�nsan�n ne zaman ve nas�l �lece�i �nceden belirlendi�ine g�re, onu �ld�renin su�u nedir?

Her �ey gibi �l�m�n de zaman ve keyfiyeti, �nceden tesbit edilmi�tir. Yani k�inat i�in v�rid ve v�ki olan her �ey, insan, insan�n hayat� ve �l�m� i�in de v�rid ve v�kidir. Belli yollarla varl��a erme, yine belli esaslar i�inde varl��� s�rd�rme ve belli zaman sonra da sahneden �ekilme, her varl�k i�in ka��n�lmaz bir hakikatd�r. Her �ey, �ok geni� ve umum� bir kader dairesi i�inde ve kendisi i�in belirlenmi� bir �izgide do�ar, geli�ir; sonra da s�ner gider. Bu, ezel�, de�i�mez bir yol ve ebetlere kadar da devam edecek bir �ark ve nizamd�r.

Zerrelerden sistemlere kadar, hayret verici bir d�zen ve ba� d�nd�r�c� bir �henkle i�leyen �u koca k�inat�n ba�r�nda ortaya ��kar�l�p geli�tirilen pozitif ilimler, o ilimlere �id s�bit prensipler ve �lem-��m�l k�idelerle, her �ey i�in b�yle bir ilk belirleme, bir ta'yin ve takd�r a��k�a m���hede edilmektedir. B�yle bir ilk pl�nlama olmadan, ne kainattaki nizam ve �hengi �z�h etmek, ne de onunla al�kal�, m�sbet ilimlerden herhangi birini geli�tirmek m�mk�n de�ildir. K�inat�n alabildi�ine hendes�, alabildi�ine riyazi; y�n�, tesbit ve takdirlere g�re hareket etmesi sayesindedir ki; fizik laboratuar�nda belli prensiplere g�re ara�t�rma yapmak, anatomiyi belli k�ideler i�inde m�tal�a etmek ve anlatmak ve yine s�bit bir k�s�m k�idelerle, fez�n�n derinliklerine a��lmak k�bil olmu�tur.

�henksiz bir kainatta, pl�ns�z programs�z bir d�nyada ve nizams�z i�leyen bir tabiat mecmuas�nda, pozitif ilimlerden hi�birini d���nmeye imk�n yoktur. Asl�nda ilimler mevcut olan bir k�s�m k�ide ve prensiplere adese olmu�, onlar� g�stermi� ve onlara belli ad ve �nvanlar kazand�rm��lard�r.

Bu ifade ile, ilimleri ve ke�ifleri k���msemek istemiyoruz; sadece,onlar�n yer ve a��rl�klar�na dikkati �ekerek, �ok daha m�him hususlar�n nazara al�nmas� l�z�m geldi�ini belirtiyoruz ki; o da, ilimlerden ve ke�iflerden evvel k�inat�n sinesinde bir kalb gibi atan nizam ve ahenktir. Bu nizam ve �hengi, bir ilk belirleme ve kader� bir programla b�t�n cihanlara esas yapan kudret ve m�becceldir!

Bug�n, b�t�n varl�klar i�in h�k�m ferm� g�r�nen bu kanunlar�, insan topluluklar�na tatbik etmek isteyen i�timaiyat��lar bile var. B�yle koyu bir kadercilik, daha do�rusu a��r� cebriyecilik her zaman tenkid edilecek bir mevz� olsa bile, �lem - ��m�l bir �henk ve bu �hengin dayand��� ezel� program� itiraf bak�m�ndan, olduk�a manidard�r.

Asl�nda inan� ve itikada m�teallik her hakikat, kendi kendine var ve h�rici destek ve itiraflara dayanma ihtiyac�ndan da �ok muall� ve m�berr�d�r. Ne var ki, bak��lar� bu t�rl� h�riciliklerle bulanm��, kalbi bunlara ait beyanlarla yerinden oynam�� talihsiz neslimize "Yerine d�n!" �a�r�s�nda bulunurken, onu ba�tan ��karanlar�n ten�kuzlar�na, i�aret yoluyla dahi olsa-temas etmekte f�ide olaca��, kanaatindeyiz. Ve, i�te bunun i�in s�z� uzatt�k ve sadet harici beyanlarda bulunduk. Yoksa, b�t�n k�inat�n fevkal�de bir ten�s�b ve uyumluluk i�inde i�lemesi, atomlardan, galaksilere kadar her �eyin g�z doldurucu bir nizam ve intizamla hareketi, b�t�n e�yay� k�sk�vrak ba�layan bir tayin ve takdire, bir h�kimiyet ve cebre del�let etmektedir. Kuruldu kurulal� b�t�n d�nyalar, bu mutlak h�kimiyete boyun e�mi�, O'nun iradesine r�m ve O'na inkiyad �zere, h�lden h�le d�nerek, bug�ne kadar devam ede gelmi�tir.

Ancak, insan ve benzeri, ir�de ve h�rriyete sahib varl�klar i�in, ilk yarat�l�� tamamen cebr� ve s�ir varl�klarla ayn� �izgide olsa bile, daha sonra ir�deliler, ir�deleri alt�na giren hususlarda, ems�llerinden b�t�n b�t�n ayr�l�rlar. B�yle bir farkl�l�ktan �t�r� de "�nceden belirleme"nin man�s�, insan ve benzerleri i�in de�i�ik bir h�viyet al�r. Ve, esasen sorulan soru da, insan�n bu farkl� y�n�n� sezememi� olmadan ve onu da t�pk� di�er e�ya gibi m�tal�a etmekden do�maktad�r. Bu �tibarla, insan ve s�ir varl�klar aras�nda mevcut b�yle bir fark� kavrama, k�smen dahi olsa, meseleyi halledece�i kanaatindeyiz. Gerisi, ilm-i �l�h�nin b�t�n e�yay� �epe�evre ih�ta etmesini kab�llenmekten ibaretdir.

Evet, insan�n bir h�rriyet ve ir�desi, bir meyil ve se�me istid�d� vard�r. Ve o h�rriyet ve ir�de, meyil ve se�meye g�re; iyi ve k�t�, sevab ve g�nah insana nisbet edilir. �nsan ir�de ve iste�inin, meydana gelen neticeler kar��s�nda, a��rl��� ne olursa olsun; o ir�de, Y�ce Yarat�c� taraf�ndan bir �art ve sebep olarak kab�l edilmi�se, onu hay�rlara ve �erlere �evirmesine g�re su�lu veya su�suz olmas�; ir�de dedi�imiz �eyin hayra veya �erre meyil g�stermesine dayanmaktad�r. Bu meylin neticesinde meydana gelen h�dise, insano�lunun s�rt�na vurulmayacak kadar a��r da olsa, o bu temay�lle ona �a�r�da bulundu�u i�in, mes�liyet ve c�r�m de ona aittir.. O mesuliyet ve c�r�m� �nceden t�yin ve takd�r eden, sonra da belirledi�i zaman i�inde onu yaratan z�t, mes�liyet ve c�r�mden mu�ll� ve m�berr�d�r.

Mesel�, O Y�ce Z�t, iklimlerin de�i�mesi gibi �ok b�y�k bir h�diseyi, bizim nefes al�p vermemize ba�lam�� olup da, dese ki; "E�er dakikada, �u miktar�n �st�nde nefes al�p verirseniz, bulundu�unuz yerin co�raf� durumunu de�i�tiririm. " Bizler, ten�s�b-� illiyet prensibi a��s�ndan nefes al�p-verme ile, iklimlerin de�i�mesi aras�nda bir m�n�sebet g�rmedi�imiz i�in, yasak edilen �eyi i�lesek; o da, vadetti�i gibi iklimleri de�i�tirse, takat�m�z�n �ok fevkinde dahi olsa bu i�e, biz sebebiyet verdi�imiz i�in, su�lu da biz oluruz.

��te bunun gibi, herkes elindeki c�z'� ir�de ve ihtiy�riyle, sebebiyet verdi�i �eylerin neticelerinden �t�r�, ya su�lu say�l�r ve mu�heze g�r�r veya vef�l� say�l�r m�k�f�ta mazhar olur.

Bin�enaleyh, �l�me sebebiyet veren de su�lu olur; ulu dergahta afvedilmedi�i takdirde de mutlaka mu�heze g�r�r.

�imdi, biraz da meselenin ikinci ��kk� �zerinde dural�m. Yani, Yarat�c�n�n, her �eyi �epe�evre i�ine alan ilmiyle, insan ir�desinin tevfik edilme keyfiyetini...

Allah'�n ilmine g�re, b�t�n varl�k ve varl�k �tesi her �ey, sebep ve neticeleriyle i� i�e ve yan yanad�r. O noktada, �nce sonra; sebep-netice; illet-mal�l; evlat-baba, bahar-yaz bir v�hidin iki y�z� h�line gelir. Ve yine o ilme g�re sonra,�nce gibi; netice, sebep gibi; mal�l de illet gibi; bilinir ve h�kmedilir.

Kimin, hangi istikamette nas�l bir tem�y�l� olacak ve kim �d� bir �art ve sebepten ibaret olan ir�desini, hangi y�nde kullanacak, b�t�n bunlar, �nceden bilindi�i i�in; o sebeplere g�re meydana gelecek neticeler takd�r ve tesbit etmek, insan ir�desini ba�lamamakta ve zorlamamaktad�r. Aksine, onun meyilleri hesaba kat�larak hakk�nda takdirler yap�ld��� i�in, ir�desi kab�l edilmekte ve destek g�rmektedir. Nitekim, bir b�y�k z�t, hizmet�ilerine: "Sizler �ks�r���n�z� tuttu�unuz zaman, �ah�ne hediyeler elde edeceksiniz; sebepsiz �ks�rd���n�z takdirde ise, hediyeleri kaybetmekle beraber, bir de it�b g�receksiniz" dese, onlar�n ir�desini kab�l etmi� ve desteklemi� olur. Aynen �yle de, Y�ce Yarat�c� kullar�ndan birine: "Sen �u istikamette bir meyil g�sterecek olursan, ben de, senin meyil g�sterdi�in o �eyi yarataca��m. Ve, i�te senin o tem�y�l�ne g�re de, �imdiden onu belirlemi� bulunuyorum."Ferman etse, O'nun ir�desine ehemmiyet atfetmi� ve k�ymet vermi� olur.

Binaenaleyh, "ilk belirleme" de ir�deyi ba�lama olmad��� gibi, insan�, r�z�s� hil�f�na herhangi bir i�e zorlama da yoktur.

Ayr�ca kader ve ilk belirleme Allah (cc)'�n ilm� programlar�ndan ibaretdir. Y�n�, kimlerin hangi istik�metlerde meyilleri olacak, onu bilmesi ve kendinin yap�p yarataca�� �eylerle, bir pl�n ve program h�line getirmesi demektir. Bilmekse, h�ricde olacak �eylerin, ��yle veya b�yle olmas�n� gerektirmez. H�ricde olup biten �eylerin, ��yle veya b�yle olmas�n�, insan�n temay�llerine g�re, yarat�c�n�n kudret ve ir�desi �cad eder. Bu itibarla varl��a erip meydana gelen �eyler, �yle bilindikleri i�in varolmu� de�illerdir. Bil�kis, var olduklar� �ekillerle bilinmektedirler ki; ilk takd�r ve ta'yin de, i�te budur. Kel�mc�lar bunu, "ilim, mal�ma t�b�dir"s�z�yle if�de ediyorlard�. Y�n�, nas�l olacak �yle biliniyor; yoksa �yle bilindi�i i�in meydana gelmiyor. Nas�l ki, bizim, ilm� tasar� ve pl�nlar�m�z pratikte, tasavvur etti�imiz �eylerin v�c�d bulmas�n� gerektirmez. �yle de, Y�ce Yarat�c�n�n tasar� ve pl�nlar� sayabilece�imiz ilk belirlemeler de, h�ricde, herhangi bir �eyin varolmas�n� mecb�r� k�lmaz.

H�s�l�; Allah, olmu�, olacak her �eyi ih�ta eden geni� ilmiyle; sebepleri neticeler gibi; neticeleri de sebepler gibi bilmektedir. Kimlerin iyi i�ler yapmaya niyet edeceklerini ve kimlerin k�t� �eylere te�ebb�ste bulunacaklar�n� ve bu te�ebb�s ve niyetlere g�re neler yarataca��n� belirlemi� ve takd�r etmi�tir. Zaman� gelince de, m�kellefin meyil ve niyetlerine g�re, takd�r buyurdu�u �eyleri diledi�i gibi yaratacakt�r.

Onun i�in, bir insan�n nas�l ve ne zaman �lece�inin ve bir ba�kas�n�n da bu fiile sebebiyet verece�inin �nceden ta'yin edilmi� olmas�, mes�liyeti giderici de�ildir. Z�r� takdir, onun h�rriyet ve ir�desi hesaba kat�larak yap�lm��t�r. Bu itibarla da, c�rm� kendisine isnad edilecek ve ona g�re de, mu�hezeye t�b� tutulacakt�r.

Kaderle al�kal�, bu derin meselenin, bilhassa kendi kaynaklar�nda, tekrar tekrar m�t�l�a edilmesi �artt�r. Bizim bildi�imiz �ey, selefin sa�lam prensipleri i�inde meselenin avam anlay���na intikal ettirilmesinden ibarettir.