Kur'an Olmu� ve Olacak Her �eyden Bahsediyor Diyorlar. Bu Do�ru mudur? Do�ru ise, G�n�m�zdeki bir K�s�m Fen ve Tekni�e Ait Meseleleri de Bunun ��inde M�talaa Edebilir miyiz ?

Y�ce Yarat�c�'n�n, insano�lunun ��renmesine m�sa�de etti�i ve onun madd�-manev� terakkisine vesile k�ld��� her �eyden icm�len bahsetmesi do�rudur. Ancak, Allah'�n (cc) m�s�ade etmedi�i ve insano�lunun da d�nya ve �hiret hayat�na bir f�idesi dokunmayan �eylerden s�z etmesi, hele tafsilde bulunmas� asla bahis mevzuu de�ildir. Z�r�, b�yle bir �eyi kabullenmek, hikmet dolu bir kitaba abes isn�d etmek olur ki, o mukaddes bey�n bu t�rl� f�idesizlik ve abesiyetden �ok mu�ll�d�r!...

Kur'�n'�n ele al�p tahlile t�bi tuttu�u �eylerde, ta'kib etti�i bir yol vard�r ki, o yol bilinmedi�i zaman, tahlilci �ok defa hay�l k�r�kl���na u�rayabilir. Yani, arad���n� onda bulamayabilir.

Bir kere, Kur'�n'�n en birinci hedefi, bu k�inat me�herindeki kelime, sat�r, paragraf ve kitaplarla, me�her s�hibini tan�tt�rmak, iman ve ib�det yolunu a�mak; ferd� ve i�tim�� hayat� d�zenlemek; d�nya sa�detinin, �hirette dahi devam ve temad�sini temin ederek insan� mutlak sa�dete ula�t�rmakt�r.

Bu �tibarla o, bu y�ce hedefi tahakkuk ettirme yolunda her �eyden bahisler a�ar. Ele ald��� �eyleri, o istikamette ves�le olarak kullan�r ve ehemmiyetine g�re onlardan s�z eder. �nsandan, O'nun ehemmiyeti kadar; y�ld�zlardan derecelerine g�re ve elektrikten k�meti nispetinde...

B�yle yapmay�p da o, sadece yirminci asr�n "tabu"su say�lan bir k�s�m medeniyet h�rikalar�ndan bahsetseydi, pek �ok �eyin anlat�l�p tan�t�lma hakk� z�y� olacak ve bir k�s�m s�bit hakikatler, gelecek ke�ifler ve bilhassa insan, ihm�le u�rayacakt�. Bu ise, Kur'�n'�n, ruh ve maksad-� asl�sine b�t�n b�t�n z�t bir keyfiyettir.

Be�er i�in inen ve be�erin yarat�c�s�yla m�n�sebetini onun ebed� sa�detini hedef alan Kur'�n, hedefledi�i mevz�un azameti, geni�li�i ve hay�t�li�i nispetinde �ok y�nl� ve rengarenktir. O'nun, b�t�n bu y�nlerine �yine olabilmek i�in, k�t�phaneler dolusu kitaplar yaz�lm�� ve tefsirler meydana getirilmi�tir.

edeb� d�hiler, O'nun b�y�leyici if�desine ve bel�gat �st�nl���ne hayranl�k destanlar� ko�arken, nazarlar�n� �f�k ve enf�sde gezdiren ilim adamlar�, onun ayd�nlat�c� tayflar� alt�nda, e�ya ve h�diselerin hakiki y�zlerini g�rebilme ve anlayabilme bahtiyarl���na ermi�lerdir. Psikologlar, sosyologlar, kitleler ve insan ruhuna �it en mu�lak problemleri, onunla ��z�me kavu�tururken, ahl�k�� ve terbiyeciler de onu, bitip t�kenme bilmeyen, alabildi�ine zengin ve rengin bir menb� kab�l etmi�, nesillerin terbiyesinde hep O'na m�racaatta bulunmu�lard�r.

Bu geni� ve zengin muhtev�n�n �z�ne uygun takdimini mevzuun m�tehass�slar�n�n p�r�zs�z ve duru bey�nlar�na hav�le edip, okuyucuyu, bu istikamette yaz�lm�� kitaplarla ba� ba�a b�rakaca��m. Yoksa, bir seneyi a�k�n bir zaman i�inde ancak baz� hakikatlar� anlat�labilen Kur'�n'�,b�t�n y�nleriyle soru cevap s�tununda if�de etmenin k�bil olmayaca��n�, herhalde de�erli okuyucular�m�z da takdir ederler.

Ancak, Kur'�n'�n bir y�n� var ki; "Kur'�n muhtev�s�" deyince, daha ziy�de gen�lerimizin akl�na gelen de odur, o da, Kur'�n'�n fen ve teknikle, daha do�rusu pozitif ilimlerle al�kal� olabilecek y�n�d�r. Su�lde kastedilen hususun bu olmas� itibariyle, biz de daha ziy�de o husus �zerinde duraca��z.

V�k�a, bu sahay� da b�kir sayamay�z. Bu mevz�da �imdiye kadar y�zlerce eser yaz�ld� ve bunlarla Kur'�n� hakikatlar�n y�zlercesine ���k tutuldu. Ancak pek �o�u �tibariyle, devrin, fen ve k�lt�r�n�n tesirinde kal�narak kaleme al�nan bu eserler, ihtiv� ettikleri tekell�fl� te'villerden �t�r� okuyucu taraf�ndan hep ku�kuyla kar��lanm��t�r. Hele, s�but bulmam�� nazariyeleri birer ilm� ger�ek zannederek, Kur'�n'�n hakikatlar�n� onlara uydurmaya �al��malar, b�t�n b�t�n Kur'�n'� tahrif ve k���k d���r�c�, m�hiyetde olmu�tur. Oysa ki, Kur'�n'�n o meselelere d�ir bey�n� gayet a��k ve az bir gayretle hemen herkesin anlayabilece�i stildedir. �yle ki, O'nu getiren Melekle, da�daki �oban -let�ifin zevki bir tarafa- ondaki il�h� maksad� anlamada �ok da fark g�stermezler.

Bu �tibarla, onu anlatmada objektif olmak, il�h� bey�n�n sa�laml�k ve berrakl���na s�d�k kalmak ve onu vak'alar�n arkas�ndan ko�turmaktan daha ziy�de, bir end�m aynas� h�viyetiyle h�diselerin kar��s�na koymak esas olmal�d�r. Dil, esb�b-� n�z�l ve kelime n�anslar� bilinerek tahl�le t�b� tutmak, ilm� �st�lahlara girmedi�inden �t�r� garipsense bile, yanl�� olmayacakt�r. Bundan dolay�d�r ki, sah�be (ra) t�bi�n ve �bn-i Cer�r gibi ilk m�fessirlerin anlay��lar�n�n, s�but bulmu� ilm� ger�eklere �ok uygun olmas�na kar��l�k daha m�tefelsif (4) ve daha derin gibi g�r�nen sonrakilerde, ilmin r�huna uymayan tekellefl� te'villere raslan�lmaktad�r. Bu da bize ya�ad��� devrin te'sirinde kalmadan, Kur'�n'� anlatan tefsircilerin, onun r�huna daha yak�n oldu�unu g�stermektedir.

�imdi de, arz etmeye �al��t���m �eylere birer mis�l ve sorulan soruya da bir cevap te�kil etmesi maksad�yla, bir iki n�mune takdim etmek istiyorum:

1- Ezelden ebede kadar her �eyi g�ren ve bilen Y�ce Yarat�c�, evvel� umumi m�n�da gelece�in bir ilim ve irfan ve bunun zar�r� neticesi olarak da bir �m�n devresi olaca��na dikkati �ekiyor. "Biz onlara, �f�kda (bir ba�tan bir ba�a tabiat�n s�nesinde) ve kendi nefislerinde �yetlerimizi g�sterece�iz ki, O Kur'�n in ger�ek oldu�u onlara iyice tebeyy�n etsin." (Fussilet/53). �lk devirlerden g�n�m�ze kadar, b�t�n tasavvuf erbab�n�n `mevrid' bilip s�k s�k m�r�ca�t etti�i bu �yet, bilhassa ilim g�z�yle ele al�nd���nda, tek ba��na bir m�cize oldu�u kabul edilecektir.

Makro-�lemden mikro-�leme kadar, insan�n ara�t�rma ve d���nme sahas� i�ine giren ne kadar �ey varsa, gelecekte ayd�nlanan m�hiyetleriyle Kur'�n'� do�rulayacak ve Yaratan�n varl���n� ve birli�ini g�sterecektir. �imdi vitrinlerde te�hir edilen bu mevz� ile al�kal� y�zlerce kitaba bak�nca, il�h� bey�n�n s�ratle tahakkuk etmeye do�ru gitti�ini g�r�yor ve daha �imdiden, gelecekte anla��labilecek, tabiata ait binlerce dilin onu 'tesb�h etti�ini duyuyor gibi oluyoruz.

V�k�a, bug�n dahi pek �ok h�diselerin diliyle "yedi g�k arz ve bunlar�n i�inde bulunanlar, O'nu tesb�h ederler. O'nu hamdederek tesbih etmeyen hi�bir �ey yoktur. Ama siz, onlar�n tesb�hlerini anlamazs�n�z. " (�sr�/44) hakikatinden anlad���m�z �eyler, k���msenmeyecek kadard�r. Evet, atomlar�n ��z�len dili, bize pek �ok �ey if�de etti�i gibi nebulalar�n tarrakalar�ndan da, bir hayli �ey anlam�� bulunuyoruz. Ne varki, hen�z bu �lem��m�l tesb�hi duyacak ve anlayacak kimselerin say�s� pek az, onu d�nyaya duyuracak Kur'�n cemaat� da pek c�l�z bulunmaktad�r.

2- Kur'�n'�n anne karn�nda ceninin te�ekk�l ve geli�mesini anlatmas� da fevkal�de enteresand�r: "Ey insanlar, e�er �ld�kten sonra dirilmekten ��phede iseniz biz sizi, topraktan, sonra nutfe (sperm) den, sonra alaka'dan (embriyo), sonra yarat�l��� belirli belirsiz bir �i�nem et par�as�ndan yaratt�k ki, size a��ktan g�sterece�imizi g�sterelim. . . " (Hac/5) . Ba�ka bir yerde ise, kademe kademe anne karn�nda ge�irilen safhalara parmak bas�l�r ve ayd�nl�k getirilir: "Andolsun ki biz insan�, �amurdan meydana gelen bir �z ve s�zmeden yaratt�k. Sonra onu bir nutfe (sperma) olarak sa�lam bir kararg�ha koyduk. Sonra nutfeyi alaka (embriyo) ya �evirdik. Arkas�ndan alaka y� bir �i�nem et yapt�k. Onun arkas�ndan da, bir �i�nem eti kemik yapt�k ve kemiklere et (adale) giydirdik. Sonra da onu ba�ka bir yarat�k olarak in�� ettik (yani belli bir devreden sonra di�er canl�lardan ay�rarak istid�d�na g�re bir �ekil verdik)': (M�minun 12-13-14). Bir ba�ka �yetde ise; yine anne karn�ndaki de�i�ik bir noktan�n ayd�nlat�ld���n� g�r�yoruz: "Sizi annelerinizin karn�nda, �� karanl�k i�inde hilkatden hilkate (nutfe, alaka, mud�a) intikal ettirerek yaratmaktad�r... " (Z�mer/6) Bilindi�i gibi rahim, d���ndan i�e do�ru �� dokudan meydana gelir: Parametrium, Miometrium, Endometrium. Bu dokular, su, �s� ve ���k ge�irmez zarlar� sarm��t�r. Kur'�n bu dokulara (zulmet) diyor ve insan�n bu ��-zulmet i�inde yarat�ld���n� if�de ediyor.

�imdi, modern anatomiye rehberlik yapm�� olan bu �yetlerdeki �zl� if�delerle hekimlerimizi ba� ba�a b�rak�p ayr� bir hususa intikal edelim.

3- Kur'�n, s�t�n meydana geli� keyfiyetini de s�t gibi dupduru ve berrak olarak anlatmaktad�r: "Hayvanlarda da sizin i�in ibretler vard�r. Onlar�n kar�nlar�ndan fers (yara hazmedilmi� g�dalar) ile kan aras�ndan tertemiz, i�enlere i�imi kolay s�t i�iriyoruz. " (Nahl/66) Al�nan g�da maddelerinin, evvel� yar� hazm� ve sonra emilen maddelerin, s�t guddelerinde ikinci bir ameliye ve tasfiyeyi, Kur'�n, kelimesi kelimesine nakletmektedir.

4- Bir di�er mucizev� bey�n� da, her �eyin bir erkek, bir de di�i olmak �zere �ift �ift yarat�lm�� olmalar�d�r. "Ne y�cedir O ki, topra��n bitirdiklerinden, insanlar�n kendilerinden ve daha bilemedikleri nice �eyleri hep �ift yaratt�." (Yasin/36) Canl�lardaki erkeklik di�ilik �teden beri biliniyordu; ama, otlar�n, a�a�lar�n "ve daha bilemedikleri nice �eyler" s�z�yle atomlara, bulutlara kadar pozitif ve negatif �iftini ta'mim, olduk�a d���nd�r�c� ve hayret vericidir. Kur'�n daha ba�ka �yetleriyle de her �eyin �ift olmas� esas� �zerinde �srarla durmaktad�r. Arz edilen n�m�nenin k�fi gelece�i kanaatiyle di�er bir �yete ge�mek istiyorum.

5- Kur'�n, k�inat�n hilkati mevz�unu da, yine kendine has �sl�bla ele al�r: "�nk�r edenler g�rmediler mi ki, g�klerle yer biti�ik idi; biz onlar� ay�rd�k ve her canl� �eyi sudan yaratt�k. . " (Enbiva/30)

Bu anlat�� o kadar berrakt�r ki, ne d�nk� Kant ve Laplas'�n, ne de modern �a��n Asimow'lar�n�n faraziyeleriyle asla kirletilmemelidir.

�ster hilkatin ilk maddesi es�r olsun, ister b�t�n k�inatlan dolduracak kadar kocaman bir sahabiye "kaos" olsun; ve, sonra ister hayata d�yelik yapan su, d�nyadan y�kselen gaz ve buharlar�n, tekrar ya�mur �eklinde geriye gelip denizleri te�kil ederek, canl�lara m�s�it vasat ve men�e olsun, ister ba�ka �ekilde meydana gelsin... K�inat�n, bir b�t�n�n par�alar� ve birbirine n�m�ne ve mis�l tek hakikatin yapraklar� oldu�u anlat�l�yor ve Kaliforniya ��narlar�ndan insanlara kadar, v�cudun d�rtte ���n� te�kil eden suyun, hayatiyet ve ehemmiyetine parmak bas�l�yor.

6- B�t�n k�inat i�inde y�ld�z�m�z g�ne�in, ayr� bir ehemmiyeti vard�r. Ve, Kur'�n, onun en m�him bir yan�n� d�rt kelimelik bir c�mle i�inde ��yle if�de ediyor: "G�ne� de kendi m�stekarri (yani kendine t�yin edilen �izgide ve belli bir zaman i�indeki muayyen istik�met ve hareketi) i�inde akrep gider. " (Y�sin/38)

Bu bey�n, g�ne�in kendine tahsis edilen y�r�ngede ak�p gitti�ini anlatt��� gibi, ba�ka bir a��rl�k merkezine do�ru kay�p durdu�unu da if�de etmektedir. Ayn� zamanda, vaz�fesini bitirdikten sonra karar k�l�p bir yerde duraca��na da dikkat �ekmektedir.

Kur'�n kelimelerinin zenginli�indendir ki, b�yle d�rt s�zc�k ile pek �ok hakikat if�de edilir ve pek �ok karanl�k mesele v�z�ha kavu�turulur. B�yle b�y�leyici ve bel��ane ifadelerinden bir tanesi de, mek�n geni�lemesiyle al�kal� olan �yetdir.

7- "G��� kendi ellerimizle (kudret ve ir�de) yapt�k. Ve, Biz onu, devaml� geni�letmekteyiz." (Z�riyat/47) Yine d�rt kelime, �lem��m�l bir meseleye dikkatimizi �ekiyor. Siz, bu hususu, ister Huble'nin katsay�s�yla �z�h edin; ister ba�ka bir yolla; g�k cisimleri aras�ndaki mes�fenin gittik�e artt���n� anlatan �yet, kelimeleriyle, terkibiyle dupdurudur ve ne dedi�i de apa��kt�r.

8- Bir di�er �yette ise, bu yakla�ma, uzakla�ma ve birbiri i�inde d�n�p durmadaki, �tib�r� kanuna dikkat �ekilmektedir. "Allah O'dur ki, g�kleri g�rebilece�iniz bir direk olmadan y�kseltti.. " (Ra'd/2) Bir nizam i�inde hareket eden sistemler, y�ld�zlar ve peykler, bir k�ide ve direk �zerinde hareket etmektedirler ama, o direk bizim g�rebilece�imiz bir direk de�ildir. Bu direk cisimler aras�ndaki itme kanunudur (ani'1-merkez) . Hacc, 65'de ise, g�k cisimlerinin yer �zerine d��me durumunda oldu�unu, fakat Allah'�n m�s�ade etmedi�ini anlat�yor ki; bu da, cisimler aras�ndaki �ekme kanunudur.

Bu mevz�da ister Newton'un "c�zibe-i umumiye"si a��s�ndan, isterse modern astronomi �a��n�n "hayyiziyle" ele al�ns�n anlat�lan �ey fevkal�de a��k ve se�iktir.

9- G�n�m�z�n akt�el meseleleri aras�nda m�him bir yer i�gal eden, ay'a seyahat mevzuu da bir i��retle hissesini al�yor zann�nday�m. "Dolunay �eklini alan aya kasem ederim ki, siz mutlaka, tabakadan tabakaya binecek (y�kselecek)siniz." (�n�ikak/18-19). Daha �nceleri tefsirciler "h�lden h�le, �ekilden �ekile u�rayarak de�i�iklikler g�receksiniz" tarz�nda uygun bir m�n� vermi�ler ise de biz aya kasem edildikten sonra, sib�k �tibariyle yukar�da g�sterilen m�n�n�n daha muv�f�k olaca�� kanaatindeyiz.

10- K�re-i arz�n �ekil de�i�tirmesiyle al�kal� bey�n da fevkal�de c�zibdir: "Bizim, yere gelip onu u�lar�ndan eksiltti�imizi g�rm�yorlar m�? G�lib gelen onlar m�, yoksa biz mi? (Enbiya/44)."

Yerin u�lar�n�n eksilmesi; ya�mur, sel ve r�zg�rlarla da�lar�n a��nmas�ndan daha ziyade, kutub b�lgelerinin bas�kla�mas�ndan ibaret olsa gerektir.

11- Son bir mis�l de ay ve g�ne� benzerliklerinden verelim: "Biz gece ve g�nd�z� iki �yet (al�met) yapt�k. Gecenin �yetini (ay�) sildik; g�nd�z�n �yetini ayd�nlat�c� k�ld�k. " (�sra/ 12) .

�bn-i Abbas, gecenin �yeti ay, g�nd�z�n �yeti de g�ne�tir, diyor. Bu �tibarla gecenin �yetini sildik" s�z�nden, bir zamanlar ay�n da g�ne� gibi ���k veren bir peyk oldu�unu, �s�n�n bulundu�unu; daha sonra Y�ce Yarat�c�n�n, O'nun ���k ve �s�s�n� s�nd�rd���n� anlat�yor ki; bir y�n�yle ay�n ge�mi�ini dile getirirken, bir y�n�yle de, di�er y�ld�zlar�n kader ve �k�betlerine i�aret etmektedir.

��aret edilen bu bir ka� n�mune gibi, Kur'an'da daha pek �ok �yetler vard�r ki, hem insan� al�kadar eden her mevzuun -hi� olmazsa- icm�li Kur'�n'da bulundu�unu, hem de bu meselelere dair, �l�h� bey�n�n herkesin anlayaca�� �ekilde, fakat be�er i�in if�desi imk�ns�z m�cizev� oldu�unu g�stermektedir.

�lerde iktidarl� birisinin, Kur'�n'�n bu kabil �yetlerini, zikredilen �l��ler i�inde tefsir edece�i �midiyle, ben daha fazla tasd� etmek istemiyorum.