Bir din ki, Allah taraf�ndan geldi�inden ve be�eriyetin hayr� i�in g�nderildi�inden ��phe yoktur. Hal b�yle iken nas�l oluyor da bu din k�leli�i mubah k�l�yor?

Bu mevz�un tarih�, i�tim�� ve psikolojik y�nleri bulunmaktad�r. Sab�rla ta'kib etti�imiz zaman, hem sualimizin cevab�n� hem de daha sonra akl�m�za gelebilecek istifhamlar�n cevab�n� bulabiliriz.

Evvel�, k�leli�e kar�� duydu�umuz tiksinti ve �rpertinin eski ve yeni bir k�s�m sebepleri oldu�unu hat�rlatmakta faide var.

1) Tarih� materyalizmin tarih ve d�nya g�r���, yani, i�veren-i��i; zengin-fakir; ezilen ve ezen gibi d���nceler... Sonra i�tim��nin tek�m�l� i�inde, tabiat ve f�trat, k�lelik ve es�ret ve daha sonra, i��ilik ve �dil olmayan �cret gibi mefhumlar biraz da istism�r edilerek �yle yayg�nla�t� ki; hemen herkes ortada gezen bu d���nceleri, aksine ihtim�l vermeyecek �ekilde alk��lamaya ba�lad�. Hi� olmazsa, aksine de ihtimal verilerek, ihtiyatl� davran�lmas� gerekirken tek tarafl� d���n�ld�, tek tarafl� karar verildi.

2) Tarih'in eski devirlerinde; hususiyle Roma ve M�s�r'da, k�lelere yap�lan vah�iy�ne ve z�lim�ne muamele, i�imizde burkuntular h�s�l ediyor ve tiksindiriyor. Onun i�indir ki; as�rlar sonra dahi olsa, k�lelerin ehramlara ta� �ekti�ini, bir saman ��p� gibi harc�n i�ine kar���p kayboldu�unu; z�lim idarecileri e�lendirmek i�in aren�larda arslanlarda bo�u�tu�unu; boynundaki utand�r�c� tasmas�yla g�r�yor, k�lelikten de k�lele�tirenden de nefret ediyoruz.

3) Son olarak yak�n tarihte ve g�n�m�zde, esirlere kar�� yap�lan gayri insan� muamele; m�r�vvetsizlik, her vicdan sahibi gibi bizim neslimizi de al�kadar etmi�, �fkelendirmi� ve aya�a kald�rm��t�r.

��te b�t�n bu sebeplerden �t�r� neslimiz k�lelikten nefret etti ve onu m�dafaa eden sistemlere de d��man oldu. Bu d���nce ve ona kar�� reaksiyonda o yerden g��e kadar hakl�yd�. Fakat, �sl�m'a h�c�m ve tenkidinde b�y�k bir haks�zl�k irtik�b ediyordu. ��nk�, men�e itibariyle k�lelik �sl�m'a dayanmad��� gibi, mevcudiyeti de onunla devam ettirilmiyordu. K�lelik ge�mi�inde ve bug�n, daima ba�ka millet ve devletlere dayand� ve mevcudiyetini s�rd�rd�. Bu itibarla biz de �nce onu meydana getiren �miller �zerinde durmak istiyoruz.

K�lelik, harbler yoluyla olu�ur ve sonra devam�n� isteyen milletler i�inde devam edip gider. M�reffeh bir hayat ya�amay� hedef alm�� Roma, kendi tarihinin �eh�detiyle bir zevk ve saf� devleti idi. Elbiselerin en g�zelini giyerek; sofralar�n� �e�it �e�it s�sleyerek; insan� utand�r�c� en sefil arzular i�inde, beh�m� bir hayat ya��yordu. Bu israf ve sef�hat�n; bu l�ks ve debdebenin devam etmesi i�in de, bitmeyen servet, s�rekli gan�met; esirler ve hal�ik gerekti. Bunun i�in, Romal� harb ediyor, m�stemlekeler kuruyor ve bu istikamette d�nya �zerindeki h�kimiyetini s�rd�rmek istiyordu. M�sl�manlar, M�s�r'� fethettiklerinde bu havay�, b�t�n �irkinli�iyle orada m���hede etmi�lerdi. Ticar� emtia pazarlar� gibi, esir pazarlar�.. Kad�n-erkek en haysiyetsiz �ekilde zincirler i�inde o pazarlara g�t�r�lmesi ve a��k-sa��k olarak m��terilerin �n�nde te�hir edilmesi.. Ak�amlar� d�n�p evlerine gidenlerin, pis kokulu ve ha�ar�t�n gayet mebz�l bulundu�u izbe ve dehlizlerde yat�r�lmas�.. Hatta �ok defa b�yle bir yerde dahi, onlara yat�p istirahat etme imk�n�n�n verilmemesi... Ellisinin-y�z�n�n �st �ste y���l�p bir yerde kalmas�, M�sl�manlar�n bilmedi�i ve g�rmedi�i �eylerdi. Ve, bundan da �ok m�teessir olmu�lard�. Onlar u�rad�klar� her yerde, �sl�m� prensiplerle, bu yaray� tedavi etmelerine kar��l�k, Bat�l�, eski Roma ve M�s�r'�n bu �irkin miras�n�, her hangi bir r�tu�lamaya t�bi tutmadan, oldu�u gibi al�yordu. Bundan sonra k�le, bat�l� a�alara u�akl�k yapacak; onlar�n keyfi i�in d�v��ecek; onlar� e�lendirmek i�in �lecek ve �ld�recekti. T�pk� sef�h ve sef�l Romal�y� e�lendirmek i�in, gl�dy�t�rlerin yapt��� gibi...

�sl�m, evvel�, onu bir vak'a olarak ele ald�. Sonra onlar�n ne ticaret ne de e�lence met�� olmad���n� hat�rlatt� ve insan olduklar�na dikkati �ekti: "Sizin baz�n�z baz�n�zdand�r" (Nisa-25) "Kim k�lesini �ld�r�rse onu �ld�r�r�z, kim onu hapseder veya g�das�n� keserse onu hapseder ve g�das�n� keseriz, kim onu had�m yaparsa onu had�m yapar�z, "(Buhar�, M�slim, Tirmiz�) gibi il�hi prensipleri il�n ederek, d���nceye istik�met verip inhir�f�n �n�ne ge�ti. "Siz �dem o�ullar�s�n�z. �dem de topraktand�r"(M�slim). "Biliniz ki, hi� bir Arab�n Arab olmayana ve hi� bir Arab olmayan�n da Arab olana, hi�bir beyaz�n siyaha hi� bir siyah�n da beyaza �st�nl��� yoktur. �st�nl�k takv� iledir. " Yani b�t�n �st�nl�k ve meziyet, Yaradan�n insana bak��� ve insan�n bu bak�� ve hitab kar��s�nda tav�r ve davran��lar�n� d�zeltmesine ba�lan�yordu. �sl�m'�n bu yumu�ak havas� sayesinde b�t�n bir m�zisi es�rette ge�mi�-had�sin if�desiyle-nice sa�� ba�� da��n�k kimseler vard�r ki, e�r�f ve ileri gelenlerden hep ta'zim g�rm��lerdir. Hz. �mer (ra) "Bil�1 efendimiz, ve onu efendimiz Ebubekir (ra) h�rriyete kavu�turdu" derken, bu m�n�ya sayg�s�n� if�de ediyordu. �sl�m, onlar� da, �lem��m�l karde�li�i i�inde m�tal�a ediyor ve her �eyden evvel "Hizmet�i ve k�leleriniz karde�lerinizdir. Karde�i, elinin alt�nda bulunan her ferd, O'na yedi�inden yedirsin, giydi�inden giydirsin. Onlar�n yapamayacaklar� i�leri emredip onlara y�klemesin. E�er zor i�ler teklif ederseniz, behemehal onlara yard�m ediniz. "(Buhar�) "Sizden hi�biriniz, bu k�lemdir, bu c�riyemdir, demesin. K�z�m veya o�lum, yahut karde�im desin. "(M�slim, Ebu Davud) Buna bin�en, Hz. �mer (ra) Mescid-i Aks�'n�n teslim al�nmas� i�in yapt�klar� seyahatlar�nda, Medine'den oraya kadar hizmet�isiyle bine�i, n�betle�e kullanm��lard�. Hz. Osman (ra) devlet reisi oldu�u devrede k�lesinin kula��n� �ekti�i i�in, halk�n g�z�n�n �n�nde, kula��n� k�lenin eline verip �ektirmi�ti. Eb� Zer (ra) tak�m elbisesinin bir par�as�n� hizmet�isine giydiriyor, bir par�as�n� da kendi s�rt�na al�yordu...

B�t�n bunlarla k�lenin de bir insan oldu�unu, hatta di�er insanlardan fark� olmayan bir insan oldu�u anlat�l�yor ve b�ylece bu birinci merhale sa�lama ba�lan�yordu. Tekrar hat�rlatmak gerekirse, d�nyan�n en metruk, en �cr� bir yerinde, duygular� �tib�riyle b�kir bir topluluk i�in, bu b�y�k bir ink�l�bd�. Zira mu�s�r millet ve devletler, k�lenin insanl��� hususunu d���nmeye bile yana�mad�klar� bir d�nemde, arenalardaki vah�i bo�u�malara, i� yerlerindeki insafs�z k�rba�lara ve onlar�n insanl�klar�yla istihz� ve alaya kar��, en �apl� en tutarl� ve en m�spet bir davran�� ma'�er� vicd�n�n kab�l�ne takdim ediliyordu.

Bu yap�c� ve m�spet mu�melenin k�leler �zerinde de de�i�ik bir tesiri olmu�tu. K�le m�sav�t prensibiyle insanl���na kavu�up, efendisinin yan�nda yerini almas�na; hatta h�rriyetini elde edip serbest b�rak�lmas�na ra�men, efendisinden ayr�lmak istemiyordu. Zeyd bin H�rise ile ba�layan bu durum, devam edip gitmi�ti. Peygamber Efendimiz (sav) Zeyd'i h�rriyete kavu�turup, babas�yla gidebilme hususunda serbest b�rakmas�na ra�men, o; Efendimizin yan�nda kalmay� tercih etmi�ti. Ve daha sonra bir s�r� k�le de hep ayn� �eyleri yapm��lard�. Zira, bunlar o kadar g�zel mu�mele g�rm��lerdi ki, kendilerini, efendilerinin ailelerinden birer fert say�yorlard�. Efendileri de �yle biliyor ve titizlikle onlar�n huk�kuna riayete �al���yorlard�. Es�sen ba�ka t�rl� yapamazlard� da. ��nk� bug�n onlara m�lik g�r�nseler bile yar�n kimin kime m�lik olaca��n� kestirmek m�mk�n de�ildi. Kald� ki prensipler de �ok sert ve bu anlay��� ayakta tutacak g��te idi. "Kim k�lesini �ld�r�rse onu �ld�r�r�z, kim k�lesini hapseder veya g�das�n� keserse onu hapseder ve g�das�n� keseriz. " (Buhari, M�slim) Bu t�rl� cez�� m�eyyideler kar��s�nda efendi, ihtiyat ve tedbir i�inde, k�le ise g�yet emindi. B�t�n bunlar, evvel ve �hir, tarihte e�i g�sterilemeyecek b�y�k h�diselerdi ki, bu mevz�da �sl�m'�n getirdi�i �eylerin birinci merhalesini te�kil ederler.

�kinci merhale, h�rriyete kavu�turma merhalesidir. �nsanda as�l olan h�rriyettir. H�r olan bir insan� k�lele�tirme b�y�k g�nahlardan say�l�r ve bundan elde edilen geliri kullanmak ve istif�de etmek ise, katiyyen haramd�r. H�rriyete dokunan her hareket ve davran�� k�nanm�� olmas�na muk�bil, ona hizmet edici her hamle de, �sl�m nazar�nda takdir g�rm��t�r. Bir` insan�n yar�s�n� h�rriyete kavu�turmak, h�rriyete kavu�turan i�in v�c�dunun yar�s�n� �hiret azab�ndan kurtarmak, b�t�n�n� azad etmek ise, v�c�dunun tamam�n� teminat alt�na almak say�lm��t�r. �sl�m'da k�leleri h�rriyete kavu�turma, u�runda bayrak a��lan bir mevz�dur. �sl�m, yerinde onu bir vaz�fe sayar, yerinde faz�let der, te�vik eder, yerinde efendi ve k�le aras�ndaki anla�ma ve muk�velelerle, ona giden kap�lar� a��k tutar.

Bu hususta g�sterilen en �al�ml� gayret de her gayret gibi, yine �sl�m'�n zuh�ruyla ba�lam�� ve devam etmi�tir. Peygamberimizin (sav) ve Hazreti Ebubekir'in (ra) k�le al�p �z�d etme mevzuundaki gayretleri ve bu u�urda t�kettikleri servet herkes taraf�ndan bilinen hususlardand�r.

�nceleri �ahs� mal ve servetlerle s�rd�r�len bu fa�liyet, daha sonralar� devlet�e ele al�n�p yap�lan vazifeler aras�nda m�tal�a edilmeye ba�land�. Peygamberimiz (sav) on ki�iye okuyup yazma ��reteni h�rriyete kavu�turuyor ve bunu m�l� imk�ns�zl�klar i�inde k�vrand��� bir devrede yap�yordu. Daha sonraki devre, hususiyle �mer b. Abd�laziz d�neminde ise, zek�t�n sarf yerlerinden biri �ekliyle tatbikat zemini buluyor ve sa�dan soldan gelen y���n y���n esir, hazineden paralar� �denerek h�rriyete kavu�turuluyordu. Bunlardan ba�ka, baz� din� vazifelerdeki hatalar, baz� davran��lardaki inhiraflar ve bir k�s�m g�nah irtikaplar�, hep k�le h�rriyete kavu�turma m�kellefiyetini getiriyordu.

Yemin edip, sonra da yemini bozmada, zih�r (1) mu�melesinde, adam �ld�rme cinayetinde hep bir tutsa��n �zad edilmesi tavsiye ediliyordu. "Kim hataen bir m� inini �ld�r�rse, onun keff�reti bir m�'min k�lenizi �z�d� ve �lenin ehline tesl�men �denecek bir diyetdir. "(Nisa-92)

Bir cinayetin hem cemiyete, hem de �ld�r�lenin ailesine bakan y�nleri bulundu�undan, diyet, makt�l�n ehline verilmi� bir tarziye-,.vesilesi oldu�u gibi, esiri h�rriyete kavu�turmak da -topluma h�r bir ferd kazand�rma �l��s�yle cemiyete �denmi� bir hak say�lmaktad�r. Buna g�re de, bir �l� kar��l���nda, di�er bir insan�n h�rriyete erdirilmesi, �det� bir ferdi ihyaya denk tutulmu�tur.

Bunlardan ba�ka �sl�m'da "m�k�tebe" ve "tedbir" yollar� ile de, k�leler h�rriyete kavu�turulur. Bunlardan birincisi; efendisiyle k�le aras�nda, �zerinde anla�abilecekleri bir miktar mal te'diyesiyle yap�lan yaz��mad�r. B�yle bir yaz��ma ile k�leye h�rriyet yolu a��l�r. Kur'�n'�n bu mevzudaki a��k beyan�ndan anl�yoruz ki, k�lenin bu mevz�da getirece�i teklifi, efendi kab�l ettikten sonra, geriye, �zerinde anla�maya var�lan paran�n kazan�l�p getirilmesi kal�yor. �kincisi ise; efendinin vef�t� veya herhangi bir h�diseye ba�lamakla yap�lan h�rriyet va'didir ki, "ben vefat edince sen h�rs�n" �eklinde, s�z verdikten sonra, tedbir yap�lm�� ve esire art�k h�rriyet yolu a��lm��t�r. Bundan ba�ka sevap maksad�yla h�rriyete kavu�turma fa�liyeti her t�rl� tavsifin �st�nde geni� bir yer i�g�l etmektedir. Ge�mi�te y�zlerce tutsa�� birden sal�verip de, bununla Allah'�n ihsan ve l�tfunun umuldu�u devirler oldu�u gibi, m�barek aylar ve m�barek g�n ve geceler g�zetilerek esirlerin al�n�p h�rriyete kavu�turuldu�u devirler de olmu�tur.

Burada denilebilir ki; "K�lelerin h�rriyete kavu�turulmas� ve onlara insanca muamele yap�lmas�nda, ne kadar ileriye gidilirse gidilsin; hatta isterse hepsi birden h�rriyete kavu�turulsun, yine de k�leli�in kabc�l edildi�ini, h�k�mlerinin buna g�re getirilmi� oldu�unu ve f�k�h kitaplar�nda da ahk�m�n bu istikamette cereyan etti�ini g�r�yoruz ki, bu da k�leli�i kab�llenmesinden ba�ka bir �ey de�ildir. �nsanl���n dem ve damar�na i�lemi� pek �ok fena huy ve �detleri, bir hamlede kald�ran �sl�m in, k�leli�i kald�ramamas� d���n�lemez. Kald�rabilirken kald�rmamas�, onu tahkir etme m�n�s�na gelmez mi?"

Her �eyden evvel bilinmelidir ki, �sl�m k�leli�i v�z' ve �cad etmedi�i gibi, onun koruyucusu ve devam ettiricisi de olmam��t�r. K�lelik, devletlerin ve milletlerin sava�lar m�n�sebetiyle olu�turduklar� bir m�essedir. Devletler aras�nda harbler devam etti�i m�ddet�e -ki, insanl�k tabiat�n� de�i�tirmedikten sonra k�yamete kadar devam edecektir- es�ret ve k�leli�in �n�ne ge�mek de, tek ba��na hi�bir millete mukadder olmayacakt�r. �imdi d���nelim;

Biz bir devletle harbe tutu�tuk; esir ald�k ve bizden esir ald�lar. Bu esirlere kar�� yap�lacak �e�itli muamele �ekilleri vard�r:

1- Baz� z�lim idarelerde oldu�u gibi, hepsini k�l��tan ge�irme,

2- Yahut esir kamplar�nda bak�m ve g�r�mlerini yap�p muhafaza etme.

3- Veya onlara kendi memleketlerine d�n�p gitme imk�nlar�n� sa�lama.

4- Yahut da, al�p onlar� m�'minlere da��t�p, ganimetten

bir par�a sayma.

�imdi geriye d�n�p teker teker bunlar�n �zerinde dural�m:

1- Evvel� hangi vicdan ve insaf, kad�n-erkek, �oluk-�ocuk b�t�n insanlar� ac�maks�z�n k�l��tan ge�irmeye taraftar olur. Aradan as�rlar ge�mi� olmas�na ra�men, Kartacal�lara rev� g�r�len mez�lim, h�l� Romal�n�n aln�nda utand�r�c� bir leke olarak kendini g�stermektedir. Buhtunnas�r'�n ac�maks�z�n yapt��� muamele; firavunlar�n gadri ve cevri, be�erin h�f�zas�ndan silinmeyen zul�m tablolar�ndand�r. Uza�a gitmeye ne l�zum var; Balkanlarda bizim �ekip g�rd�klerimiz; Rusya'da do�ranan otuz milyon kurban; Naziler taraf�ndan katledilen binlerce insan... B�t�n bunlar� ho� g�recek bir insan g�sterilebilir mi?..

2- Esir kamplar�n�n tiksindiricili�i de bundan geri de�ildir. Yirminci as�r, esir kamplar�n�n en �irkinlerine ��hid olmu�tur. Bil�mum Balkanlardaki esir kamplar�, hususiyle Edirne (Sarayi�i), vah�ilere rahmet okutturacak kadar �en�etlerle doludur. Amerika'l�lar, Japon kamplar�ndan �ik�yet ederler, e�er kad�nlar�n�n memelerinin kesilip, iffetlerine ili�ildi�i; erkekleri, a�a� kabu�u yiyerek �l�me terk edildi�i (Sarayi�i) mazlumlar�n�n; Azerbaycan ve Rusya'daki ma�durlar�n u�rad�klar� zul�mleri g�rselerdi, Japonlardaki �ektiklerini de, onlara �ektirdiklerini de �ok hafif ve ehemmiyetsiz addedeceklerdi. �kinci Cihan Harbiyle, hem Avrupa, hem de Asya esir kamplar�n� en ac� �ekilleriyle hem g�rd� hem de ya�ad�. Demek ki bu yol ve bu us�l� denemek ve tatbik etmek, insaf ve insanl�kla te'lifi m�mk�n olmayan bir vah�et ve hunharl�ktan ba�ka bir �ey de�il!..

3- Esirleri kendi memleketlerine i�de gibi insan� bir yolu takdirle kar��lar�z; ancak, onlar bizden ald�klar� esirleri �ld�r�yor ve i�de etmiyorlarsa, bu, kendi insan�m�za kar�� vef�s�zl�k if�desi olur.. hele i�de etti�imiz kimselerin, bizden bir k�s�m ma'l�matlarla yurtlar�na ve birliklerine d�nmeleri; hem d��mana strateji kapt�rma, hem de kendi birliklerimizde mor�l ��k�nt�s�ne muk�bil, d��man� cesaretlendirme, g��lendirme ve daha dinamik olarak sald�r�ya ge�melerine yard�mc� olmadan ba�ka bir �ey de�ildir. Belki b�yle bir i�de muamelesi, ancak, devletlerin kar��l�kl� anla�malar�yla tecviz edilebilir ki; bu da d�n ve bug�n s�k s�k ba�vurulan hususlardan biri olmu�tur. Bundan sonra da ba�vurulabilir ve bir �l��de k�le d�k�nt�leri �nlenmi� olur.

4- B�t�n bunlardan sonra geriye, esirlerin, harbe i�tirak edenler aras�nda taksimi mevzuu kal�yor ki, �sl�m, i�bu muvakkat esir etme yolunu tercih etmi�tir. Ne �ld�rme, ne toptan imha yolu... Ne esir kamplar� ve oradaki mez�lim, ne de d��man� cesaretlendirecek bir yol; belki b�t�n bunlar�n �ok fevkinde tabiat-� be�ere de yak���r bir yol...

Her m�'minin h�nesindeki esir, do�ruyu, g�zeli, yak�ndan g�rme imk�n�n� bulacak. G�rd��� iyi muamele ve insanca davran��larla g�nl� fethedilecek -Nitekim binlerce mis�liyle de �yle olmu�tur- sonra da h�rriyete kavu�turularak, M�sl�manlar�n istif�de etti�i b�t�n haklardan istif�de etme imk�n� kendisine verilecektir. Bu yol ve bu us�llerle binlerce m�kemmel insan yeti�mi�tir. �mam M�lik'in �eyhi N�f�'den al�n da, T�vus bin Keysan ve Mesruk gibi y�zlerce Tabi�n imam�n� da i�inde sayaca��m�z b�y�k bir "Mev�l�" toplulu�u hep bu yolla yeti�tirilmi�tir.

Bununla beraber, biz bu tatbikata muvakkat dedik; z�r� bu �ekilde bir tatbikat tekerr�r edip dursa bile, �sl�m'da h�rriyetin esas olmas�, es�retten kurtulma hususunda istif�de edilecek yollar�n �oklu�u ve d�n'in de�i�ik yollarla bu mevz�da yapt��� �srarl� te�vikler, k�leli�in �r�z"� ve tebe� oldu�unu g�steriyor. Ne var ki, d�nya devletleri ayn� �ey �zerinde ittifaka varacaklar� �na kadar, ba�ka kesimlerde k�lelik �retilecek ve i�lettirilecektir. �sl�m'�n bu mevz�da, tek ba��na verdi�i h�k�mler ise, sadece kendi cemaat� dairesi i�inde kalacakt�r. Nitekim o, h�km�n� vermi� ve prensiplerini vaz'etmi�tir. Cihan sulhunu temine gayret g�sterenler, sadece bu prensiplere �lem-��m�l tatbikat zemini haz�rlamakla m�kellefdirler. Zaten bu da �sl�m'�n ta'dil ve �slah etmek �zere ele ald��� hususlardand�r ki; en vah�i ve gayr-i insan� bir durumdan, hayra ve g�zelli�e ��karma yolunu g�sterir. Ve kendi s�n�rlar�n� a�an hususlar� da, gelece�in devlet idarecilerine teklif eder.

Bu mevzuda di�er bir husus da, kendi cemaatimizin ferdlerinin, �sl�m� man�da olgunla�m�� olmamas�d�r. Esasen herkesi melekler seviyesine ��karaca��na dair d�nin, herhangi bir tekeff�l� yoktur. O'nun, kuds� prensiplerine s�ms�k� sar�lmak suretiyle y�kselip melekle�enler oldu�u gibi, kendini a�amam�� bir k�s�m ham-ruhlar da bulunabilecektir. Ve b�ylelerin, teferruata ait meselelerde ihm�l ve kusurlar� da g�r�lecektir. ��te, bu tip insanlarda, k�leli�in ya�amas� arzusu ve bu hususta di�erlerinin, yani k�lelik �reten milletlerin yan�nda bulunmalar� da olabilecektir.

Bir mesele kald� ki; o da; belli devirlerde, h�rriyete kavu�turma yollar� mevcutken ve biliniyorken; uzun zaman m�'minler ellerinde esir ve k�le bulundurmu� olmalar�d�r. Bu ise, anlat�lan �eylerle, pratikte g�r�len �eylerin ten�kuzu gibidir.

Evet, ilk as�rdan ba�layarak, belli devirlerde m�'minlerin bu m�esseseyi i�letti�ini g�rmekteyiz. Fakat, bunda iki ciddi sebep ve s�ik var: Bunlardan biri efendilerle al�kal�, di�eri de k�lelerle. Biraz evvel temas etti�im gibi, �sl�m tatbikatta m�kemmel insan teminat�n�, insandaki irade ve h�rriyetle al�kal� olarak m�tal�a etmektedir. Binaenaleyh, n�k�s ve n�tamam ferdler, olgun insanlara ait bir k�s�m i�leri eksiksiz yapamayacaklard�r. ��te, bu t�rl� ferdlerin, terbiye-i Muhammediye (sav) ile olgunla�acaklar� �na kadar, bu i�in tam tatbikat bulmamas� bir bak�ma norm�ldir. Kald� ki, �� be� sergerdan�n beh�m� hislerini ya�amalar�n� ves�le ederek �sl�m'� karartma�a �al��mak da haks�zl�k ve insafs�zl�kd�r.

�kinci ��k, k�lelerin kendileriyle al�kal�d�r. Bu hususta da, �sl�m'�n tatbikat�, tabiat-� be�eri hesaba katma �l��s� i�indedir ve orjinald�r. �lk M�sl�manlar, k�leleri evvel� insan olduklar�na inand�rma, h�rriyete kar�� olan vah�etlerini iz�le etme, aile kurma yolunu g�sterme ve hayata al��t�rma gibi terbiye edici prensiplerle ele alm��lard�r.

�tiyat ve al��kanl�klar, insanda ikinci bir tabiat meydana getirir. Bunu giderme ve eski h�li ihy� etme, bir vah�i hayvan� terbiye kadar zordur. K�lelik de �yledir. Ve o, bir f�trat deformasyonudur. Islah� uzun zaman ister. ��te m�'minler de, bunu yapm��lard�r.

Her m�'min, "Karde�im" deyip ba�r�na bast��� k�lesine, m�stakil �al��ma, m�stakil kazanma; yuva kurma ve aile idare etme gibi hususlar� teker teker ��retmi�, al��t�rm�� zarar melhuz de�ilse veya hay�r �mid ediyorsa- sonra da h�rriyete kavu�turmu�tur.

E�er bu ameliyelere t�bi tutulmadan o istidat ve kabiliyetleri k�reltilmi� insanlar, s�rtlar�nda bir "�r" olarak ta��d�klar� insanl�kla, topluluk i�ine sal�nsalard�, akvaryum bal�klar� veya kafes ku�lar� gibi, i�tim��nin karmakar���k dolaplar� kar��s�nda �a�k�na d�necek ve eski h�llerine avdet hissine kap�lacaklard�. Bu ise, k�leler ad�na hi�bir hay�r if�de etmeyecekti. Nitekim, hayat kanunlar�na kar�� c�hil pek �ok k�le daha sonralar� arz edildi�i �ekilde hareket etmi�tir. Amerika Reisicumhurlar�ndan Abraham Lincoln'in bir hamlede b�t�n k�leleri h�rriyete kavu�turmas�, k�lelerin yeniden eski efendilerinin yan�na d�nmesi �eklinde neticelenmi�ti. Ba�ka t�rl� olmas� da d���n�lemezdi. B�t�n hayat boyu veya hayat�n�n bir k�sm�nda esir ya�am�� bir insan, hep emir alma�a al��m��t�r. Belki �ok g�zel i�ler verdi�i de olmu�tur; ancak, makina gibi d��tan idare edildi�i i�in, b�yle biri, elli ya��nda da olsa, �ocuk mes�besindedir. Hayat� bilen ve hayata a��k olan birinin yan�nda, t�lim ve terbiye g�rmeye, hayat ve onun kanunlar�n� ��renmeye ihtiyac� vard�r. Bu husus, de�il h�rriyetini yitirmi� k�leler i�in, belki m�stemleke h�line getirilmi� ve uzun zaman istismar edilmi� pek �ok devletlerde de hissedilen bir marazd�r. Evet, bu milletlere dahi, uzun zaman terbiye verilip �ahsiyet ve benlik kazand�r�lmazsa.. yabanc� devletlere yabanc� milletlere kar�� ba�l�l�ktan ve alk�� tutmaktan geri kalmayacaklard�r. Hatt� diyebilirim ki, �ahsiyetini yitirmi� milletlere, yeniden benlik �uuru kazand�rmak, esirlere insan olduklar�n� ��retmekten daha zordur. Her ne ise, sadet h�rici oldu...

��te �sl�m, k�leye benlik, insanl�k �uurunu kazand�rmakla i�e ba�lam��, onun inhiraf etmi� ruhuna muv�zene getirmi�; kalbine h�rriyet anlay�� ve a�k�n� yerle�tirmi�; �deta "iste vereyim" der gibi yapm��t�r. Sonra da, hayata sal�vermi�tir. Zeyd bin H�rise'nin yeti�tirilip h�rriyete kavu�turulmas� ve arkas�ndan da soylu bir kad�nla evlendirilmesi, sonra, i�inde, e�r�f�n da bulundu�u bir �sl�m ordusuna kumandan ta'yin edilmesi, kademe kademe pl�nlanan hedefin g�zetilmesinden ba�ka bir �ey de�ildir.

Bil�l-i Habe��'nin (ra) ilk saflarda yerini almas�, Huzeyfe'nin k�lesi S�lim'in (ra) M�sl�manlar nazar�nda g�pta edilecek bir mevkide olmas�, Selman-i P�k'in ehl-i beyt-i Res�l�llah'dan say�lmas�, k�lenin M�sl�manl�kta ve M�sl�manlar�n h�nelerinde ne h�l ald���n�n canl� mis�lleridir. Bunlar�, y�zlerceye ibl�� edebilirz. Ancak soru cevap mevzuu i�inde bu kadar kabar�k muhtev� s�k�c� olur m�l�hazas�yla k�sa kesiyorum...

H�l�s� olarak diyebiliriz ki; �sl�m k�leli�i vaz'etmedi; bil�kis onu ta'dile koyuldu ve kurutma yollar�n� g�sterdi. �ayet harblerin d�k�nt�s� esirler ve bir k�s�m sefil ruhlar�n bunu te�vik ve tervi�leri olmasayd�, k�lelik �sl�m'�n mu�ll� b�nyesinde, tenkid edildi�i �ekliyle asla p�yid�r olamazd�. Zaten, zarur� olarak kar��s�na ��kan k�lelik i�in de o, ahk�m v�z' etmi�ti ve onu arz edildi�i �ekilde sef�let ve peri�aniyetden; mazlumiyet ve ma�duriyetden hal�s ederek, mutlak hayra ve mutlak g�zele y�nelmi�ti.

�sl�m'�n ba�latt���, ferd� k�leli�i kald�rma hamlesiyle bug�n, bu cins k�lelik art�k kurutuldu�u gibi, devlet ve milletlerin k�leliklerinin de, sona ermesi niyaz ve dile�i ile s�zlerime son veriyorum.