmaduman olmu� ve ka���maya ba�lam��lard�. Ancak, buradaki stratejiye de muhalefet edilmi�ti. Yani sahabi yine emir dinlemedeki inceli�i tam man�s�yla yerine getirmedi. Mesel� ok�ulara, yerle�tirdi�i yerden ne olursa olsun ayr�lmamalar�n� s�ylemi� ve ��yle tah�idatta bulunmu�tu: "Kartallar�n, cenazelerimizi kald�rd���n� g�rseniz yine yerinizden ayr�lmay�n. Bizi ganimet taksim ederken g�rseniz yine yerinizden ayr�lmay�n..." Buradaki inceli�i de kavrayamad�lar ve kendilerince; ihtimal ki bu d��man mukavemetini devam ettirdi�i s�receydi. Halbuki �imdi d��man ka�acak yer ar�yor. Bizim burada beklememiz beyhude. Gidip arkada�lar�m�za yard�m edelim... vs. diye d���nd�ler.

Ve netice herkesin malumu. 69 insan k�t�kte do�ran�r gibi do�rand� ve �ehid oldu. ��lerinde Hz. Hamza (ra) da vard�. Zaten yara almayan kalmam��t�. Bunlardan bir k�sm� ald�klar� yaran�n �zd�rab�n� b�t�n �m�r boyu �ektiler. Daha m�himi de �sl�m'�n onurunun k�r�lm�� olmas�yd�. Bu M�sl�manlar ad�na al�nan en b�y�k bir yarayd�.

B�t�n bu olanlar, asl�nda, cemaat�n lideri durumundaki insan� �fkelendirebilirdi. Normalde Allah Ras�l� (sav) bu olanlara can� s�k�l�r ve hiddetlenebilirdi. Fakat derhal, Allah (cc) O'nun gelece�e ait, b�yle ihtimal dahilinde i�leyebilece�i bir hiddet emaresine dahi meydan vermeden, O'nu koruyor, muhafaza ediyor ve O'na ��yle diyordu:

"O vakit Allah'tan bir rahmet olarak onlara yumu�ak davrand�n! �ayet Sen kaba, kat� y�rekli olsayd�n, hi� ��phesiz etraf�ndan da��l�p giderlerdi. �u halde onlar� affet; ba���lanmalar� i�in dua et; (umuma ait) i�lerde onlarla isti�are et. Art�k karar�n� verdi�in zaman da Allah'a dayan�p g�ven. ��nk� Allah tevekk�l sahiplerini sever" (�li �mran, 3/159).

O �yle sayg�l� bir insand�r ki, Cenab-� Hakk da O'na b�yle ifadelerle hitap etmektedir. Mesel� O'na: "Sen kaba ve �fkeli olma!" demiyor; "E�er �fkeli ve kat� kalpli olsayd�n" ki b�yle de�ilsin, diyor.

Farz� muhal �yle olsayd�n onlar Senin etraf�ndan da��l�r giderlerdi. Onun i�in Sen, onlara o muall� edebine g�re davran; ha�in ve sert olma!..

B�ylece Cenab-� Hakk gelece�e ait bir g�nah�n �n�ne ge�iyor ve Hab�be'ne g�nah i�letmiyor. Bunu kim i�in yap�yor? Bir cemaat� ilelebed temsil edecek Z�t i�in yap�yor!. O da Kur�n'�n emrine uymada �yle hassas davran�yor ki, ileride dahi olsa i�ine gelebilecek �eyler birden g�nl�nden zail olup gidiyor.

�� bununla da bitmiyor. Cenab-� Hakk: "Onlar� affet ve onlar i�in isti�far et! " buyuruyor. ��nk� onlar�n da kendi ulviyetlerine g�lge d���recek hareketlerden ka��nmalar� gerekir. Onun i�in onlar nam�na Allah'tan ma�firet dile.

Bir de, Sana muhalefet ettiklerinden �t�r�, su�luluk ruh haletine girdiler. Bu h�l devam etti�i m�ddet�e kendilerini hep su�lu kabul edecekler. �yleyse, onlar� �a��r ve hi�bir �ey olmam�� gibi onlarla yeniden me�veret et...

Cenab-� Hakk, en kritik anda, ba��r�p �a��rman�n beklendi�i safhada, Res�l�'n� (sav) �yle bir davran��a zorluyor ki, bir taraftan O'nun gelece�e ait g�nah i�lemesine set �ekiyor, di�er taraftan da O'na edebin en m�kemmelini ��retiyor. ��te Allah Rasul� (sav) de b�yle bir edeble edebleniyor..!

Hz. Enes anlat�yor: On sene Allah Rasul�'ne (sav) hizmet ettim. (Zaten Allah Rasul�'n�n (sav) hizmetine girdi�inde de on ya�lar�ndayd�). Bir defa dahi, yapt���m bir i� i�in "Neden yapt�n?", yapmad���m bir i� i�in de "Neden yapmad�n?" dedi�ini duymad�m. Hatta bir defas�nda beni bir i�e g�ndermi�ti. Sokakta oyuna dald�m. Aradan ne kadar zaman ge�ti�ini bilmiyorum. Bir ara arkadan birinin kula��m� tuttu�unu hissettim.. d�nd�m bakt�m ki Allah Ras�l� (sav). Y�z�nde yine ayn� tebess�m. "Hemen gidiyorum, Ya Ras�lallah" dedim ve ko�arak bana verdi�i i�e gittim.

O, Allah (cc) ahl�k�yla ahl�klanm�� ve �mmetinin de ayn� ahl�kla ahl�klanmas�n� emir buyurmu�tu. Bunu ��renece�imiz iki ana kaynak vard�r; onlar da Kur'�n ve edeb-i Ras�lullah diyece�imiz S�nnet.

edep, e�er farz�yla, vacibiyle, s�nnet ve m�stehab�yla Efendimizin (sav) hayat� seniyyeleri ve bize b�rakt�klar� en �nemli miras da kendi nurlu ya�ay��lar�ysa, bizim de o edeble edeblenmemiz bir zaruret ve bir mecburiyettir. Tabii ki, farz�yla edeblenmek farz; vacibiyle edeblenmek vacib; s�nneti ile edeblenmek s�nnet ve m�stehab�yla edeblenmek de m�stehabt�r. ��nk� Allah (cc) O'nu, bize hayat� ��retmesi i�in g�ndermi�tir. Biz, yemenin, i�menin, yatman�n ve b�t�n f�tri ihtiya�lar�m�z� gidermenin edebini hep O'ndan ��rendik. Hekimlik a��s�ndan O'nun dediklerinin hikmet y�nleri ara�t�r�labilir ve bu tamamen ayr� ve m�stakil bir konudur. Biz mevz�u da��tmamak i�in, meselenin o y�n�ne hi� girmeyece�iz. Burada �zerinde durdu�umuz husus, Allah Rasul�'n�n (sav) bizlere her �eyin edebini talim etti�i hususudur.

Biz, bu edebe tam riayette bulunur, ferd�, ailev� ve cemiyet hayat�m�z� hep o edebe g�re tanzim edersek, Kur'�n'� hayat�m�za hayat yapm�� oluruz. B�ylece de sorudaki "Kimlere ve nas�l edebli davran�l�r?" k�sm� kendili�inden cevaplanm�� olur.

Sahabi, Allah Ras�l�'ne (sav) kar�� �ok sayg�l� ve �ok edebliydi. O'nu dinlerlerken sanki ba�lar�nda ku� varm�� da onu ka��rmak istemiyorlarm�� gibi, bir hassasiyet ve titizlik i�inde dinlerlerdi. O'nu tan�d�k�a bu sevgiden kaynaklanan sayg�lar� k�kle�iyor ve bilme �ap�na g�re de, sayg�lar� derinlik kazan�yordu. Ekseriyet itibariyle O'na soru sormaya cesaret edemezlerdi. D��ar�dan bir yabanc�n�n gelip soru sormas�n� ve verilen cevab� doya doya dinleme f�rsat�n� bulmay� �ok arzu ederler ve b�yle bir f�rsat� d�rt g�zle beklerlerdi. Efendimizle (sav), ��yle rahat bir iki kelime konu�an sahabi �ok azd�. Bu, Efendimiz'in (sav) onlar �zerindeki bask�s�ndan ileri gelmiyordu. Belki O'nun m�barek �ahsiyetine ait mehabet, ciddiyet ve vakardan kaynaklan�yordu...

Hudeybiye Musalahas�nda, murahhas, Efendimiz'e (sav) kar�� ashab�n tavr�n� g�r�nce, ba�� d�nm��, �a��rm�� ve Mekke'ye d�n�p ��yle demi�ti:

"Ben Kisra saraylar�nda bulundum. Bizans saraylar�nda misafir oldum ve nice h�k�mdarlar g�rd�m. Bunlar�n i�inde, zalim ve m�stebitler de vard�. Fakat y�re�inden gele gele hi� kimsenin, �mmetinin Hz. Muhammed'e (sav) sayg�l� oldu�u kadar sayg�l� oldu�unu g�rmedim. Abdest al�rken, a�z�n�n suyunu al�yor, t�k�r�rken o suyun tek damlas� dahi yere d��m�yor ve bu m�barek damlac�klar� kim al�yorsa kim kap�yorsa y�z�ne g�z�ne s�r�yor. (Ah, ke�ke bulsayd�k ve biz de s�rseydik. Bilmem ki o p�ye bizlere nasip olur mu?) y�z�nden sular a�a��ya do�ru akarken tek katresini yere damlatm�yorlard�."

D�nyay� dirayet ve kiyasetleriyle idare eden bu insanlar aras�nda �ylelerini g�r�yoruz ki, O'na sayg�yla dopdolu ve �deta kap�s�nda kap�kulu.

Amr b. As, d�nyan�n belli ba�l� ve en �apl� siyas�lerinden biriydi. Vefat edece�i an, tela� i�inde bir �ey ��kard� ve "bunu dilimin alt�na koyun" dedi. Sordular bu nedir? Cevap verdi: "Allah Rasul�'ne (sav) ait muy-i m�barektir." (Efendimizin m�barek k�llar�d�r.) O'nunla hesab� rahat verece�ine inan�yordu.

Hayat�nda hi� ma�lubiyet g�rmemi� ve �sl�m'�n hep y�z�n� g�ld�rm�� b�y�k kumandan Halid b. Velid, Akkad'�n tabiriyle "e�i bulunmaz b�y�k deha" bir muharebede, ba��ndaki sar�k yuvarlan�nca, sar���na do�ru ko�ar. Askerler arkas�ndan ba��r�rlar: "Kumandan d��man saflar�na giriyorsun, dikkat et". O, arkas�na dahi bakmadan ve gelecek k�l�� darbelerine hi� ald�rmadan seslenir: "Hayat�n da s�z� m� olur? O sar���n i�inde Efendimiz'in (sav) m�barek k�l� var!."

Efendimiz (sav) onlar�n ruhlar�na bu derece i�lemi�ti.

O geldi�inde edeble aya�a kalkar ve O oturmadan da kimse yerine oturmazd�. O, kat'iyyen onlardan b�yle bir hareket talep etmezdi. Talep ��yle dursun daima ikaz eder ve "Acemlerin aya�a kalkt��� gibi siz de aya�a kalkmay�n" buyururlard�. Ancak her defas�nda sahabi, i�inden gele gele O'na aya�a kalkar ve bunu da sadece bir vazife telakki ederlerdi.

Hz. Ebu Bekir (ra) ile bir Yahudi aras�nda m�naka�a ��kar. Her ikisi de kendi peygamberinin daha �st�n oldu�unu s�yler. Bir ara Yahudi, Efendimiz (sav) hakk�nda uygunsuz bir laf s�yleyince, Hz. Ebu Bekir (ra) s�dd�kiyetinin gere�i, Yahudi'ye bir tokat a�k eder. Yahudi, yemez i�mez derhal Allah Ras�l�'n�n (sav) huzuruna gelerek durumu haber verir. Efendimiz (sav) bu h�dise vesilesiyle ashab�na ��yle ferman eder: "Beni Musa'dan (as) �st�n tutmay�n�z. ��nk� ha�ir i�in sur �flenince, ilk kalkan ben olaca��m. Kalkt���mda Hz. Musa'y� (as) Ar��n kaideleri alt�nda yalvar�rken bulaca��m.. Bilemeyece�im, bu benden evvel bir ha�r u ne�ir midir yoksa tur s�ikas� bedeli midir?"

Ve yine Kur'�n-� Kerim'de Cenab-� Hakk O'na hitaben: "Vel� tek�n ke sahib'il-h�t" (Sen hut sahibi Yunus gibi olma) (Kalem, 68/48) deyince, hemen ashab�n�n akl�na bir peygamber hakk�nda uygunsuz bir d���nce gelmemesi i�in "Beni Yunus b. Metta'ya tercih etmeyin" buyurmu�lard�r.

Bu da O'nun, peygamberlere kar�� edep ve sayg�s�yd�. Cevher kadrini cevherfur��an olmayan bilmez. Bizler Hz. Musa'y�, Hz. �sa'y� ve di�er b�t�n peygamberleri nas�l bilip nas�l tan�yaca��z! Onlar, Hz. Muhammed'e (sav) sormal�d�r ki hakiki cevap al�nm�� olsun. Efendimizi (sav) de onlara sormal�... Onun i�indir ki, Hz. �sa (as), O'nun gelece�ini m�jdelemeye be� y�z sene evvel ba�lam�� ve "geliyor, geliyor; b�t�n �lemlerin reisi geliyor" diyerek teb�iratta bulunmu�tur. ��nk� onlar O'nun b�y�kl���n� biliyorlard�. Fakat Efendimiz (sav) de tevazu kanatlar�n� yerlere kadar seriyor ve biraz evvel nakletti�imiz s�zleri s�yl�yordu...

Evet, b�t�n bunlar Aleyhissalat� Vessel�m'�n edebiydi. O bu derece m�tevaziydi. Tevazu izhar buyurduk�a da Cenab-� Hakk O'nun derecesini y�kseltiyordu. Y�ksele y�ksele makam-� Mahmud'a ula�t�. O makam ki, bir insan�n, ba�kalar�na el uzatma makam�n�n doru�udur. Bir hususa dikkat �ekmek isterim. Makam-� Mahmud, en geni� man�da muhta�lara el uzatma makam�n�n en zirvesidir. Zaten ta ba�tan O'na Muhammed ve Ahmed demi�ler.. evet O'nun bu makam�n sahibi olaca�� ta ba�tan bellidir. ��in ba��nda Cenab-� Hakk, O'nun bu makam� elde edece�ini bilmi� ve istikbaline bakarak O'na bu isimleri verdirmi�tir.

Zaten hi�bir peygambere nasip olmayan paye yine O'na aittir. Her peygamber Cenab-� Hakk'la vas�tal� veya vas�tas�z konu�mu�tur. Ama, hi�bir peygamber Efendimizin (sav) serfiraz k�l�nd��� Mir�c'la �ereflendirilmemi�tir.

Evet, b�t�n ar��-fer�i velveleye verme, kader kalemlerinin yaz���na �ahid olma, Cennet ve Cehennemi gezip g�rme gibi faz�letleri kendinde toplayan tek peygamber, Aleyhissal�t� vessel�m Efendimizdir. Ve i�te biz de b�yle Mir�c'la �ereflendirilmi� O peygamberin �mmetiyiz. O, Mira� seyahat�ndan Rabbimizin bir hediyesi olarak bize turfanda bir hediye getirmi�tir. Bu hediye namazd�r. Namaz da m�'minin mir�c�d�r. Bunu da Cenab-� Hakk bize en k�mil ve m�kemmel man�da ihsan etmi�tir.

Burada edebin m��ahhas�ndan yani, Efendimiz'in edebinden bahsediyoruz. S�z�n ak���n� bu noktaya getiren sebep ise, sorudaki "Nas�l" a cevap te�kil etmesidir. Asl�nda bu meselenin nas�l�n� d���nmeye, hi� gerek bile yoktur. Cevap gayet k�sa ve nettir: "Allah Rasul� (sav) kime nas�l davranm�� ve nas�l davran�lmas�n� istemi�se, i�te �yle ..." demek yeterlidir.

Durum b�yle olunca, insan b�y���ne, m�r�idine, muallimine, kumandan�na, ba��ndaki �mirine, onlara, kendi hudutlar� d���nda bir p�ye vermemek kayd�yla ve onlar da daima hak �l��s� i�inde kald�klar� m�ddet�e, itaat etmeli, sayg� g�stermelidir ki, bu da bir edebtir. Ancak edebi tek tarafl� d���nmek bir hatad�r. B�y�klerin k���klere ve �sttekilerin de alttakilere kar�� bir edep tavr� vard�r. Ve zaten hakiki edep bu iki kanad�n kendilerine d��en edep vazifesini tam yerine getirmeleriyle m�mk�nd�r.

Efendimiz (sav), arkada�lar�yla beraber yap�lmas� gereken i�lerde bizzat aktif olarak �al���rd�. Ev i�lerinde de han�mlar�na yard�m ederdi. Kimseye emr-i v�ki yap�p �ahsi i�lerini g�rd�rmezdi. Belki arkada�lar�, O'na ait bir i�i yapmak i�in �deta birbirleriyle yar���rlard�. Fakat her defas�nda i� yapmaya ilk te�ebb�s O'ndan gelirdi.

Mesel�, bir yolculukta, yemek yap�lacakt�. Sahabiden biri, "koyunu kesmek bana ait", dedi. Di�eri "y�zmek de bana ait" deyince, Efendimiz (sav) hemen aya�a kalk�p "odun toplamak da bana ait" buyurdular ve odun toplamaya koyuldular. Hendek kaz�m�n da bizzat bulundu�u, mescid yap�m�nda herkesle beraber kerpi� ta��d��� hepimizin m�lumudur. O, b�yle davrand� ve arkada�lar�n� da b�yle yeti�tirdi. Onun i�indir ki, Ebu Bekirler, �merler, Osmanlar, Aliler (ra), m�stesna bir titizlikle, k�l� k�rk yararak, adalet �l��s�nde ya�ayabildiler. Bunu onlara, Muallim ve M�r�itleri olan Allah Rasul� ��retmi�ti.

Amr b. As'�n (ra) bu mevzuda hassas davranamad���n� duyan Hz. �mer (ra) O'na hitaben �iddetli bir dil kullan�yor ve mektubunda ��yle diyordu: "�nsanlar analar�ndan h�r olarak do�dular. Ne zamandan beri onlar� k�le olarak kullan�yorsunuz?!.."

Bu �l��y� bulabilme de onlar�n, Efendimiz'den ��rendikleri edeble m�mk�n oluyordu.

Demek oluyor ki, g�n�m�z�n ve yar�n�n insan�n�n da �n�nde bir edep Rehberi vard�r. O edebe riayet, ferdin ve cemiyetin kurtulu� beraat� olacakt�r. Ancak biz, b�yle bir s�tunda O'nu tafsilat�yla sunamad���m�zdan �t�r� �zg�n�z. Sunmam�z da m�mk�n de�ildir. �mk�n elverirse, bu mevzuu, m�stakil bir eserde ele al�p incelemeyi d���n�r�z. Burada sadece mevz�un felsefesine k���k bir i�arette bulunmu� olduk.

Bunun �tesinde, O'nun giyim, ku�am, yeme-i�me, yatma-kalkma gibi g�nl�k ya�ant�s�, y�zlerce ciltlik eserlerle anlat�lm�� ve bize kadar da nakledilip gelmi�tir. Mevz�un bu k�sm�n� b�yle m�mtaz eserlere hav�le ile beraber, son olarak �unu da arz etmek istiyoruz: Efendimiz'in (sav) hayat�, f�trat�n ayr�lmaz bir par�as�yd�. O, hayat� en tabii haliyle ya�am��t�. Zaten, her insan�n benimseyece�i ideal hayat da i�te bu f�tr� ve tabi� hayatt�r. �nsanl�k b�yle bir hayatla kurtulacakt�r. S�z�n ba��nda da dedi�imiz gibi, hayat� b�t�n�yle ku�atan, nizam, intizam ve �henk bir edebtir. Bu edebin en g�zel �rne�ini de Efendimiz (sav) vermi�tir...