Vahdet-i v�cud nedir ve itikad�m�zla telif edilebilir mi?

V�c�d birli�i s�zc���yle ifade edece�imiz "vahdet-i v�c�d", daha ziyade tasavvuf�ular aras�nda bahis mevzuu olan bir meseledir.

"Vahdet-i v�c�d ", �oklar�na g�re bir zevk ve h�l meselesi olmas�na ra�men, bir k�s�m kimseler ona felsef� bir kisve giydirerek farkl� anlamak istemi�lerdir. Di�er bir k�sm� ise, onunla, vahdet-i mevcut, "monizm" aras�nda fark g�rmemi�lerdir.

M�sl�manlar�n d���nce tarihinde olduk�a m�him bir yer i�gal eden "vahdet-i v�c�d", anlay��� da, her meselede oldu�u gibi ifrat ve tefritler i�inde devam ede gelmi�tir. Asl�nda tamamen, Allah'�n z�t�yla al�kal� bu d���nce sistemi, yerinde, if�de ve kelime yetersizli�inden; yerinde, onu �u g�r�len �leme tatbikten do�an eksikliklerden; yerinde de, felsef� bir h�viyeti olan "panteizmle" aras�ndaki benzerlikten, hem �imdiye kadar �ok farkl� anla��lm��, hem de de�i�ik tel�kkilere sebebiyet vermi�, �ok m�n�ka�a g�t�r�r mevzulardand�r.

Bu ekole mensub olanlarca, tevhid'in �� mertebesi vard�r: 1- Tevh�d-i ef'�l (K�inatta meydana gelen her i�in f�ili Allah'd�r, akidesi): Bu anlay��a g�re, hangi sebeple, ne zaman bir i� meydana gelirse gelsin, onun i�in ba�ka sebep aramaya l�zum yoktur. O. do�rudan do�ruya Allah'�n f�lidir. Burada kel�m ilminin mevz� edindi�i �eylerden olan "kesb" ve "halk" hususlar�na intikal ederek, meseleyi da��tmakta f�ide m�l�haza etmiyoruz. Asl�nda o husus kaderle al�kal� sorular aras�nda ele al�nm��t�..

Bu g�r��te olanlar�n tevh�d-i ef'�li te'y�d eder delilleri de vard�r. Ezc�mle: "Allah, sizi de, yapt���n�z �eyleri de yaratt�." (Saffat/96) kez�, "Hepsi Allah'dand�r" (N�s�/781 vs. gibi �yetler zikredilebilir.

2- Tevh�d-i s�f�t (B�t�n kudretlerin, iradelerin, ilimlerin Allah'a aid oldu�una itikad etme) : Buna g�re b�t�n c�zibeler, d�fialar ve her t�rl� kuv�, meleke ondan bir m�n�, bir hal ve O'na mahsus bir i�tir.

3- Tevh�d-i Z�t: V�cud, yaln�z bir z�tdan ibaretdir. O'nun d���nda, g�r�nen �eylere gelince, muhtelif mertebelerde onun zuhur ve tecellisinden ba�ka bir �ey de�ildir.

Tevh�d'in mertebeleri olarak anlat�lan bu hususlar�n b�t�n� �zerinde m�n�ka�a yap�labilir; zuhur ve tecell� n�anslar�na kadar kriti�e t�b� tutulabilir. Ne var ki, bizim mevzumuz bunlardan, tevh�din ���nc� mertebesi olarak ele al�nan Tevh�d-i Z�t'la al�kal� oldu�u i�in, sadece onun �zerinde durmak istiyoruz.

Bu t�rl� tevh�d anlay���n�n zevk ve h�le inhisar ettirilmesi durumunda. kimsenin diyece�i bir �ey olmam�� ve �zerinde m�n�ka�a da yap�lmam��t�r.

Asl�nda. b�t�n e�ya ve h�diseler. Allah'a. O'nun isimlerine dayand�r�lmad��� takdirde izah edilemeyece�i, ehlince s�bit bir hakikatd�r. B�yle bir anlay��ta da az-�ok ayn� m�n�da bir tevh�d d���ncesi sezilir ki. tasavvuf�ular�n d���nce tarzlar�na olduk�a yak�nd�r.

Zaten, Sa'd�dd�n Teft�z�n�'de "�erh'�l-Mak�s�d"�nda, vahdet-i v�c�da taraftar olanlar� iki s�n�fa ay�rarak, bunlardan bir z�mrenin, ehl-i s�nnet'in d���nce sistemi i�inde oldu�unu s�yler ki, biraz evvel arz edildi�i �zere, b�ylelerin durumu hi�bir zaman m�n�ka�a mevzuu olmam��t�r.

�mam Teft�z�n�'ye g�re, vahdet-i v�c�dcular iki z�mredir: Sof�yye ve m�tasavvife. Sof�yye, mevcud gibi v�c�dda da �oklu�u kab�l eder; ancak hakikat yolcusu Allah'a ula��nca, kendini irfan denizine g�m�lm�� g�rerek, z�t�n� Allah'�n z�t�nda, s�fatlar�n� Allah'�n s�fatlar�nda, f�n� ve yok olmu� bilir ki, b�yle bir s�lik'in nazar�nda, Allah'dan gayri her �ey kaybolur ve Hak yolcusu, varl���n�, Hak tecell�lerinin bir noktada mihrakla�mas�ndan (odakla�ma) ibaret sayar ki, i�te tasavvuf erb�b�n�n"fen� fi-l-tevh�d'dedikleri h�let de budur. �ok defa, bu mertebedeki, ahv�l iyi tasavvur edilemeyi�inden"hul�l''ve"ittihat"&127;41 if�de eden s�zler de sarf edilmi� olur.

Sof�lerden bir z�mrenin nazar�nda b�yle bir tevh�d, mak�m-� cem'in gere�idir. Tabii bu da, her �eyden evvel bir irfan, sonra da bir zevk meselesidir. Bu makamda insan�n, e�yaya hakiki varl�k vermesi, m���hede ve duyu�a z�dd�r. Bu �tibarla da, o h�let i�inde sebepleri kabullenmek �irk hissini verir. Aksine bu idrak ve h�l�ta ula�madan esb�b� ink�r, riy�k�rl�k ve m�cerred bir iddiad�r. Buna binaen cem'in ne demek oldu�unu bilemeyen, irfans�z; farkdan habersiz olan da kulluk esr�r�ndan habersiz addedilmi�tir. Olgun insan ise fark ve cem'i yerine g�re kab�l edendir.

�kinci z�mre, a��ktan a���a vahdet-i v�c�da taraftar olanlard�r. Bunlara g�re v�c�d birdir; O da s�rf Cen�b-� Hakk'�n v�c�dundan ibaretdir. �lemde g�r�len �okluk ise, sadece bir hay�l ve serabd�r.

G�r�ld��� �zere, Sof�yyede, "Vahdet-i V�c�d" telakkisi bir zevk, bir h�l i�i olmas�na muk�bil, sonradan gelen mutasavvifede. hak�ki bir kanaat ve felsefe oldu�u hissini veriyor. V�k�a kel�mc�lardan da bu kanaata sahip olanlar ve h�tta Cel�l�ddin Devv�n� gibi �iddetle m�dafaa edenler de az de�ildir. Ne var ki, d�nden bug�ne Ehl-i S�nnet ulem�s�. e�yan�n hakikat�n�n mevcud ve s�bit oldu�u mevz�unda ittifak h�lindedirler.

�eyh�lisl�m M. Sabri Efendi "Mevkif'ul-akl" isimli kitab�nda. vahdet-i v�c�d nazariyesinin arkas�nda V�c�d-u Hak. z�t�n�n ayn� oldu�u d���ncesini g�stermektedir. Bu ise v�k�f olanlarca bilindi�i gibi, Kel�m ulemas�na g�re, V�c�d. m�hiyet �zere z�iddir. Ol Bu v�cibde de b�yledir, m�mkinde de... �mam E�'ar� ise, tam aksine, v�cubda da, m�mkinde de V�c�d'u. m�hiyetin ayn� saym��t�r. Filozoflar ise, v�c�bda, E�'ar� ile ayn� d���nceyi payla�mas�na kar��l�k, m�mkinde, kel�m ulem�s�n�n nokta-i nazar�n� benimser. Son iki ekol: v�cudu, Z�t-� B�r�'nin ayn� ve O'nun v�c�dundan ibaret sayd�klar�ndan, e�yaya itibar� ve iz�f� birer v�c�d vererek her �eyi Allah'�n z�t�ndan ib�ret g�rm��lerdir.

Asl�nda v�c�d gibi, s�ir, il�h� s�fatlar�n da, Z�t'�n�n ayn� veya gayri olmas� hususu �teden beri m�n�ka�a edile gelen mevz�lardand�r. Ancak, pek �ok uleman�n da i�inde bulundu�u bir cemaat hakk�nda, v�c�d-u B�ri'yi Z�t�'�n ayn� sayma d���ncesinde, Vahdet-i V�c�d'a, hatta Vahdet-i Mevcut'a (monizm) gidilece�ini ��karmak, bu b�y�k z�tlar� dal�let yolunda g�rmeyi netice verir ki; b�yle bir d���nce, m�nev� mes�liyeti, alt�ndan kalk�lamayacak b�y�k olsa gerektir.

V�k�a Cel�l�dd�n Devv�ni "Ris�let-�l Zevr�'' �zerine olan beyanlar�yla, Hakk'�n varl���n�n Z�t�'n�n ayn� oldu�unu ve Z�t-� Hakk'dan ba�ka hakiki mevcud bulunmad���n� ve buna g�re, v�c�d, v�c�d olmas� itibariyle, Hakk'�n v�c�dundan ibaret bulundu�unu if�de ediyor ki, bu da Allah'dan gayri b�t�n mevcut�t�n v�c�dunun, hak�k� olmay�p, itib�r� ve mec�z� oldu�unu anlatmaktan ba�ka bir �ey de�ildir. Devv�n�, ayn� eserde bir kademe daha ileri giderek: �lemin, Allah'dan ba�ka bir tak�m m�stakil varl�klar olarak m�l�hazas�n�n, hem v�c�d �tibariyle, hem de zuhur �tibariyle imk�ns�z oldu�unu if�de eder. "V�c�d �tibariyle �lemin varolmas� d���n�lemez. Z�r�, Cen�b-� Hakk'dan ba�ka herhangi bir �eyin bizzat mevcud olmas� imk�ns�zd�r. Zuhur itibariyle de mi.imkin�t�n hak�k� varolmas� d���n�lemez. ��nk�, bir �eyin zuh�ru. ancak Hak'dan ibaret olan V�c�d'a irtibatla meydana gelir. Buna g�re Hakk in v�c�dundan ba�ka m�stakil hak�katlar d���n�l�rse, o v�c�dla al�kal� m�l�haza edilmesi l�z�m gelirki, mevcudiyetine h�kmedebilsin. demek ki. vehim ve hay�l olarak it�bar etti�imiz h�viyetleri ve z�tlar� asla mevcud saymamak gerektir" der.

Muhyiddin �bn-i Arab� bir derece daha ileri giderek. bir tez�h�r ve yans�madan ibaret sayd��� �lemin �u g�r�len h�li. asl� mevcud ve hele devaml�l�k i�inde bir mevcud olmad���n� �srarla if�de etmektedir. Allah (cc) daimi tecell� etmekte, �lem de yenilenip durmaktad�r. Bu tecell�ler birbirini takip etmekte ve �lem her �n bu tecell�lerle varl�k ve yokluk aras�nda gelip-gitmektedir. Tecell�ler o kadar ser� ve kesilmeksizin cereyan etmektedir ki; dev�m ede gelen varl�k silsilesinde herhangi bir kopukluk da hissedilmemektedir.

Mevl�na Cel�leddin-i R�m� Hazretleri de rengin ve zengin if�deleriyle, bu kan�ate i�tir�k eder: "Ey r�humuzun r�hu, biz kim oluyoruz da, kendimize varl�k bi�ip ortaya ��kal�m. Biz bir alay hi�ten ibaretiz. Bizim varl���m�z da bir hi�tir. Sen ise, bir V�c�d-u Mutlaks�n ki, her �eyin ortaya ��kaca�� bir aynada, f�n�leri g�steriyorsun. Bizler birer arslanlar�z, fakat hak�k� de�il, sancak �zerine nak�edilmi� ve esen r�zg�rla hareket eden arslanlar. Sancak �zerindeki bu arslanlar�n hareketleri hissedilir de, bunlar� hareket ettiren r�zg�r g�r�nmez. -O g�r�nmeyen eksik olmas�n!- Bizlerin varl��� senin ihsan�n, senin ic�d�nd�r. Yoklu�a varl�k lezzetini tatt�r�p, onu ezelde kendine ���k etmi�sin." K�inattaki b�t�n �alkalanma ve dalgalanmalar�, Hakk'�n tecellisinden ibaret sayan bu d���nce. Hak'dan ba�ka hi�bir �eye v�c�d vermemektedir. Onun. bu �leme var nazar�yla bakmas�, mazhariyet al�kas�ndan �t�r� ve mec�z�dir.

Ne var ki. Hakk'�n tecellisinden ibaret olan varl�klarda, bir de de�i�iklik ve �okluk g�ze �arpmaktad�r. Bu, �yinelerin istid�d�na ba�l� bir de�i�iklik ve �okluktur ki. V�c�d'un birli�ine zarar vermez.

C�neyd-i Ba�dad� de bu hakikat�, "Suyun rengi tas�n rengidir. " s�z�yle if�de eder. Bin�enaleyh, hakiki v�c�d birdir. T�pk� bir nur gibi... B�t�n varl�k bu n�run aksi ve mevcelenmesinden ib�retdir. Nas�l ki. muhtelif habbeciklerden meydana gelen ya�mur, dolu. �im�ek ve g�k g�r�lt�s� ayr� ayr� g�r�nt�ler arz ediyor olmalar�na ra�men, tek hak�kat�n de�i�ik ahv�linden ibaretdir. �yle de bir sel gibi ak�p giden ve ayr� ayr� tez�h�rleri olan e�ya ve h�diseler de, bir hak�kat�n cilvelerinden ibarettir.

G�r�ld��� �zere "Vahdet-i V�c�d" mevzuunu felsefi h�viyette ele alan mutasavvife, ilk sof�lerin vahdet-i �uh�d'a g�t�ren, olduk�a duru tevh�d ak�delerine mukabil, hul�l ve ittih�d� i�m�m eder s�zlerden kurtulamam��lard�r. Asl�nda, meseleyi bir ilim ve felsefe mevzuu olarak kabul ettikten sonra b�yle bir durumdan kurtulmalar� da d���n�lemez. Kald� ki, bunun �tesinde, �yet ve had�slerle de bir k�s�m tah�id�t�n yap�ld��� g�r�l�r.Bir ka��n� arz edelim:

1) "Siz onlar� (k�firleri) �ld�rmediniz; fakat Allah �ld�rd�. Att���n� da (ta� toprak ve sil�h) sen atmad�n, ancak Allah att�. "(Enf�l/16)

2) "Ger�ekten sana biat edenler (Hudeybiye g�n�) ancak Allah'a biat etmi� olurlar. "(Fetih/10)

3) "Kasem olsun ki, insan� Biz yaratt�k ve nefsinin ona ne vesveseler verdi�ini biliriz. Biz ona �ah damar�ndan daha yak�n�z." (K�f; 16)

Ayn� istikamette delil olarak g�sterilen Had�s-i �erifler de vard�r. Ezc�mle; �mam M�slim'in rivayet etti�i: "- Ey insano�lu! Hasta oldum beni dola�mad�n? Kul: -Yarabbi, Sen Rabb�l�leminsin. seni nas�l dola��r�m. Cen�b-� Hak: -Bilmiyor musun. falan kulum hasta oldu onu ziy�ret etmedin, e�er onu ziyaret etseydin, beni onun yan�nda bulurdun...'' Kez�, yine ayn� kaynakta: "Kulum n�fileler ile bana yakla��r. b�ylece ben de onu severim ve sevdi�im vakitte de. onun i�iten kula��, g�ren g�z�, tutan eli ve y�r�yen aya�� olurum..."

Delil olarak getirilen bu kabil �eyleri �o�altmak m�mk�nd�r. Ancak, �o�altman�n herhangi bir de�i�iklik meydana getirmeyece�i m�l�hazas�yla k�sa kesiyoruz.

Ba�ta, mis�l olarak bir ikisini arz etti�im, tasavvuf b�y�klerinin de, bu istikamette if�de ettikleri �eyler k���msenmeyecek kadar �oktur. Ne var ki sorulara cevap sadedinde, b�t�n bir "Vahdet-i V�c�d" tarihini ele almaya imk�n olmad��� gibi gerek de yoktur. Biz burada sadece bir iki mis�le temasla iktifa edece�iz:

Evvel�, Kur'�n-� Kerim'den ilk iki �yeti, muhkem�t'a hamlederek, Kel�m-� �l�h�'de herhangi bir z�dl��a meydan vermeden, ma'k�l bir tefsire gitmek en is�betli yoldur ki, �imdiye kadar b�y�k tefsirciler de hep b�yle yapm��lard�r. '

Bu te'v�l, ister f�lin -kimden s�d�r olursa olsun- Allah'a aid oldu�unu if�de etsin, ister bir mu'cize m�n�s�n� if�de etsin, ister en �erefli kulunun f�lini, -onun �ereflili�ini g�stermek i�in- Z�t-� Ul�hiyetine iz�fe etsin, isterse g��l�l�k, is�bet ve te'yid m�n�lar�n� kastetsin, �ok fark etmez...

Asl�nda, delil olarak getirilen bu �yetlerde, Vahdet-i V�c�ddan daha ziy�de, e�yan�n hakikat�n�n te'yid edildi�i g�r�lmektedir. Z�r�, k�fir-m�'min ayr�l���ndan, k�til, makt�l ayr�l���ndan; muh�tab ve ���nc� �ah�s ayr�l���ndan bahsediyor ki; bundan, v�c�d birli�i ��karmak ancak �ok tekell�fl� te'villerle m�mk�n olabilecektir. Hele, �ahdamar�ndan daha yak�n olmay� if�de eden �yetten, mezkur istikamette bir h�k�m ��karmak, kat'iyyen m�mk�n de�ildir.

Hadis-i �eriflerde ise, V�cud birli�i ��yle dursun, apa��k �okluktan bahsedilmektedir. Kulun kurbiyet kazanaca�� �na kadar, bir ikinci varl�k oldu�unu kabul ectip de, belli bir zaman sonra birlikten bahsetmek, mutasavvifenin dahi kabul edemeyece�i bir h�l�l ve ittihad ak�desidir.

Hatta bu mevz�da ehl�llah'�n vahdet-i v�cudu te'yid ediyor gibi g�r�nen s�zlerinde dah�, hep maksatlar�n�n aksine, ikilik hissedilmektedir;

"G�h g�ne�, g�h deniz olursun; g�h Kafda��, g�h Ank� olursun; sen z�t�nda ne o, ne de bu olursun. Ey akl�n tasavvurundan m�berr� olan Z�t! Sen sonsuz oldu�un h�lde, bu kadar suretlerle tecelli etti�inden dolay� hakk�nda hem tevh�d eden. hem de te�b�h eden hayrettedir" (Mevl�n�) Hi�bir te'v�l ve tefsire t�bi tutmadan, ikilik �zere seyredildi�i apa��k meydandad�r.

Kald� ki, mutasavvife kendisi de bizzat �okluk semtinde g�r�nmektedir. Muhte�em if�delerin g�lgesinde, ba�kalar� Vahdet-i V�c�d'a delil arayadursun, nazariye taraftarlar�, nefis �ld�rme, benli�i imh� etme... gibi, �okluk if�de eden �eylerden bir t�rl� s�yr�lamam��lard�r.

Vahdetden hareket edenlerin, noksanl�klardan kurtulmak ve kem�l�ta ermek i�in o kadar me�akkatlere katlanmalar�na ne gerek var!... Hele, bu b�y�k z�tlar�n Allah'a kulluk mevzuunda g�sterdikleri hass�siyet, kat'iyen felsef� "Vahdet-i V�c�d" anlay���n� cerh etmektedir:

Bir kere, kendini m�kellef kabul eden Vahdet-i V�c�dcu. �mir, me'mur ayr�l���n� da kabul etmi� demektir. Me'muriyeti kabulle beraber, v�cud birli�inden bahsetmek bir ten�kuzdur. M�kellefiyeti ink�r eden bir k�s�m z�nd�klar, istisn� edilecek olursa, Allah kar��s�nda me'muriyeti ink�ra, �imdiye kadar hi�bir m�'min cesaret edememi�dir. �yle ise, sofiyyenin vahdet-i �uh�da bakan ve ona giden "Vahdet-i V�c�d" anlay��lar�, bir h�le ma�l�biyet, bir isti�rak ve g�n�lde duyulan �eyleri if�dede bir kelime yetmezli�i hali olmas�na muk�bil, mutasavvifenin vahdet-i v�c�d anlay��lar�, bu i�-idrak ve m���hede de bir felsefe yapmak ve hatta bu istikamette, bat�da yap�lm�� bir felsefenin malzemesini kullanmak tarz�nda bir televv�nd�r.

Ba�kalar�n�n iddi� etti�i gibi, �sl�m b�y�kleri, "neoplatonizm" tesirinde, bir "panteizm" felsefesi yapmak istedikleri �eklinde katiyyen anla��lmamal�d�r. Belki bu b�y�k zev�t, i�-m���hede ve duyu�lar�n� dile getirmek istediklerinde, �riye olarak "neoplatonizm "den ald�klar� bir k�s�m kelimeleri kullanmada beis g�rmemi�lerdir. Yoksa Z�t-� Ul�hiyet anlay��� a��s�ndan. iki z�mre aras�nda da�lar kadar fark mevcuttur.

Her �eye ra�men Kur'�n'�n t�rif etti�i �ekilde, bir d�nya ve ukb� muv�zenesine s�hib bir cemaat�n, a�a��da arz edece�im hususlar muv�cehesinde, mutasavvifeye isn�d edildi�i �ekilde bir Vahdet-i V�c�d anlay���na kail olmalar� asla d���n�lemez:

1- B�t�n k�inata yay�lm��, her yerde ve her �ey say�lan bir il�h akidesi, en uygunsuz, en m�nasebetsiz �eyleri dahi "Al)ah" kabul etmeyi netice verir ki; ak�l ve nakil b�yle bir m�nasebetsizli�i �iddetle reddeder.

2- Kur'�n-� Kerim, yer yer k�inattan, Allah'�n varl���na ve birli�ine istidl�l eder, bu ise "e�y�" hakikat�n�n s�bit oldu�unu g�sterir.

3- Kur'�n-� Kerim'de, m�kerrer �yetler, k�inat�n hel�k olaca�� �zerinde durmakta ve hel�ki m�te�kib yeni d�nyalar�n m�jdesini vermektedir. Hel�k; mevcud olan bir �eyin, yok olmas� demektir. Ba�tan s�bit ve mevcud olmayan bir �eyin hel�k olaca��ndan bahsetmek abestir. Kur'�n ise, abes �eylerden bahsetmekten �ok y�ce ve m�berr�d�r.

4- B�t�n peygamberler (s.) istisn�s�z, b�y�k, k���k her �eyin sonradan yarat�ld��� dersini vermekte ve h�l�k ile mahl�k aras�ndaki m�n�sebetin bir yarat�c� ve yarat�lan m�n�sebeti oldu�unu �srarla telkin etmektedirler. Mutasavvifeye isn�d edildi�i �ekliyle "Vahdet-i V�c�d" d���ncesinde ise, hem peygamberlerin, hem de onlar�n ellerindeki vahiy hakikatlar�n�n tekz�b edilmesi bahis mevzuu olur ki, bu da d�ny�n�n en do�ru insanlar�na, en �en�' bir tec�v�z ve isn�d say�l�r.

5- "Vahdet-i V�c�d"a mesned olarak �r�d edilen delillerin hemen hepsinde. da'vaya del�letden daha ziy�de ikilik hissi m���hede edilmektedir.

6 - Kur'�n-� Ker�m'in b�y�k bir k�sm�, it�at edenlere m�k�fat, isy�n edenlere de cez� va'd ve tehdidini if�de etmektedir. "Vahdet-i V�c�d " anlay��� i�inde bu �yetlerden bir �ey ��karmak imk�n h�ricidir. Z�r�, "Ii`�at eden kim? Nimet nerede? Su�lu kim? Azap nedir?" Sualleri buna g�re hi�bir zaman cevab bulamayacakd�r.

7- B�t�n e�ya O'ndan ib�ret ve bir sel gibi ak�p giden h�diseler, O'nun bir �e�it tez�h�r� kabul kabul edildi�i takdirde, �irki ve m��riki, putu ve putperesti k�namak haks�zl�k olacakt�r. Z�r�, m�dem her tekevv�n O'nun tez�h�r�d�r, bahsedilen �eyleri de O'ndan ayr� g�rmek d���n�lmemelidir. Halbuki, tevhid akidesini tesbit eden Kur'�n ve s�nnet, ayn� zamanda putun ve putperestli�in de en b�y�k hasm�d�rlar.

8- "Vahdet-i V�c�d "un, ikinci z�mreye g�re �z�h edilmesi halinde, maddenin kad�m oldu�u h�km� hissedilmektedir. Bu ise, bil'icm� k�f�rd�r. Ve... ehlullah b�yle bir k�fr� irtik�bdan kat'iyyen m�berr�d�r.

B�t�n bunlardan sonra, mutasavvifeye isn�d edilen Vahdet-i V�c�d mesle�iyle, felsef� Vahdet-i V�c�d mesle�i aras�nda, daima a��k farklar da g�ze �arpa gelmi�tir.

Felsef� Vahdet-i V�c�d (Panteizm) z�hiren mutasavvifenin Vahdet-i V�c�d anlay���yla al�kal� g�r�lse bile, felsef� - nazar� olarak- Allah ile �lemi; bir �eyden ibaret g�rmektedir ki, bu da �u iki ana b�l�mde h�l�sa edilebilir:

1- Yaln�z Allah, hak�ki bir varl�kt�r; �lem bir k�s�m tez�h�r�t�n (manifestations), yahut meydana gelmeler, s�d�r olmalar�n (emanations), heyet-i mecmuas�ndan ba�ka bir �ey de�ildir ki, "Spinoza"n�n mezhepi budur.

2- Yaln�z �lem hak�kidir. Allah mevcud olan �eylerin mecmuundan ib�retdir ki, bu da ya tabi� v�c�diyecilik (pantheisme naturaliste) veyahud madd� v�c�dicilik (pantheisme naturalist) mezhepidir. Hegel ve taraftarlar� da buna zahib olmu�lard�r.

Buna bin�en diyebiliriz ki:

�sl�m mutasavvifesi, V�cib'�l-V�c�d'da, f�n� olmalar�n�n if�desi olarak, k�inat� ink�r etmelerine muk�bil, berikiler, H�l�k-� k�inat� sar�p sarmalay�p "h���!" bir tarafa koyma gayreti i�indedirler.

Mutasavvifenin, Vahdet-i V�c�d d���ncesi, z�mnen Vahdet-i �uh�du if�de etmesine kar��l�k, berikilerin "Vahdet-iV�c�du" Vahdet-i Mevcutu, (monizm) i�m�m etmektedir.

Birinciler, h�l, m���hede ve isti�rak gibi, ahv�li ifadede, kelime yetersizli�iyle o t�rl� m�te��bih�ta girmelerine bedel; di�erleri, ilim yapma, felsefe yapma ad�na b�yle bir yola s�l�k etmi�lerdir.

Birinciler, Allah (cc) ile ba�lay�p, o noktadan e�ya ve h�diseleri de�erlendirmelerine mukabil, ikinciler Cenab-� Hakk'� e�yaya t�bi k�larak meseleyi tedkike koyulmu�lard�r.

Birincilerde �l�h� bir zevk, ikincilerde ise sadece nazar�lik...

Birinciler, kendilerini hak�r g�rme esas� �zere y�r�mede, ikinciler ise, V�cib'�l-V�c�da benzeme felsefesini yapma gibi farkl�l�klar g�stermektedirler.

��in do�rusunu O bilir.